Yalan ve aldatmalarla dolu politikaların bir ürünü olan, bir halka sınırsız eziyet ve acı veren, Küba’daki hapishaneden daha sıkı korunan bir tesisin yer aldığı Diego Garcia Adası, ABD için başka bir utanç kaynağı haline geldi.
Hint Okyanusu’nda, Afrika ve Endonezya arasında kalan küçük Diego Garcia Adası’nda, ABD’nin dünyadan en çok gizlediği askeri üslerinden biri bulunuyor. Hava ve deniz kuvvetlerine ait bu devasa üs, pek bilinmese de, Irak ve Afganistan savaşlarında, ana hareket noktası olmuştu. Geçtiğimiz yıl Bush yönetimi, İran’a karşı yapılacak olası bir saldırıda kullanmayı düşündüğü Diego Garcia üssünde, bazı yenileme ve geliştirme çalışmaları yaptı. ABD yönetimi, gazetecilerin ve insan hakları araştırmacılarının şüphelendiği ancak kendisinin uzun zamandır inkar ettiği bu durumu yakın zamanda itiraf etmiş bulunuyor. Bu ada ayrıca, CIA tarafından terörist olduğundan şüphelenilen kişilerin kaçırılarak getirildiği gizli “sorgulama” programının bir parçası olarak da kullanılmıştı. Diego Garcia’daki üs hakkında çok az kişi bilgi sahibiyken, uzun süredir askeri personel haricindekilerin girişinin yasak olduğu adanın üs olarak nasıl yapılandırıldığını ise daha az kişi biliyor. ABD, üssü oluşturmak için İngiltere’nin de yardımıyla Diego Garcia ve etrafındaki Chagos takımadalarında yaşayan bütün yerlileri sürgüne gönderdi. 1968 ve 1973 yılları arasında, Amerikan ve İngiliz yetkilileri, Hint Okyanusu’nun batısında bulunan Chagos takımadalarındaki 2000 kişiyi 1200 mil uzağa gönderdi. Kökleri 18. yüzyıla dayanan Chagoslular, Moritus ve Seyşeller’de rıhtımlara bırakılarak kaderlerine terk edildi; burada yerleşik bir hayata geçebilmeleri için kendilerine hiçbir yardımda bulunulmadı ve sürgünde gittikçe yoksullaştılar. Diego Garcia Adası, diğer yönlerden de “öteki Guantanamo” oldu. Yalan ve aldatmalarla dolu politikaların bir ürünü olan, bir halka sınırsız eziyet ve acı veren, Küba’daki hapishaneden daha sıkı korunan bir tesisin yer aldığı Diego Garcia, ABD için başka bir utanç kaynağı haline geldi. Chagosluların ataları, daha önce yerleşimin olmadığı Chagos takımadalarına, 18. yüzyılın sonlarında Franko-Moritanlar tarafından işletilen Hindistan cevizi çiftliklerinde zorla çalıştırılmak üzere Afrika ve Hindistan’dan köle işçiler olarak getirildikleri zaman yerleşti. İki yüzyıla yakın bir sürede bu kozmopolit grup, bağımsız bir topluma doğru gelişme gösterdi ve Ilois toplumu olarak anılmaya başlandı. Birçoklarının “kırsal yaşantının hüküm sürdüğü” yerler olarak tanımladığı adalarda 20. yüzyılın ortalarından itibaren insanların yaşamları güvenliydi. Genel iş istihdamının ve çeşitli sosyal güvenlik haklarının sağlandığı adalarda, düşük maaş alanlar için barınma, eğitim, sigorta, cenaze servisi ve basit sağlık hizmetleri de ücretsiz olarak veriliyordu. Bu durum, Diego Garcia’nın Amerikan askeri yetkilileri tarafından “askeri bir üs için mükemmel bir yer” olarak tespit edildiği 1950’li yılların ortalarına kadar devam etti. Birçok açıdan Diego Garcia’nın oluşturulmasının altındaki fikir, bugünün “su yüzeyindeki nilüferler (lilly pad basing strategy)” misali izlenen üsleşme stratejisinin sinyallerini vermişti: Sömürge imparatorluklarının dağılmasıyla beraber, denizaşırı ülkelerde bulunan Amerikan üslerine karşı yükselen kamuoyu muhalefeti ve yerel hükümetlerden gelen tahliye tehditleri, ulusal güvenlik yetkililerini endişelendirdi. Yetkililer aynı zamanda, Ortadoğu’da ve bağımsızlığını kazanan eski sömürge bölgelerinin çevresinde Amerikan nüfuzunu artırmak için, Hint Okyanusu’na askeri güçlerin yerleştirilmesini istiyorlardı. Bunun sonucunda, Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin “Stratejik Ada Konsepti” olarak adlandırdığı, Amerika ve onun Batılı müttefiklerinin gelecekte askeri üs olarak kullanabileceği, nüfusun az olduğu, stratejik açıdan önemli küçük adaları tespit etme ve yerel tehditlerden arındırma kararına varıldı. İran Körfezi, güney Afrika ve güney Asya’daki potansiyel çatışma alanlarına görece yakınlığı, iniş pistini ve filoları muhafaza etmeye uygun limanlarıyla ve yok edilmesi pek dikkat çekmeyecek küçük nüfusuyla Diego Garcia, ele geçirilecek öncelikli hedef olarak öne çıktı. 1960’ta Amerikan Deniz Kuvvetleri, İngiliz hükümetiyle Diego Garcia üzerine gizli görüşmelere başladı. Sonraki birkaç yıl içinde Amerikan yetkilileri İngilizlerle anlaşarak adanın İngiliz Hint Okyanusu Toprakları olarak askeri bir koloniye dönüştürülmesini ve gizli belgelerin gösterdiği üzere, Diego Garcia üzerinde “yerel sakinler olmaksızın tam hakimiyet” sahibi olmayı garantilediler. 1968’den itibaren yapılan idari düzenlemelerle, Chagos’tan tatil ya da tedavi gibi nedenlerle ayrılarak Moritus’a gitmiş olan ada sakinlerinin evlerine dönmeleri engellendi ve 1200 mil uzakta tek başlarına bırakıldılar. İngiliz yetkililer daha sonra adalara yapılan malzeme ikmalini sınırlamaya başladı ve giderek daha fazla Chagoslu, gıda ve ilaç yetersizliği yüzünden adayı terk etti. Daha sonra, Amerikan yetkilileriyle iş birliği içinde olan İngilizler, en az beş nesildir Chagos’ta yaşayan halkın, sözleşmeli geçici işçiler olarak gösterildiği halkla ilişkiler planını uygulamaya koydu. 1971’de Amerikan Deniz Kuvvetleri, Diego Garcia’da inşa çalışmalarına başladı ve İngilizlerden, adanın yerlilerden tamamen temizlenmesini istedi. İlk olarak, Diego Garcia’daki İngiliz ajanları ve Amerikan askerleri, Chagosluların evcil köpeklerini toplayarak gazla zehirledi ve sahiplerinin gözleri önünde yaktı. İngiliz ajanları daha sonra, yerlileri, tıklım tıklım dolu olan kargo gemilerine binmeye zorladı ve onları Moritus ve Seyşeller rıhtımlarında bıraktı. Chagoslulara hayatlarını yeniden kurmaları için hiçbir yardımda bulunulmadı. Bugün sayıları 5000 civarında olan Chagoslular hâlâ sürgünde ve fakirlik içerisinde yaşam mücadelesi veriyor. Chagoslular sürgüne gönderilirken, Diego Garcia Adası’ndaki üs ise Pentagon tarafından Amerikan Kongresi’nin onayına basit bir iletişim tesisi olarak sunuldu. Ama önceden tasarlandığı gibi üs daha sonra oldukça genişletildi. 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda uçakların kalkışı için ana üslerden biri olarak kullanıldı. İlerleyen yıllarda Diego Garcia üssü, Ortadoğu’daki Amerikan askeri gücünün geniş ölçüde kontrol edildiği merkezlerden biri oldu. Üs, Irak ve Afganistan’daki savaşlarda da kritik rol oynadı. 2001 Eylül’ünde gerçekleşen saldırıların ardından Amerikan askeri yetkililerinin gözünde daha çok değer kazandı. 11 Eylül’ü izleyen birkaç hafta içinde, Pentagon adaya 120 dönümlük, “Adalet Kampı” adında yeni bir tesis kurmaları için 2000 kişilik hava kuvvetleri personeli gönderdi. 2007 başlarında, Bush yönetimi İran’a karşı söylemlerinin tonunu yükseltip yeni bir işgal için tehditler savururken, Savunma Bakanlığı, adada yeni bir denizaltı üssü kurulması için 31,9 milyon dolarlık bir anlaşma yaptı. Bu arada askeri kuvvetler de, olası bir savaşta kullanılmak üzere adaya yakıt ikmaline başladı. Öte yandan Chagoslular, sürgün edildiklerinden bu yana ana vatanlarına dönebilmek ve uygun bir tazminat bedeli alabilmek için sokaklara dökülerek protesto gösterileri ve açlık grevleri yaptılar, dilekçeler topladılar. Son yıllarda, Amerikan ve İngiliz hükümetlerini, daha önceki yıllarda görev yapmış kişiler ve askeri yetkililer de dahil olmak üzere mahkemeye verdiler. Şimdiye kadar Amerikan mahkemeleri, bir yargıcın ifadesiyle, “davalıların uygun olmayan bir biçimde yanlış yere yerleştirilmeleri” hususunda görevlilerin ya da askeri yetkililerin suçlu olduğu yönünde hiçbir karar almadı. ABD hükümeti ise ısrarla, Chagosluların durumuyla ilgili hiçbir sorumluluğu olmadığını iddia ediyor. İngiltere’de ise ada halkı İngiliz hükümetine karşı üç ana zafer kazandı. 2000’de, 2006’da ve 2007’de olmak üzere üç defa Yüksek Mahkeme, ada halkının sürülmesinin İngiliz kanunlarına aykırı olduğuna karar verdi. Haziranda ada halkı, İngiltere’nin en yüksek hukuk mercii olan Lordlar Kamarası’na, ana vatanlarına dönüş hakları için başvuracak. Olumlu bir kararın çıkması durumunda Chagos’a geri dönüş yolu açılmış olacak.
David Vine, “Other Guantanamo”, 3 Nisan 2008, Foreign Policy in Focus, http://www.fpif.org , Amine Tuna tarafından kısaltılarak Türkçeye çevrilmiştir.
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...
DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler 2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...
DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...