SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Abdulhalim Yılmaz* PDF Yazdır E-posta
Yazar Av. Abdulhalim Yılmaz   
Türkiye’de mültecilerin hukuki sorunlarının çözülmesi ve STK’ların rolü

ImageGünümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüzdeki yıllarda küresel ısınma, doğal afetler gibi nedenlerle insanların yerlerini değiştirmek zorunda kalacak olmaları sebebiyle “iklim mültecileri” kavramının da tartışılacağını tahmin etmek zor değildir.

Mültecilik olgusu ve beraberinde gelen sorunlar insanlık tarihinin çok eski dönemlerinden bu yana devam edegelmektedir. Tarih, sayısız iltica (sığınma) örnekleriyle doludur. İslam tarihinde ilk Müslümanların, üzerlerindeki baskılar ve zulümlerin dayanılmaz boyutlara ulaşmasından sonra, Habeşistan Krallığı’na sığınmaları, Mekkeli yöneticilerin sığınan grubun teslim edilmesine yönelik talebinin reddedilmesi, bir süre sonra Mekke’deki Müslüman topluluğun maruz kaldığı zulmün etkisiyle Medine’ye hicret etmesi, bu anlamda önemli örneklerdendir.

Üzerinde yaşadığımız topraklar da sığınma örnekleriyle doludur. İspanya’dan kaçan Yahudilere Osmanlı İmparatorluğu sığınma hakkı tanımıştır. Farklı zamanlarda gelen Macarlar, Polonyalılar, Beyaz Ruslar; Balkan ve Kafkasya bölgelerinden gelen farklı Müslüman topluluklar Anadolu’ya sığınmışlardır.
İnsanların çeşitli sebeplerle göç etmeleri, bulundukları yerleri değiştirmek zorunda kalmaları; daha iyi sosyal, ekonomik, kültürel vb. imkanlara sahip yerlerde yaşamak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Daha iyi ve güvenli bir hayata sahip olma gibi nedenlerle bugün milyonlarca insan doğduğu yerden uzakta yaşamaktadır. Küreselleşme ile birlikte artan insan hareketleri iltica ve sığınma konularını daha da önemli kılmaktadır.

Göç, bir yanıyla dinamizm, hareket, tutunma, güç kazanma, hırstır; bir yanıyla da kopuş, kaçış, ayrılık, yalnızlık, yabancılık, hatta acıyı barındırır. Bazen daha da ileri giderek kriminalize olmak ve suça itilmek ile karşı karşıya da kalınabilir. Göç eden kişi farklı, öteki, yeni ve gariptir. Göçler değişim, dönüşüm, karışıklık ve yeniliğin de kaynağıdır.

Öncelikle göç ve iltica kavramları arasındaki farka değinmek gerekir. İltica; siyasi, dini vb. nedenlerle zulüm ve baskıdan dolayı ülkesini terk etmek ve ülkesine dönmenin kişi için riskli olması durumudur. Göç ise daha geniş bir kavram olarak daha çok ekonomik sebeplerle mekan değiştirme durumudur. İlticadaki metazori durum ve keskin kopuş, kişiye yabancılık hissi, kendisini korunmasız ve çıplak hissetme duygusunu yaşatır. Yabancı olmak, horlanma ve dışlanma tehlikesini barındırır. Yabancılık; dışlanma, uyum, entegrasyon, asimilasyon konularıyla da yakından ilgilidir.
Savaşlar, otoriter ve diktatör yönetimler, iç çatışmalar, siyasi baskılar, muhaliflere yönelik ağır baskılar sürekli olarak mültecilerin sayısını arttırmaktadır. İnsanlar, yaşam hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri korumak amacıyla yaşadıkları yerleri terk etmek ve başka ülkelere sığınmak zorunda kalmaktadırlar. Günümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüzdeki yıllarda küresel ısınma, doğal afetler gibi nedenlerle insanların yerlerini değiştirmek zorunda kalacak olmaları sebebiyle “iklim mültecileri” kavramının da tartışılacağını tahmin etmek zor değildir.

ImageTürkiye ve mülteciler
Türkiye, bulunduğu coğrafyanın da etkisiyle, mülteciler için önemlidir. Özellikle Asya ve Afrika ülkelerinden gelip Avrupa ülkelerine geçmek isteyenler için bir köprü gibidir. Ancak bu geçişler, medyaya da sık sık yansıdığı gibi, çoğu zaman katliam gibi trajik sonlarla neticelenmektedir.
Türkiye’de yaşayan mültecilerin medyaya yansımayan çok fazla sorununun olduğunu, özellikle yabancı olmaktan kaynaklanan değişik sıkıntılar (hukuki, sosyal, barınma vb.) için çözüm bulma konusunda başvuracak bir kurumun olmadığını da belirtmek gerekir. Türkiye’de bu konuda ciddi olarak bir çalışma yapılmadıkça, dernekler ve vakıflar (STK’lar) bu konudaki çalışmalara dahil edilmedikçe sorunlar artarak devam edecektir.

Türkiye’ye yakın dönemde gelen mülteciler daha çok Asya (Afganistan, İran, Irak, Özbekistan, Doğu Türkistan/Çin), Afrika (Somali, Tunus vd.) ve nispeten daha az olarak Avrupa (Bosna, Kosova), Kafkasya (Çeçenistan) ülkelerinden gelmektedirler. Avrupa kıtası ülkelerinden gelenler (Bosna ve Kosovalılar) bölgelerindeki savaş ve silahlı çatışmaların sona ermesinden sonra ülkelerine dönmüşlerdir. Türkiye’deki Çeçenler, ülkelerinde devam eden savaş nedeniyle halen kalabalık bir grup olarak zor koşullarda yaşamlarını sürdürmektedirler.
Türkiye’de mültecilerin sorunları

Mültecilerin sosyal ve ekonomik (gıda, barınma, eğitim, çalışma, topluma adapte olma, normal yaşama dönme vb.) çok sayıda farklı sorunlarını saymak mümkün olmakla birlikte, en temel sorun olarak hukuki sorunların aşılması ve hukuki yardım ihtiyacı üzerinde durmak gerekir. Çünkü hukuki sorunları olan ve bulundukları ülkenin hukukuyla sorun yaşayan kişilerin diğer sorunlarını çözmeye çalışmak anlamsız olacaktır.

Türkiye’de ikamet, eğitim, pasaport, çalışma hakkı, BMMYK ve İçişleri Bakanlığı’na iltica ve sığınma başvurusu yapılması, sınır dışı edilme durumları vb. konularında sıkça sorunlar yaşanmaktadır. Bunların yanında, yabancıların tutuldukları merkezlerdeki gayriinsani koşullar, karşılaştıkları sıkıntılar için İdare Mahkemeleri veya gerekirse AİHM’e başvurulması ihtiyacı vb. kişilerin hukuki sorunlarının bir an önce çözülmesini gerektirmektedir. Mültecilerin Türkiye’de en çok gereksinim duydukları şey, hukuki yardımdır. Bu konuda barolara, STK’lara önemli görevler düşmektedir.

ImageÖyle ki, çok sayıda mülteci, kendisinin “mülteci” olduğunu dahi bilmemektedir, bilse de durumuyla ilgili nereye başvurması gerektiği konusunda bilgi sahibi olamamaktadır. Bu sorunları aşmak için bir avukata veya kendisine yardımcı olabilecek bir STK’ya başvuramamaktadır. Herhangi bir yardım alamadığı için sonuçta çoğunlukla sınır dışı edilen mültecilerin, en temel hak olan yaşam hakları dahi ihlal edilmektedir. Mültecilerin STK’lara ulaşabilmesi, sorunlarının çözümü için STK’lar üzerinden medya, bürokrasi ve hukuki yardıma ulaşabilmeleri hayati derecede önemli bir ihtiyaçtır.

Türkiye’de mültecilerin sorunlarının bir bütün olarak çözülmesi için sadece devlet kurumlarına değil, sivil topluma da çok önemli görevler düşmektedir. Böyle bir konuyu sırf devlet kurumlarına bırakmak, herhalde mültecilere ikinci bir zulüm yapmaktan başka bir şey değildir. Çünkü, devletin kurumları ne kadar çok imkana sahip olursa olsun, mültecilere göstereceği ilgi ve yapacağı yardım sınırlı kalacaktır. Diğer yandan, hukuki sorunları olan mültecilerin muhtemel sonuçları nedeniyle resmi kurumlara başvurması neredeyse mümkün olamamaktadır. Bu nedenle mülteci sorunlarını çözmede STK desteği zorunlu bir ihtiyaçtır. Yapılacak her bir yardımın hayat kurtarmaya vesile olabildiği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak Türkiye, tarihi ve dini gelenekleri de dikkate aldığımızda, mülteciler konusunda olması gereken yerin uzağındadır. Bunun için de, öncelikle hukuki sorunların aşılması amacıyla gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması ve daha önemlisi STK’ların mültecilere başta hukuki yardım olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda yardım etmek üzere kurumsallaşmaları ve iş birliği içinde olmaları gerekmektedir.
Image
*MAZLUMDER
 
< Önceki   Sonraki >
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...

Sayı 47

ADANMIŞ HAYATLAR: Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dün...

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTA AMERİKA: Karayip Köle Ayaklanmalarından Haiti devrimine -Başarının Başağrısı-
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispan...

DÜNYA GÜNDEMİ: Afrika'da kronik açlığın temel sebepleri
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer al...

DOSYA: Çocuk korunmasının tarihsel gelişimi
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı ko...

İSLAM COĞRAFYASI: İhtilaller ülkesi Moritanya

Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında ...

DOSYA: Çocuk istismarı ve ihmali: Türkiye ve dünyada durum
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişile...

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTADOĞU Kudüs'te kritik dönemeç
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti...