DÜNYA GÜNDEMİ; ORTADOĞU: Lübnan'da devr-i Süleyman PDF Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Özcan   
ImageLübnan’daki yeni seçim kanunu gelecekteki sürtüşmeleri engellemeyecektir. Zira Lübnan Ortadoğu’nun minyatürü ve aynasıdır ve mayın tarlasıdır. Ortadoğu’daki karmaşa ilk önce ona yansır ve kozlar orada paylaşılır.

Lübnan’da gelişmeler füze hızıyla yaşanıyor. Hatırlatma babından söyleyecek olursak; Sinyora hükümetinin almış olduğu iki karar, Hizbullah’ın gayriresmi vetosuna takıldı ve Hizbullah milisleri Beyrut’a inerek şehri ele geçirdi. Bunu müteakiben Hizbullah, Doha müzakerelerinden sonra daha önce gayriresmi olarak haiz olduğu veto hakkını pazı gücüyle resmiyete geçirmiş oldu. Çok ilginç bir biçimde mayıs ayı başlarında Hizbullah ani bir hareketle Beyrut’u ele geçirmiş ve ardından da ele geçirdiği mekanları orduya teslim etmişti. Hizbullah’ın Beyrut’u çok rahat bir şekilde ele geçirmesi ve sonrasında bu durumun tetiklediği artçı gelişmeler, Lübnan özelinde ve bölge genelinde güç dengelerini tamamen değiştirmiştir. Kısaca şunu söylemek mümkün, Nasrallah Sufeyr gibilerine göre Hizbullah Mayıs 2008’e kadar devlet içinde devletti, fakat Beyrut’un ele geçirilmesi ve takip eden gelişmelerle birlikte devlet üstü bir devlet haline gelmiştir.
ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgalinden ve Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Iraklı Şiiler (zımni olarak da İran’ın mutabakatıyla birlikte) devletin idaresini ele geçirmişlerdir. Paul Bremer bunu açık bir şekilde ifade etmekten çekinmemiş ve Irak’ın hükümranlığını Şiilere altın bir tepsi içinde sunmuştur. (Bkz: Al Muctama: Et-Taifiyye Fi’l Irak, Şirvan Şemirani, sayı: 1800) Iraklı Şiiler “iş birliği” çerçevesinde devletin kurumlarını ele geçirirken Hizbullah da “direniş” üzerinden Lübnan’ı ele geçirmiştir. Doha mutabakatı aslında bundan başka bir şey değildir. Michel Süleyman’ın daha sonra cumhurbaşkanı olması da aslında Lübnan’da Hizbullah ve onun ötesinde, bölgesel müttefikleri olarak, Suriye ve İran’ın müşterek bir zaferidir. Muvalat adıyla anılan Sinyora ve müttefikleri her ne kadar uzlaşma çerçevesinde Michel Süleyman’ın ismini son seçenek olarak gündeme getirmiş ve aday göstermiş olsalar da netice itibarıyla Süleyman, Suriye-İran mihverine yakındır. Amerikalılar Michel Süleyman’dan yeni bir Şihap çıkarmak ve türetmek istemiş olsalar da buna imkan olmamıştır. Devran değişmiştir. Şihap’tan farklı olarak Süleyman bir denge ve hesap adamıdır. Aynı zamanda hem bir asker hem de bir akademisyen olarak Lübnan’ın jeopolitik dengesinin farkındadır.
2005 yılında Michel Süleyman, Nehrü’l Barid meselesinde aslan kesilirken, Hizbullah silahı karşısında deve kuşu gibi hareketsiz kalmıştır. Lübnan ve Irak’ta birtakım Şii örgütlere mukabil Sünni örgütler terör örgütü olarak tasnif edilmektedir. Lübnan ordusunun Hizbullah silahına yönelik olarak etkisiz kalmasının temel nedeni, Lübnan’daki hassas dengeler ve ordunun içindeki mezhebi ve dini dağılımdır. Ferid Zekeriya’nın da dediği gibi, aslında Lübnan’da Şiilerin oranı %30 civarındadır ama resmi veya anayasal kotaları %18 civarındadır. Ordu içindeki dağılım oranları da yüksek olduğundan, netice itibarıyla kendi mezhebi topluluklarına sadakatleri nedeniyle bir çekişme sırasında ordunun milli bütünlüğünün sarsılacağı hesaplanmıştır. Bu itibarla Michel Süleyman, ordunun bütünlüğü adına da hareketsiz kalmış olabilir.
Dolayısıyla Hizbullah’ın yükselişi ardından gelen Doha görüşmesi sonrasında Michel Süleyman’ın seçilmesi, Amerika ve müttefiklerinin aleyhinde olmuştur. Dennis Ross gibi Amerikalı diplomatlar açıkça bunu itiraf etmişlerdir. Doha görüşmelerinden sonra Sinyora’nın siyasi kariyeri neredeyse bitmiştir, kendisi de siyasetten ayrılacağını söylemesine rağmen hükümeti yeniden kurma görevi ona verilmiştir. Doha mutabakatında her ne kadar Hizbullah’ın silahı ve direniş meselesi gündeme gelse de bundan böyle bu dosya bir daha açılamayacaktır. Zira aksi bir durum, ihtilaflı sıfır noktaya dönüş olarak görülecektir. Bu meselenin diyalogla çözülmesinin imkansız olduğu artık taraflarca kabullenilmiştir.
Image
2009 seçimlerinde, seçim kanununun tadiliyle birlikte; azınlık çoğunluk, çoğunluk ise azınlık haline gelecektir. Tablo ters yüz olacaktır. Yani 2009 seçimlerini Hizbullah ve müttefiklerinin kazanacağı bugünden bellidir. İsrail basını da Hizbullah’ın Beyrut’taki silahlı hareketini ve onu takip eden gelişmeleri İran ve Suriye’nin zaferi olarak nitelendirmiştir. Nitekim 26 Mayıs 2008 tarihli konuşmasında Nasrallah, ismen, her iki ülkeye de şükranlarını sunmuştur. Geride pürüzlü ilişki olarak Suriye ile ilişikler kalmıştır. Bu bağlamda, Michel Süleyman cumhurbaşkanı seçilir seçilmez yaptığı cülus konuşmasında, Suriye ile diplomatik münasebetlerin kurulmasının lüzumuna temas etmiştir. Süleyman, Suriye’den Beyrut’ta bir elçilik açmasını istemektir. Herhalde bundan sonra Şam’a fazla sorun çıkartmaz.
Bununla birlikte, bu geçici bir mütarekeden başka bir şey değildir. Yine taraflar Lübnan’da dengeleri kendi lehlerine çevirmek için fırsat kolluyorlar. Her an bir inkılap ihtimali daha var. Bunu en yüksek düzeyde itiraf edenlerden birisi de Katar Dışişleri Bakanı olmuştur. Her ne kadar Michel Süleyman’ın mazbata töreninde İran Dışişleri Bakanı Mutteki ile Suud Dışişleri Bakanı Faysal bir araya gelse de bu, karşılıklı iyi niyet görüşmesi ve anlaşma çabasından öteye gitmeyecektir.
Seçim kanunu gelecekteki bu sürtüşmeleri engellemeyecektir. Zira Lübnan Ortadoğu’nun minyatürü, aynasıdır ve mayın tarlasıdır. Ortadoğu’daki karmaşa ilk önce ona yansır ve kozlar orada paylaşılır. İngiliz The Times gazetesi Doha Antlaşması’nı daimi bir antlaşma değil geçici bir pazarlık olarak tanımlamaktadır (26 Mayıs 2008). Hasan Nasrallah, “Galip mağlup yok, bundan sonra yaraları sarma zamanı.” dese de Beyrut’ta silahlar konuşmuştur ve Doha’da galip ve mağlup ortaya çıkmıştır. Lübnan’daki gruplar veya bölgesel müttefikler açısından bunun hazmı hiç de kolay olmayacaktır. Belki de Michel Süleyman rüzgarıyla birlikte bu yaz fazla sıcak olmadan atlatılabilecektir ama Lübnan’da herkesin gönlüne göre bir çözüme ulaşılamamış, bilakis güç gösterisi üzerinden bir zafer kazanılmıştır. Doha, uzun yolda sadece bir ateşkestir ve yaraları asla saramayacaktır.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

Sayı 45

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...


DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....