DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEYDOĞU ASYA; Moro'da bitmeyen savaş
Yazar Murat Yılmaz
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İspanyolların başlangıçta Faslı ve Endülüslü Müslümanlara verdikleri, Müslüman anlamındaki “moor”dan geliyor. Bangsamoro ise “Müslümanların diyarı” anlamında kullanılıyor. Dolayısıyla Müslümanların yaşadıkları adalar Bongsamoro olarak anılıyor. Bugün bu adalarda 10 milyonun üzerinde Müslüman yaşarken tüm Filipinler’de bu sayı 12 milyonu buluyor.
9. yüzyılda Çin ve Bruney’den bölgeye ulaşan Müslüman tüccarların etkisiyle ilk defa İslam’la tanışan bölgenin putperest halkı, İslam dininin emir ve yasaklarına uymaya başladı. Güçlü bir motivasyonla ve hızlı bir biçimde coğrafyanın tamamında yayılmaya başlayan İslam, zamanla bugünkü Filipinler devletinin her yanına ulaştı. 1450 ve 1515 tarihlerinde Sulu ve Mindanao adasında iki İslam sultanlığının kurulmasıyla bir devlet düzenine de kavuşan Moro’da, Müslüman halkın yaşamı Macellan’ın İspanya adına bölgeye ulaşmasıyla tamamen değişti.
İspanyolların İslam’ın tüm adalarda kök salmaya başladığı bu dönemdeki işgali yoğun bir karşı koyuşla geri çevrilmeye çalışılsa da, bölgenin son yöneticilerinden Raja Süleyman’ın 1571 yılındaki direnişinin kırılmasıyla bölgedeki İslami ilerleyiş de durdu. İspanyollar kuzey adalarını ele geçirdikten sonra tüm güçleriyle Mindanao ve çevresindeki Müslüman adalara saldırdılar fakat başarılı olamadılar. Gerilla taktiği ile düşmanlara karşı koyan Morolular, İspanya ordularına geçit vermediler.
Sonrasında, üç buçuk asır boyunca bölgedeki egemenliği devam eden İspanya, misyonerlerin yoğun çalışmalarıyla Müslümanların yaşadıkları güney adaları hariç bugünkü Filipinler’in neredeyse tamamını Katolikleştirdi. İspanyolların bölgeden çekilişi ABD’nin 1898 yılında coğrafyaya hakim olmasına kadar devam etti. ABD de, tıpkı İspanyolların yaptığı gibi başta Moro olmak üzere bölgede büyük katliamlar gerçekleştirdikten sonra bölgenin kontrolünü ele geçirdi. 124 bin ABD askeriyle başlayan ve üç sene süren kuşatmada 700 binin üzerinde insan hayatını kaybetti.
ABD hakimiyetindeki Filipinler, II. Dünya Savaşı sırasında Japonların eline geçti. Savaşın ardından 1946 yılında bugünkü Filipinler devleti oluşturuldu. Bölge Müslümanları ise kendilerine sorulmaksızın dahil edildikleri bu yeni devleti kabul etmediler. Müslümanların ABD’ye yaptıkları özgür ve bağımsız bir devlet olma amaçlı ziyaretleri bir netice vermeyince bölgede bu kez Filipinler yönetimine karşı 20. yüzyılın ikinci yarısındaki ilk mücadele de başlamış oldu.
800’ünde insanların yaşadığı 7100 adadan müteşekkil Filipinler Devleti, başta Mindanao olmak üzere Müslümanların bulunduğu adaların tamamını bilinçli bir yoksullaştırma ve istikrarsızlaştırma sürecine maruz bıraktı. Müslümanların yaşadıkları alanlara hiçbir yatırım yapılmazken, özellikle 60’lı yılların sonundan itibaren bölgeye yoğun bir saldırı süreci başladı. Morolular camilerde, sokaklarda katliama uğruyorlardı; aynı akıbeti yaşamak istemeyenler ise evlerini terk etmeye başladılar ve böylece Moro, mülteci akınlarıyla tanışmış oldu. Bu sonu gelmeyen istikrarsız ortam, bölge Müslümanlarını örgütlü bir yapı içerisinde hareket etmeye itti. Böyle bir ortamda, 1972 yılında aralarında Selamet Haşimi ve Nur Misvari gibi uzun yıllar bölgedeki direnişi örgütleyecek olan isimlerin de bulunduğu Moro Ulusal Kurtuluş Örgütü (Moro National Liberation Front/MNLF) kuruldu. Tam bağımsızlık hedefiyle yola çıkan MNLF içerisinde 1976 yılında Filipinler hükümetiyle Trablus’ta yapılan ve aynı ismi taşıyan anlaşma sonrasında ciddi ayrılıklar yaşandı. Anlaşma şartlarını beğenmeyen ve Misvari’yi iş birlikçilikle suçlayan Haşimi, 1977 yılında Moro’nun ikinci direniş örgütü olan Moro İslami Kurtuluş Örgütü’nü (MILF) kurdu. 2003 yılındaki vefatına kadar yapının başında bulunan Haşimi’nin yerine bugün hâlâ bu görevde bulunan Murat Süleyman geçti.
1977 Trablus Antlaşması’nın bozulması fazla zaman almadı ve 1980 yılında çatışmalar yeniden başladı. Filipinler’in bozduğu anlaşma sonrasında, tekrar tekrar görüşmelerde bulunulduysa da bunlardan çok azı netice verdi. Başarılı olan anlaşmalardan biri, 1993 yılında Endonezya’da imzalanan İlkeler Antlaşması oldu. Üç yıl devam eden görüşmeler akabinde Moro’ya özerklik veren anlaşma, MNLF ile 1996 yılında Cakarta’da imzalanarak uygulamaya konuldu. Bir sene sonra, bu kez MILF ile Filipinler arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Fakat Moro özerk devletini oluşturacak şehirlerin demografik durumlarıyla ilgili olarak çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle bu anlaşma da başarılı olamadı. Bu uzun tarihi süreç boyunca mücadele tüm şiddetiyle devam etti. Morolular kıt imkanlarıyla savaşı sürdürürken her saldırı, sayıları yüz binleri aşan yeni mülteci dalgalarını oluşturdu. Maalesef bu insanların çok azı hariç, evlerinden uzaklaşanlar bir daha geri dönemediler. Bataklık kenarlarında, sefalet içerisinde başlayan mülteci hayatlar zamanla bu yerleşkelerden de göç edilerek devam etti. Müslümanlara ait olan balta girmemiş ormanların bulunduğu verimli ve bereketli arazilere ise Katolik yerleşimciler iskan ettirildi. Ayrıca bu yerleşimcilere iş imkanları tanınarak, zenginleşmeleri sağlandı. Bu yerleşim politikası süreç içerisinde o kadar ileri boyutlara getirildi ki, zamanla Müslümanlar adada azınlık durumuna düşürüldüler. Bugün 30 milyonluk Mindanao Adası’nın yalnızca 10 milyonu Müslüman’dır.
Moro’da bu şekilde 40 yıla yakın bir süredir devam eden baskı ve saldırı döneminde 125 binin üzerinde kişi hayatını kaybederken, yüz binlercesi de evlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda kaldı.
Başlangıçta bağımsızlık hedefiyle yola çıkan Moro’daki her iki hareket de süreç içerisinde özerkliğe rıza gösterirken, liderliğini Nur Misvari’nin yaptığı MNLF hareketi Filipinler Devleti’yle direkt iş birliğini devam ettirmektedir. MILF ise, Filipinler yönetimine karşı silahlı mücadeleyi sürdürmektedir.
Moro’yu uzun aradan sonra dünya gündemine taşıyan olay ise, 4 Ağustos 2008 tarihinde yapılması öngörülen anlaşmanın Filipinler Anayasa Mahkemesi tarafından son anda bozulmasıyla yaşandı. 11 yıl aradan sonra 3 sene 8 ay süren görüşmeler sonrasında hazırlanan anlaşmanın savaştan beslenen birtakım Filipinli yöneticilerin başvurularıyla bozulması, Ramazan ayı öncesinde bölgeyi yeniden kan gölüne çevirdi. Anlaşma, Müslümanlara güneyde, kendi temel kanunları, polisi ve iç güvenlik kuvvetleriyle yurtlarını kurma hakkı veriyordu. Bölge, kendi banka ve finans sistemini, sivil servislerini, kurumlarını, yasama ve seçim kurumlarını kurabilecekti. Bölgedeki madenler ve diğer doğal kaynakların çıkarılması ve kullanılması konusunda da tam kontrol bulunmaktaydı. Kendi yöneticileri tarafından idare edilecek olan Moro, diğer ülkelerle ticari anlaşmalar yapıp heyetler gönderebilecekti. Ayrıca bölge, BM ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’ne de temsilci atayabilecekti.
Anlaşmanın son anda bozulması bölgedeki istikrar ve barış hedeflerini yeniden boşa çıkarttı. Savaşın hemen akabinde İHH ekibi olarak bulunduğumuz Kotabato bölgesinin kuzeyi ise savaşın merkez coğrafyalarındandı. Her iki taraftan toplam 400 binin üzerinde mültecinin bulunduğu Moro’da hayatını kaybedenlerin sayısı ise 300’ü aştı.
Siyasi kaosun yanı sıra yoğun bir biçimde muson yağmurlarının da devam ettiği coğrafyada yaşanan sel felaketleri nedeniyle insanların zor durumda kalması bölgede insani krizi derinleştiriyor. Bir kısmını ziyaret ettiğimiz ve insani yardımlarda bulunduğumuz mülteci aileleri, bataklık kenarlarında, çadır bezlerinin altında gıdasız, ilaçsız bekleyişlerini sürdürüyorlar. Mülteci kamplarında görüşme yaptığımız mülteciler, evlerinin yakılıp yıkıldığından ve tüm eşyalarının yağmalandığından bahsettiler. Halihazırda dünyanın hiçbir yerinden yardım alamayan bu insanlar, bir an evvel bölgede istikrarın sağlanmasını ve evlerine geri dönecekleri günü bekliyorlar.
Bölgeye dair bu değerlendirmemizi, görüşme fırsatı bulduğumuz MILF’in Siyasi İşler Sorumlusu Gazali Cafer’in sözleriyle bitirelim: “İslam ülkelerine, Türk hükümetine ve Türk liderlere bir mesaj göndermek istiyoruz. Lütfen Mindanao’da olanları dikkatle incelesinler. Bu problemin çözümü konusunda bize büyük yardımları dokunabilir. Şu zamanda Bangsamoro halkının desteğe çok ihtiyacı var. Mindanao’da barışçı, akılcı, kalıcı ve kabul edilebilir bir çözüm elde etmememiz yönünde destek olmanızı istiyoruz. Sizden ve uluslararası kamuoyundan istediğimiz sadece bu.”
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti...
DOSYA: Çocuk korunmasının tarihsel gelişimi Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı ko...
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzer...