DOSYA; Çözüme, doğru tespitle başlamak PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Emin Dağ   
DOSYA; Çözüme, doğru tespitle başlamakBugün tüm uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği gibi, insanın en önemli hakkı “yaşam hakkı”dır. Tüm haklar bundan sonra gelir. Açlık ise bu en önemli hakkı tehdit eden başlıca düşmandır. İnsan hayatı korunacaksa, açlık sorununa bir insan hakkı ihlali olarak bakmanın vakti çoktan geldi ve geçiyor. Sorunun temelinde insan hayatı olduğu müddetçe açlık bir hak ihlalidir.

İnsanlık tarihinin son 2000 yılında, bilinen büyük kıtlık vakıalarının sayısı 160’tır. Bu kıtlıklarda 200 milyonu aşkın insan açlık sebebiyle hayatını kaybederken, açlıktan en büyük ölümlerin 20. yüzyılda meydana gelmesi ise bu tablonun asıl çarpıcı yönünü ve çelişkisini oluşturuyor.
Açlığın yol açtığı kitlesel ölümlerin en az yarısının sadece 20. yüzyılda meydana gelmesi, üstelik bunun, tüm uluslararası kurumların insan hayatının onurunu korumaya yönelik en büyük atılımları yaptığı bir çağda yaşanması ayrı bir ironi olsa gerek.
Bu kadar insan bir savaşta, katliamda ya da bombalı saldırıda hayatını kaybetse idi, kuşkusuz o savaşın aktörleri savaş suçları mahkemesinde yargılanıp, tıpkı II. Dünya Savaşı’ndan sonra Nazi yöneticilerine yapıldığı gibi ağır cezalara çarptırılırlardı. Yani uluslararası hukuk işletilip benzer bir durumun bir daha yaşanmaması için önlemler alınmaya çalışılırdı. Ama aynı sayıda insan açlıktan hayatını kaybettiği halde bununla ilgili hiçbir yaptırım olmaması; bu ölümlerde hiç kimsenin sorumluluğu olmadığından değil, bununla ilgili uluslararası düzenlemelerin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır.
BM raporları, açlık sorununun her geçen yıl katlanarak arttığını ortaya koyarken, ömrünün ilk yıllarında yeterli beslenemeyen çocukların ya erken yaşta hayatını kaybetme ya da kronik zayıflık sebebiyle ömür boyu birtakım hastalıklardan muzdarip olma gibi sonuçlara maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Her iki halde de “yaşam hakkı” tehdit altına girmektedir. Tehditten öte, milyonlarca insan bilakis hayatını kaybetmekte ya da sakat kalmaktadır.
Image
Bu insanların her birinin birer ülke vatandaşı olduğu gerçeğini düşündüğümüzde de “vatandaş” olmalarından kaynaklanan temel ve medeni hakları olduğu unutulmamalıdır.
“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.” ifadesi İnsan Hakları Bildirgesi’nin üçüncü maddesidir.
Yaşam hakkını garanti altına alan tüm BM sözleşmeleri ve özellikle insan hakları bildirgelerinin, hâlâ neden açlıktan ölüme sebebiyet veren siyasi otoriteler, çarpık kalkınma modelleri ile Afrika ve Asya’daki ülkelere on yılları kaybettiren Batılı hükümetlere herhangi bir yaptırım öngörmediği, tartışılması gereken önemli bir problem ve sorunun çözümünde ciddi bir engel olmayı sürdürmektedir.
“Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz, kölelik ve köle ticareti her türlü biçimde yasaktır.” aynı bildirgenin dördüncü maddesidir.
Milyonlarca insanın açlık ya da buna bağlı sebeplerle istismara açık hale gelmesi ya da çok kötü koşullarda çalışmaya mecbur kalması gerçeği, bu çağın köleliği olarak yorumlanmayacaksa, bu maddede belirtilen kölelik nasıl bir köleliktir ki, daha yazıldığı çağda hiçbir işleve sahip olmamaktadır. İnsanların ömürlerinden çalınan yılların tazminatını ödemeye kimse mecbur bırakılmadığı gibi, daha iyi imkanlarla çalışmak için Avrupa’ya gitmek üzere yollara düşen milyonlarca göçmenin, eğer Avrupa sınırlarında ölmedilerse, yolda ve Avrupa içinde istismarının faturasını da sadece insan kaçakçılarına kesmek ne derece tutarlı olacaktır.
“Herkesin, anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.” diyen sekizinci madde, açlığa mahkum edilmiş ve hayatta kalma, onurlu yaşama ve güvenli bir yaşam hakları ellerinden alınmış olan insanlar için, yani dünya nüfusunun yedide birini aşkın insan için, uygulanmayacak ise kim için tatbik edilecektir?
“Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.” diyen 23. madde ile “Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücret hakkı vardır.” diyen üçüncü fıkra, bugün bir milyarı aşan işsizin ve 800 milyonu aşan aç insanın hak arama mücadelesinde temel kaynaklığı oluşturmamışsa, buna uygun hiçbir uluslararası önlem düşünülmemişse, bu bildirgenin göstermelik bir slogandan ibaret olduğu savını kim çürütecektir?
BM’nin resmi istatistiklerine göre 800 milyondan fazla insanın aç olduğu ve her beş saniyede bir çocuğun açlık ve açlığa bağlı sebeplerden hayatını kaybettiği dünyamızda, “Bunun sorumlusu kim?” sorusunun yanıtı net olarak verilemiyorsa; bütçelerinin %20’sini silahlanmaya ayırdıkları halde, halka iş imkanları oluşturmak için %1’i bile çok gören yönetimler herhangi bir yaptırıma uğramıyorsa, ya da gelişmekte olan ülkeleri borç batağına saplayıp her yıl bir trilyon dolar faiz gelirini kendi zenginlerinin cebine pompalayan Batılı hükümetler hukuken sorumlu tutulamayacaksa, kısacası açlık felaketinin insan eliyle olan kısmı konusunda hiç kimse ceza almayacaksa, bundan sonra da milyonlarca insanın ölümünü beklemekten başka hiçbir seçeneğimiz kalmamış demektir.
Gelişmekte olan ülkelerdeki milyonlarca çiftçi, Avrupalı gıda devlerinin insafına terk edilmiş bir şekilde, insanlık dışı koşullarda köle gibi çalışıp dururken, birkaç kilometre ötesinde kendi yurttaşlarının açlıktan ölümü karşısında hiçbir şey yapamayan bu insanların haklarını kim savunacaktır? Kendi emekleri üzerinden Avrupalı ve Amerikalı gıda dağıtıcıları milyarlar kazanırken, hayatta kalıp kalmama arasında gidip gelen milyonlarca insanın hakkını “bir insan hakkı ihlali” olarak görmeyeceksek bu durumu hangi kelimerle ifade edeceğiz?
Bugün tüm uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği gibi, insanın en önemli hakkı “yaşam hakkı”dır. Tüm haklar bundan sonra gelir. Açlık ise bu en önemli hakkı tehdit eden başlıca düşmandır. İnsan hayatı korunacaksa, açlık sorununa bir insan hakkı ihlali olarak bakmanın vakti çoktan geldi ve geçiyor. Sorunun temelinde insan hayatı olduğu müddetçe, açlık bir hak ihlalidir.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

Sayı 45

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...


İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...