İKTİBAS; Geleceğin önüne kurulan bentler: Barajlar PDF Yazdır E-posta
Yazar Barbara Rose Johnston *   
İKTİBAS; Geleceğin önüne kurulan bentler: BarajlarGünümüzde el değmemiş yeni su kaynaklarının bulunduğu topraklarda yaşayan yerel halklar, etnik azınlıklar ve diğer görece güçsüz gruplar “ekonomik alanda kalkınma”nın önünde engel olarak görülüyor. Dünyada açlık bir kriz halini almış durumda. Kontrol edilemeyen şiddet olayları ve savaşlar milyonlarca insanı yaşadıkları yerlerden uzaklara göç etmeye, yaşamlarını kalabalık mülteci kamplarında sürdürmeye zorluyor. Depremler, kasırgalar ve diğer doğal afetler hükümetleri, insanların en basit yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilmede bile aciz, yetersiz bırakıyor. Küresel ısınma ve bunun sonucu olarak yerel iklim şartlarındaki değişiklikler de dünya genelinde gıda arzını olumsuz etkiliyor. Hava, su, toprak ve denizler hayatlarımızı sürdürmemizi zorlaştıran, tehlikeli hale getiren zehirlerle kirlenmiş durumda. Salgın hastalıklar ve önlenebilir hastalıkların yayılmasıyla oluşan insani krizler toplumları derinden sarsıyor.
Dünya genelinde fakirlikle boğuşan insanların sayısı vahim boyutlara ulaşmış durumda. Dünya nüfusunun beşte biri temiz suya erişimde sıkıntı çekiyor, çocukların dörtte birinden fazlası yetersiz besleniyor. Yine dünya nüfusunun yarısı şehirlerde yaşıyor ve bunların üçte biri gecekondu semtlerinde hayatlarını sürdürüyor. İnsanlığın yarısı günde iki dolardan az bir gelirle hayatta kalmaya çalışıyor.
Acil çözüm bekleyen ve her gün çeşitlenen bu sorunlardan sonra neden büyük barajların kurulmasının insani yaşam alanlarına etkilerini dikkate alalım?
Çünkü hidroelektrik enerjinin toplumsal ilerlemeyi hızlandırdığı yönündeki yaygın kanının aksine, büyük barajların inşası insan topluluklarını ve yaşadıkları çevreyi yok ediyor ve dünya genelindeki yoksulluk oranlarının artmasında da etkili oluyor.
II. Dünya Savaşı’ndan bu yana, dünyada elektrik arzının yaklaşık %20’sini karşılayan ve gıda üretiminin yapıldığı toprakların %10’unun sulanmasında kullanılan 54 bin büyük baraj inşa edildi. Bu barajlar aynı zamanda dünyanın en verimli topraklarının bir kısmının da sular altında kalmasına yol açtı. Suyun akış yönündeki değişiklikler balıkçılığın yapıldığı alanları etkiledi. Su kenarlarında yaşayan ve sudan beslenen hayvanların yok olmasına yol açtı. Göl ve nehir kenarlarında yaşayan ya da balıkçılık yapılan alanların yok olmasından etkilenen milyonlarca insan dikkate alındığında barajların inşası insan topluluklarının sağlık ve ekonomik durumlarını etkiledi, bu toplulukların kültürel özelliklerinin tam anlamıyla yok olmasına yol açtı.
Peki buralarda yaşayan milyonlarca insana ne oldu? Geçimlerini sağladıkları verimli toprakları ellerinden alınan ve yeni bir hayata başlamak için gerekli imkanlardan yoksun olan milyonlarca insan, kamplarda ve “yeniden yerleşim” bölgelerinde korkunç bir yoksulluk içinde hayatta kalma mücadelesi veriyor ya da “kalkınma mağduru mülteciler” olarak kırsal alanlardan şehirlere göç ediyorlar. Son tahminlere göre sadece Hindistan’da, 2000 yılından itibaren 60 milyona yakın insan su projeleri çerçevesinde kırsal alanlardaki evlerinden zorla çıkarıldılar ve bu insanların büyük bir kısmına hayatlarını tekrar kurabilmeleri için yeterli tazminat ödenmedi ve gerekli yardımda bulunulmadı. Söz konusu rakamlar Çin için de geçerli. Aynı şekilde dünyanın farklı yerlerinde 40 milyona yakın insan geniş barajların inşası sırasında zorla yerlerinden edildi. Geçtiğimiz yüzyılda her yıl 15 milyon insan aynı sebepten yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda bırakıldı. Uzmanların değerlendirmelerine göre, dünya genelinde baraj yapımı dolayısıyla mülteci durumuna düşmüş insanlardan önceki yaşam şartlarına denk bir hayata kavuşan ya da hayat şartlarında görece iyileşme sağlanan tek bir örnek bulunmuyor.
Peki, yerinden edilen bu insanlar kimler? Balıkçılar, çiftçiler, geçimlerini topraktan sağlayan ve nesiller boyu kendi imkanlarıyla hayatlarını sürdüren topluluklar. Bu insanların büyük bir kısmı etnik azınlıklara ya da yerel halklara mensup ve toplumsal, kültürel anlamda ve yaşam tarzı olarak ulusal formlardan ayrışan gruplar. Günümüzde el değmemiş yeni su kaynaklarının bulunduğu topraklarda yaşayan yerel halklar, etnik azınlıklar ve diğer görece güçsüz gruplar “ekonomik alanda kalkınma”nın önünde engel olarak görülüyor. Bu gruplar ekonomik projelerin ne şekilde uygulanacağı ve bunlardan kimlerin yararlanacağı yönünde alınan kararlara karşı koyabilecek siyasi güçten de yoksunlar.
Örneğin 1952’de 57 bin Tongalı, Büyük Britanya ve Dünya Bankası tarafından o zamanki adıyla Rodezya olan Zimbabve’nin Zambezi Nehri üzerine yapılacak Kariba Barajı’nın inşası için yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlandı. Kendilerine yeterli tazminatın ödenmediği, şimdi sayıları 250 bini bulan Tongalı ağır bir yoksulluk içinde yaşıyor. Sömürge dönemi sonrası Zimbabve ve Zambiya’nın oluşturulmasıyla Tongalılar parçalandı ve mülteci bir halk durumuna düşürüldü. Bu insanlar karşı karşıya kaldıkları izolasyon nedeniyle yoksullaştılar. Bu durumun sonucunda dilleri, akrabalık bağları ve kültürleri de yok olmaya yüz tuttu. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne göre, bugün Zimbabve’deki en yüksek işsizlik ve fakirlik oranlarına Tongalılar arasında rastlanıyor. Nüfusunun çoğunluğunun geçici çiftçi olarak geçimini sağladığı Zambiya’da da Tonga mültecileri en yoksul grubu oluşturuyor.
Aynı durum Guatemala’daki Chixoy Barajı nedeniyle yerinden edilen Maya halkı için de söz konusu. İç savaş sırasında inşa edilen barajın yapımına 1976 yılında başlandı. Bu esnada bölgede yaşayan halk, proje hakkında bilgilendirilmemiş ve bölge sakinleri için herhangi bir yeniden yerleşim planı da oluşturulmamıştı. Barajın inşası 1982’de tamamlandığında, civar köyler boşaltılmış, evler ve tarlalar yakılmış ve bölge sakinleri katledilmişti. Hayatta kalanlar ise askeri birliklerin kontrolü altındaki, ulaşımın çok sınırlı olduğu “model” bir köye yerleştirildi. Yıllar sonra BM’nin himayesinde kurulan araştırma komitesi, burada sivil halka karşı işlenen katliamların devlet himayesinde gerçekleştirildiği ve bir soykırım örneği teşkil ettiği kararına vardı. Köyü gözetim altında bulunduran askeri üssün “model” köylerle beraber kapandığı ve benzer şekilde mağdur edilmiş diğer toplulukların ulusal ve uluslararası alanda yaşadıklarını belgelemek için çalışmalara başladığı 2003 yılının aralık ayına kadar, Maya halkının hayatları ordu tarafından kontrol edildi. Üç senelik bir müzakere sürecinin ardından varılan noktada, bu topluluklar hâlâ elektrik ve temiz içme suyu olmaksızın, geçimlerini sağlayacakları topraklarından, yaşamlarını sürdürecekleri evlerden yoksun, ağır yoksulluk şartlarında ve açlık içinde hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.
Son birkaç yıl içinde dünya genelinde binlerce yeni devasa hidroelektrik barajının yapımına başlandı. Hidroelektrik enerji kullanımı birçok ülke tarafından küresel ısınmayla mücadele etmeye elverişli bir strateji ve öngörülen su kıtlıklarına karşı bir önlem olarak benimseniyor. Barajların inşasıyla altın, gümüş, uranyum ve doğalgaz gibi yer altı kaynaklarının çıkarılması için de gerekli enerji kaynağı sağlanmış oluyor. Sadece Çin’de, binin üzerinde büyük baraj projesinin yapılacağı ilan edildi. Himalaya bölgesinde yer alan nehirler üzerinde de benzer projeler uygulanacak. Türkiye de yakın zamanda, su kaynaklarının geliştirme ve kontrol haklarını 49 seneliğine özel kuruluşlara kiralayarak özelleştirme niyetinde olduğunu açıklamış bulunuyor. Brezilya’da Amazon bölgesinde yer alan Xingu Nehri üzerinde kurulması planlanan Belo Monte Barajı gibi, sosyal ve çevresel anlamda olumsuz etkileri olduğu için daha önce iptal edilen projeler tekrar gündeme getiriliyor. Barajın yapımını finanse eden Dünya Bankası, Amazon yerlilerinin tepkileri sonucu desteğini geri çekmişti. Şimdi Brezilya hükümetinin barajın yapımı için kaynak bulmasıyla 15 bin Kayapo ve diğer Amazon yerlilerinin yerlerinden sürülmesinin önündeki engeller kalkmış oldu.  
Bu gelişmeleri küresel ölçekte düşünecek olursak, tabloya bu barajların nerelerde inşa edildiğini, sorunlu kriz bölgelerini ve geriye kalan yerli grupları ve etnik azınlıkları, henüz çıkarılamamış maden ve enerji rezervlerini ekleyelim. Aradaki paralel ilişkiyi görmemiz zor olmayacaktır. Etnik azınlıklar ve yerel halklar yerlerinden sürülerek kültürel çeşitlilik tehdit ediliyor. Peki bu insanlar bu duruma nasıl tepki gösterecek? Tepkilerinin yetersiz olduğu durumlarda nereye gidecek? Nasıl hayatta kalacak? Ve bu durum küresel yoksulluk, sefalet ve şiddet oranlarına nasıl etki edecek?

* Antropolog ve UNESCO Su ve Kültürel Çeşitlilik Projesi’nde uzman olarak görev yapıyor. Barbara Rose Johnston, “Dam Legacies, Damned Futures” http://www.counterpunch.org , 24 Mayıs 2008, Amine Tuna tarafından kısaltılarak Türkçeye çevrilmiştir.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...


İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...