Ölümler Savaş öncesi dönemde Irak’ta insanların sokakta yürürken ölme ihtimali %1 olarak kabul edilecek olura, bugün bu ihtimal %58 daha fazla. Her ay ortalama 4000 insanın şiddet sebebiyle hayatını kaybettiği Irak’ta, sivil ölüm sayısı hakkında değişik rakamlar ifade edilse de herkesin üzerinde birleştiği nokta, ülkedeki mağdur sayısının her geçen gün katlanarak arttığıdır. Savaş öncesi dönemde Irak’ta insanların sokakta yürürken ölme ihtimali %1 olarak kabul edilecek olursa, bugün bu ihtimal %58 daha fazladır. Bu da herhangi bir kişinin evine dönme ihtimalinin yarıdan daha düşük olduğunu gösteriyor.
Irak’ta işgalin başladığı 2003 Mart ayından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı hakkında üç farklı kaynağın rakamları karşılaştırmalı olarak ele alındığında, durum ne kadar çelişik görünürse görünsün, ölen sivillerin sayısı her birinde on binlerle ifade ediliyor ve sivil mağduriyetin artan boyutları ile ilgili gerçek değişmiyor. Bu hesaplamalarda en düşük rakam işgal güçleri ve Batılı STK’ların verdiği bilançolarda bulunuyor. Bunların verdiği rakamlara göre, savaşın başladığı 2003 yılı Mart ayından bu yana ölen Iraklı sivillerin sayısı 95.000. Irak Sağlık Bakanlığı ise beş yılda ölen sivillerin sayısını 155.000 olarak ifade ediyor. Yine, Batılı araştırma ve uzmanlık kuruluşlarının (Lancet dergisi gibi) ailelerle görüşerek yaptığı hesaplama ise 650.000 sivilin öldüğünü ortaya koyuyor.
Açlık Irak’ta gıda güvenliği olmadığından toplamda 8 milyon Iraklının düzenli olarak yardım alması gerekiyor. Bu da nüfusun yaklaşık %30’a yakın bir bölümünü oluşturuyor. Irak’ta ekonominin zarar görmesi ve altyapının kendini yenileyememesi sebebiyle halen 6 milyon 200 bin kişi açlık çekiyor. Bu da, her dört Iraklıdan birinin açlık sorunu yaşadığı anlamına geliyor. Ülkede gıda güvenliği olmadığından toplamda 8 milyon Iraklının düzenli olarak yardım alması gerekiyor. Bu da nüfusun yaklaşık %30’a yakın bir bölümünü oluşturuyor. 1990 yılında ortalama bir Iraklının aldığı günlük gıda değeri 3300 kalori iken, 2003’e kadar süren ambargoda bu değer 1000 kaloriye gerilemiş, işgalin başladığı tarihten bu yana çok az yukarıya hareket etse de, olması gereken noktanın çok gerisinde kalmıştır. Irak’ta doğan bebeklerin %23’ü normal değerlerin altında bir kiloda doğuyor. Irak, normal kilosunda olması gereken beş yaş altı çocuk sıralamasında dünyada Afrika’daki birkaç ülkeden sonra en kötü rakamlara sahip. Fakirlik sınırında bulunan Iraklıların oranı: %75
Eğitim Irak’ta okul çağındaki her beş çocuktan sadece biri okula gidebiliyor. 800 bin çocuk okulunu terk etmek zorunda kaldı. Her 10 kişiden 4’ü okuma yazma bilmiyor. Irak’ta okul çağındaki her beş çocuktan sadece biri okula gidebiliyor. Ülkede işgal sonrası yaşanan şiddet sebebiyle ve özellikle mezhebi güdülerle gerçekleştirilen saldıralar sonrasında 800 bin çocuk okulunu terk etmek zorunda kaldı. Ambargodan önceki dönemde okuma yazma oranının %80’lere kadar çıktığı ülkede, okuryazarlık oranı 15 yılda %60’a gerilemiş durumda; yani bugün Irak’ta her 10 kişiden 4’ü okuma yazma bilmiyor. Bu oran kadınlarda %47 seviyelerinde. 1980’li yıllarda Ortadoğu’da en iyi eğitim veren ülke konumundaki Irak, bugün tüm bölgenin en geri kalmış ülkesi durumunda. Yetişkinlerin %22’si hiç okula gitmezken, ilkokula yazılma oranı bir üst seviyede, örneğin liseye kayıtlarda yarı yarıya azalmakta, üniversiteye girişlerde ise olması gerekenden onda bir daha düşük seyretmekte. Irak, eğitimciler açısından da dünyadaki en tehlikeli bölgelerin başında geliyor. İşgalin başlangıcından bu yana 500’ü aşkın eğitimci ve bilim adamı suikastla hayatını kaybederken, önemli bir bölümü de ülke dışına kaçmak zorunda kalmış. Ülkede kalanlar ise, yurt dışındaki meslektaşlarının aksine, hiçbir akademik yenileşme gerçekleştirememekte, bu da Irak’taki kültürel ve entelektüel birikimi tükenme noktasına getirmektedir. Güvenlik sorununun yanı sıra, eğitim altyapısına son 20 yıldır hemen hiçbir yatırım yapılmamış olması durumu, yeni dönemde de sürmektedir. Altyapı çalışmalarında 35 milyar dolarlık planlamada eğitime ayrılan pay 1 milyar doları zar zor bulmaktadır. Yayımlanan bilimsel makale sıralamasında Irak, 57 İslam ülkesi içinde sondan beşinci sıraya gerilemiştir.
Sağlık İşgal öncesi Irak’ta, kayıtlı yaklaşık 34 bin doktor bulunmaktaydı. 2003 sonrası, işgalden bu yana, ülkede yaşanan şiddet olayları sebebiyle 20 bini aşkın doktor ülkeyi terk etti. Aynı sürede yaklaşık 2 bin doktor da öldürüldü. Doktor sayısındaki bu dramatik düşüşün en yıkıcı etkisi ise, yaralanmaların arttığı bir dönemde ortaya çıkan doktor açığı ve bunun ölümcül sonuçlarının yüksek oranıdır. Cerrahi müdahale gerektiren hastaların %75’e yakını bomba ya da silah yaralanmaları sebebiyle hastanelere başvuranlardan oluşuyordu. Bu yaralıların büyük bölümü doktor ve teknik imkan olması halinde tedavisi mümkün hasta kategorisindeydi, ancak yaralıların yarıdan fazlası hayatını kaybetti. İslam ülkeleri arasındaki bir karşılaştırmada, her 10.000 kişiye düşen doktor sayısı bakımından Irak, altı doktor ile bugün sondan en kötü 10 ülke arasında.
Irak’ta çocuk ölümlerinin %70’i iyileştirilebilir ishal ve solunum yolu hastalıkları sebebiyle yaşanmakta. Ülkede 1989’da çocuk ölüm oranı her 1000 canlı doğumda 60 iken, 2001 yılında bu rakam iki katına (133) çıkmış; bugün 107 çocuk ölümü ile küçük bir iyileşme kaydedilse de Irak, İslam ülkeleri içinde, bu konuda Afganistan (129) ve Somali’den (120) sonra en kötü üçüncü sıradaki ülkedir. Beş yaş altı çocuklardaki ölüm oranı açısından Irak’ta her 1000 çocuktan 130’u beş yaşını göremeden hayatını kaybediyor. Bu rakam da İslam ülkeleri içinde yine Somali (224) ve Afganistan’ın (191) ardından üçüncü en yüksek rakam. Sağlık merkezlerinin sayısı 1991 yılında 1800 iken, bugün bu rakam üçte bire düşmüş durumda. Kalanların da yarıdan fazlası yenilenmeye ihtiyaç duyuyor. Hastanelerde her 10.000 hastaya düşen hasta yatak sayısı 13 gibi çok düşük bir seviyeye gerilemiş durumda. Bu sıralamada da Irak yine İslam ülkelerinin en kötüleri arasında. Iraklıların %70’i temiz suya ulaşamıyor. Bu oran içinde temiz içme suyuna ulaşamayanların %40’ını çocuklar oluşturmakta. Bu ise dünya ortalamasının çok çok üzerinde bir rakam. Irak; Somali, Afganistan ve Yemen gibi ülkelerden sonra bu konuda en kötü değere sahip dördüncü ülke. Ülkedeki meskenlerin sadece %19’unun kanalizasyon sistemi bulunuyor. Çeyrek milyon insanın savaşta kullanılan silahların yan etkileri nedeniyle kronik rahatsızlık çektiği Irak’ta, İHH İnsani Yardım Vakfı’na başvuran Iraklı hastaların şikayetlerinin %40’ını kimyasal silahların yol açtığı tümör hastalıkları ve kanser türleri oluşturmaktadır. Ülkedeki şiddet sebebiyle başta çocuklar olmak üzere insanların tamamına yakını psikolojik rahatsızlıklar yaşamakta. Iraklıların pek çoğu uykusuzluk, ümitsizlik ve kaygı sebebiyle yaşamdan umudunu kesmiş durumda. Irak’ta sigara ve uyuşturucu kullanım oranı dünya ve bölge sıralamalarının çok üstünde. Yetişkinler arasında sigara kullanımı oranı %25’e ulaşırken henüz resmi istatistik yapılmadığından oran tam olarak tespit edilememekle birlikte uyuşturucu da büyük bir yaygınlık göstermeye başlamış durumda. Sağlık altyapısındaki yıkımın ve ülkedeki ihtiyacın büyüklüğüne rağmen Sağlık Bakanlığı bütçesi tüm ülke bütçesinin %4,7’sini oluşturmakta. Bu oranın içinden idari giderler, personel maaşı ve ulaşım masrafları gibi teknik harcamalar çıkartıldığında, sağlık harcamaları için ayrılmış bütçe, yukarıdaki rakamın yarısına kadar düşmekte.
TOPLUMSAL YIKIM Dul ve yetimler 6,5 milyar nüfuslu dünyada halen 107 milyona yakın yetim bulunduğu göz önüne alındığında, bu sayının neredeyse %5’ini sadece Iraklı yetimler oluşturmakta. İşgalin başladığı 2003 yılından bu yana her gün ortalama 400 çocuk yetim kalırken, ortalama 80 kadın da dul kaldı. Halen ülkede beş milyonu aşkın yetim çocuk ve bir milyonun üzerinde dul bulunuyor. Dul kalanların tamamı eşi öldürüldüğü için bu duruma düşmüş değil. Ülkede artan boşanma oranları da bu rakamlara etki ediyor. Irak toplumunda savaş öncesi dönemde fazla yaygın olmayan boşanmalar, bugün %200 oranında artmış durumda. Buna karşın yeni evlilikler de %50 oranında azaldığından, Irak toplumu, savaş sonrası sendromuna, yani kadın sayısı ile erkek sayısı arasındaki dengenin kadınlar aleyhine bozulması sürecine girmek üzere. Ataerkil bir toplum olan Irak’ta erkek nüfusun azalması, aile yapısını tamamen tehdit ederken, ekonomik ve ahlaki bakımdan da kadınları savunmasız duruma düşürmektedir. Psikolojik ve fiziki şartların olumsuzluğu sebebiyle kadınların %65’inin düşük yaptığı ülkede, aileyi bir arada tutan değerler giderek zayıflamakta. 6,5 milyar nüfuslu dünyada halen 107 milyona yakın yetim bulunduğu göz önüne alındığında, bu sayının neredeyse %5’ini sadece Iraklı yetimler oluşturmakta. Yani dünya nüfusunun 0,3’lük bir bölümünü oluşturan Irak, dünya yetimlerinin %5’ine sahiptir. Rakamın bu denli yüksek olmasının yanında, yetimlere yönelik rehabilitasyon, bakım, maddi yardım ya da eğitim gibi hizmetlerin çok sınırlı olması, toplumun geleceği açısından büyük bir risk oluşturmakta. Babalarını kaybeden ailelerin en önemli sorunu, büyük erkek evladın çalışmak üzere eğitimini bırakıp sokağa çıkmasıdır. Bugün Irak’ta 14 yaş altındaki çocukların %15 gibi yüksek bir oranı çocuk işçi olarak çalışıyor. Çocukları bekleyen en büyük tehlikeler, eğitim imkanlarının yokluğu, uyuşturucuya alışmaları ve her türlü istismara açık hale gelmeleridir. Resmi sayı tam olarak bilinmemekle birlikte binlerce çocuk, dilenci olarak sokaklarda çalışmakta ya da şiddet gruplarının savaşçısı haline gelmektedir. Irak’ta dört yıl öncesine kadar çocukların büyük bölümü evlerinde ailelerinin yanında yaşıyordu ama şimdi %40’ı göçmen olarak başka bir bölgede ya da akrabalarının yanında bulunuyor. Bu çocukların evlerine geri dönüşü veya rehabilitasyonu için ise ciddi hiçbir çalışma yapılmıyor. 2005-2007 yılları arasındaki bütçe harcamaları içinde kadın ve çocuklar için ayrılan oran sadece %0,6’dır. Irak, 195 ülke arasında yapılan sıralamada çocuk ölümlerinin en fazla olduğu ilk 27 ülke arasında bulunmaktadır. Dul ve yetim sayısının bu denli yüksek seviyede olması, Irak toplum yapısının gelecek yıllarını etkileyeceğinden, acilen gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Bugün bu insanların küçük bir bölümü devletten aldığı aylık ortalama 150 dolarlık dul aylığı ile geçinmeye çalışsa da, %80’e yakını ya hiç yardım alamamakta ya da yardım kuruluşları ve akrabalarından gelen düzenli olmayan yardımlarla yaşamlarını sürdürmektedir. Bu tür yardımlar devletin sosyal kurumları tarafından verilen maaş ödemeleri gibi süreklilik arz etmediği için, sorunun köklü bir şekilde çözümüne hizmet etmekten çok, durumu idare etmeye yaramaktadır.
Mülteciler Irak’ta toplumsal yapıyı parçalayan cinayetler, ülke içinde ve ülke dışında büyük bir Iraklı mülteci sorununa neden olmuştur. Ülke içinde mezhebi ve etnik sebeplerle yer değiştirenlerin sayısı 4 milyonu bulurken, ülke dışına kaçanların sayısı 2,5 milyonu geçmektedir. Ülke nüfusuna oranladığımızda Irak’ta her dört kişiden birinin mülteci olduğu görülmektedir. Yerinden edilen Iraklıların yarıya yakınını ise çocuklar oluşturmaktadır. Bu insanlar Irak içinde gittikleri bölgelerde ya akrabalarının yanında ya da metruk mahallerde iptidai çadırlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Ülke dışına çıkan mülteciler ise, gittikleri ülkelerde çoğunlukla insan onuruna yakışmayacak koşullarda, yardıma muhtaç, sağlık hizmetleri olmaksızın ve her türlü güvenlikten yoksun olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmakta.
Tutsaklar Irak’ta Amerikan işgal güçlerinin elinde halen yargılanmaksızın tutulan 25 bini aşkın esir bulunuyor. Irak güvenlik güçlerinin elindekilerle birlikte sayı bu 60 bine ulaşmaktadır. Bu tutuklulardan 840 tanesi çocuktur. Toplumsal barışın önündeki en önemli engellerden biri olarak görülen tutsaklar konusu Irak’ta hemen birçok ailenin gündemindedir. Dünya sıralamasında her 100 bin kişiye düşen tutsak sayısı bakımından üst sıralarda bulunan Irak (250); Amerika (756) ve Rusya (611) gibi yüksek nüfuslu ülkelerin ardından ilk beşe girmektedir.
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında ...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispan...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, ulu...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şe...