SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç* PDF Yazdır E-posta
Yazar Av. Taner Kılıç   
ImageMültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda bulunanlar, İçişleri Bakanlığınca “uydu kent” olarak tabir edilen şehirlerde mecburi ikamete zorlamaktadır.
İltica tarihi insanoğlunun tarihi kadar eski olduğu için tarihin hemen her döneminde iltica olgusu “geleneksel hukuk”un bir parçası olarak karşımıza çıkmıştır. Özellikle “yaşamın tehdit altında olması veya işkence görme riski bulunan ülkeye sınır dışı edilmeme” anlamında gelişen non-refoulement (geri göndermeme) ilkesi, geleneksel hukuktan günümüze ulaşan çok önemli bir mülteci hukuku ilkesidir. Buna bağlı olarak birçok din ve kültürün tarihinde iltica olgusu çok önemli bir unsur olarak uygulama imkanı bulmuştur. II. Dünya Savaşı sonrası şartlarında ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) madde 14’te iltica hakkı temel/birinci kuşak insan haklarından birisi olarak kabul edilmiştir. İHEB’nin hemen ardından II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle ülkesinden kaçmak zorunda bırakılan nüfus için, beyannamenin çok ötesinde kuvvetli bir hukuksal koruma imkanı getiren 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme (Cenevre Sözleşmesi) kabul edilmiş, sonradan sorunun zaman ve zemin sınırlamasına bağlı olmadığı gözetilerek 1967 yılında New York’ta imzalanan bir protokol ile sözleşmenin zaman ve zemin sınırlaması ortadan kaldırılmıştır. Ancak halen Türkiye’de de olduğu gibi sözleşmeyi coğrafi sınırlama ile imzalayan ülkelere bu sınırlamalarını devam ettirebilme imkanı tanınmıştır. İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi 3. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 3. maddeye ilişkin olarak geliştirdiği içtihatlar, yine çok önemli bir koruma alanı oluşturmaktadır. Türkiye’nin iltica alanına ilişkin uluslararası mevzuatını belirleyen düzenlemeler esas olarak bunlardır.

Ulusal mevzuatımıza baktığımızda ise, 1994 yılına kadar bu alanın “idari tasarruflar” ile idare edildiği, ancak 1992 yılında bir gecede 468 bin Kürt’ün Türkiye’nin sınır kapılarına dayanmasından sonra ülkede bu konuda hemen hiçbir hukuki düzenlemenin olmadığının fark edildiği görülmektedir. Ancak bundan sonra, 1994 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile bir yönetmeliğin düzenlenmesi söz konusudur ki, bu birinci kuşak bir insan hakkı için çok zayıf bir hukuki düzenlemedir. Olması gereken, iltica hakkına anayasal bir koruma sağlanmasıdır. Bu nedenle sığınmacılara sağlanmaya çalışılan hukuki yardımın daha sağlam ayaklara oturması ve iltica hakkının anayasaya dahil edilmesi için uğraş vermek hepimizin görevi olarak bilinmelidir. Ancak görünen o ki, iltica hakkı ve uygulamasına yön veren temel eğilim, onun anayasada koruma altına alınmış bir hak olup olmadığının ötesinde, Türkiye’nin AB üyelik müzakere sürecinde konuya verilen öneme göre belirlenmiştir. Türkiye’nin 2005 yılında açıkladığı İltica ve Göç Alanına İlişkin Ulusal Eylem Planı (UEP)’nda, alanın artık saklanamaz ancak göreli dürüst fotoğrafı çekilmiş ve yapılacak düzeltmeler kısa, orta ve uzun vadeli olarak sıralanmıştır. Burada vaat edilen taahhütler aslında o tarihe kadar (ve halen de) Türkiye’de olması gereken bir sığınma sisteminde bulunması gereken altyapı ve mekanizmanın olmadığının itirafı mahiyetindedir. Ancak, UEP’da geleceğe yönelik olumlu ve iyimser bir bakış açısının varlığından söz edilebilir. Buna karşın 2005 yılında duraklama evresine giren Türkiye-AB müzakere süreciyle ilintili bir şekilde, 2006 yılında yapılan yönetmelik değişikliği ve 2006 Haziran Genelgesi’nde daha olumsuz ve sığınmacıların haklarını tehdit eder bir gelişim seyri kendisini göstermiştir. Mevzuatta yaşanan bu daralmanın uygulamada da kendisini gösterdiği belirgin bir şekilde hissedilmektedir.
Image
Türkiye’de insan hayatına yönelik en önemli kararların verildiği iltica prosedür sürecinde, maalesef hemen hemen yargısal denetim hiç işletil(e)memektedir. İdari denetimle ilgili olarak ise oldukça ciddi soru işaretleri vardır. İçişleri Bakanlığı ve BMMYK’da süren “paralel prosedürdeki” bekleme süreleri minimum 2,5 yıl olup takdir edilecektir ki, bu süre tüm sosyal sorunları ve yasal çalışma imkanlarından yalıtılan ve uydu kentlerde her türlü sorun ile baş başa bırakılan sığınmacılar için “tahammül edilemez” bir zaman dilimidir.

Türkiye’de iltica prosedürüne onca zorluğa rağmen erişebilmiş kişilerin hemen hemen yarısının, prosedürün sonucunu beklemeksizin, ikamete zorlandıkları uydu kentlerden kaçmaları ve tekrar iltica başvurusu yapabilecekleri yeni bir ülke arayışına girmeleri gerçeğinin üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Olumsuz kararlara karşı, gidilen az sayıdaki idari yargı davasında ise etkin işleyen bir yargısal denetimin olmadığı düşüncesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin Jabari&Türkiye kararından bu yana koruduğu bir içtihattır. Bu nedenle az sayıdaki mülteci hakkı savunucusu avukat ve insan hakları örgütü, bu alanda etkin koruma sağlayabilmek ve haksız sınır dışı edilmelerin önlenebilmesi için üç-dört ayda ancak sonuçlanan idari yargıdaki yürütmenin durdurulması taleplerinden medet ummaktan ziyade, birkaç saat içinde sonuçlanan ve sırf bu nedenle etkin koruma sağlayan AİHM’e başvurmaktadır. Son aylarda peş peşe AİHM’den alınan sınır dışı etme işlemlerinin önlenmesine dair kararlar, umarız yakın zamanda AİHM’e başvurmaya gerek kalmaksızın ülke içinde etkin işleyen bir uygulamaya öncülük edecektir. Zira ülke içinde sığınma prosedürüne erişmek veya prosedür içinde haklarının yargısal denetimini sağlayabilmek hayati bir öneme sahiptir. Oysa Türkiye’de, avukatlar dahil olmak üzere, kanun uygulayıcılarında, mülteci hukukuna dair genel bir bilgisizlik ve belki biraz da aymazlık ciddi oranda devam etmektedir. Bundan dolayı bu alana ışık tutması gereken içtihat hukuku hemen hiç geliş(e)memektedir. Türkiye’de bulunan mülteci ve insan hakları örgütlerinin bu nedenle her fırsatta evrensel mülteci hukuku standartlarını baz alarak mülteci hukuku çalışmaları yapmasında hayati bir önem vardır.

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurularını, İçişleri Bakanlığı “uydu kent” olarak tabir edilen şehirlerde mecburi ikamete zorlamaktadır. Sığınmacılara bu şehirlerde haftada bir veya birkaç kez Yabancılar Şubesi’nde imza vermeleri şart koşulurken, mülteciler barınma, çalışma, medeni hakları kullanma gibi birçok sosyal ve insani alandaki ihtiyaçları karşılama noktasında ise yalnız bırakılmaktadırlar. Bu kişilere yönelik “yasal ve otomatik işleyen” mekanizmalar olmadığı için bazı şehirlerde bazı kamu idarecilerinin inisiyatifi ile gelişen olumlu uygulamalar maalesef kaideyi bozmayan istisnai uygulamalar olarak görülmektedir. Son yıllarda, uydu kentlerde sığınmacıların sosyal ihtiyaçları için yardım etmek üzere gelişen sivil inisiyatif oluşum ve platformları, İHH gibi insani yardım örgütlerinin yardımları, toplum olarak biraz yüzümüzü ağartacak potansiyeli taşımaktadır.
Image
Kamusal alanda, son yapılan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası değişikliklerinde maalesef asıl sorunu yaşayan ve sosyal güvencelerden tamamen yoksun olan sığınmacı nüfus, kapsam dışında bırakılmıştır. Türkiye, Harçlar Yasası’ndaki düzenlemeler gerekçe gösterilerek halen sığınmacıları kendi hazinesi için bir “gelir kaynağı” olarak değerlendirmektedir. Sığınmacılardan talep edilen ikamet harçları, birkaç nüfuslu ve yavaş işleyen mekanizmadan ötürü uzun yıllara sarkan süreçten ötürü oldukça büyük rakamlara ulaşmaktadır. İltica süreci olumlu sonuçlanıp üçüncü ülkelere yerleştirilecek kişiler için bu bedeller ciddi engeller teşkil etmektedir. Türkiye, bir an önce Harçlar Kanunu’nu sığınmacılar lehine değiştirerek sığınmacıları kendi hazinesi için gelir kaynağı gibi gören ülke görüntüsü utancından kurtarılmalıdır.

* Mültecilerle Dayanışma Derneği / Mülteci-Der
 
< Önceki   Sonraki >
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...

Sayı 47

ADANMIŞ HAYATLAR: Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dün...

DÜNYA GÜNDEMİ: Kafkasya'daki savaşla kırılan fay hatları
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, ulu...

İSLAM COĞRAFYASI: İhtilaller ülkesi Moritanya

Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında ...

Kısa kısa
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan ...

DOSYA: Çocuk istismarı ve ihmali: Türkiye ve dünyada durum
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişile...

DÜNYA GÜNDEMİ: Afrika'da kronik açlığın temel sebepleri
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer al...

DOSYA: Çocuk korunmasının tarihsel gelişimi
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı ko...