| Düşünce Gündem grubuna kayıt ol |
Cuma, 29 Ağustos 2008
|
Sayı 45ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb... DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir.... DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ... 45. Sayı Sunuş Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ... DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler 2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl... DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl... |
|||||||||||



Küresel güçlerin 8-9 yıl içinde bir ülkeyi nasıl çökerttiklerinin en iyi görülebildiği yerdir Zimbabve. Bütün olumsuzluklara rağmen ülke, tekrar sömürge olmamak için var gücüyle direniyor.
Zimbabve istihbaratının çok güçlü olmasından dolayı şu ana kadar Devlet Başkanı Robert Mugabe’yi deviremediler. Halk da Mugabe’yi destekliyordu. Mugabe, Zimbabve’yi bağımsızlığına kavuşturmak için verilen mücadelenin lideri ve sembolüydü. Zimbabve’de Ian Smith liderliğinde beyazların kurduğu “apartheid rejimi”, Mugabe’yi kendi ülkesinde 11 yıl hapishanede tuttu. Apartheid rejimi sadece Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yaşanmadı. 1970’lerde yapılan bir röportajda Ian Smith’e ülkedeki çoğunluk iktidarının ve bir kişi bir oy sisteminin ne zaman Rodezya’ya (Zimbabve’nin sömürge zamanındaki ismi) geleceğini sorduklarında Smith “Bin yıldan önce değil.” diye cevap vermişti. Fakat Mugabe’nin Zimbabve Afrika Ulusal Kongresi’nin mücadelesine dayanamadılar ve 1979’da İngiltere’de bağımsızlık anlaşması yapıldı. Lancaster House Antlaşması’na göre İngiltere belli bir miktarda ödeme yapacak ve Zimbabve hükümeti de bu paralarla 1890’dan bu yana ülkeye yerleşen ve ülkeyi adeta işgal eden beyaz çiftçilerden rızalı bir şekilde alım-satım yapacak ve aldığı arazileri yerli siyah halka dağıtacaktı. Bu durum 1999 yılına kadar devam etti. Bu tarihte İngiltere Başbakanı Tony Blair bu süreci durdurdu. Mugabe’nin, “Bu araziler zaten bizimdi. Yaptığımız anlaşmaya göre eğer siz bu arazilerin alımı için finans sağlamazsanız arazilerin %10’unu bırakıp gerisini dağıtacağım.” demesi üzerine İngiltere, Zimbabve’ye yönelik bir ambargo başlattı. Ambargoya diğer Avrupa ülkeleri ve Amerika da katıldı. Mugabe, örneğin 100 bin hektar arazisi olan birine 10 bin hektar bıraktı -ki bu bile çok fazladır- ve kalanını da halka dağıttı. Bunun üzerine beyaz çiftçilerin büyük çoğunluğu 2005 yılı ortasına kadar ülkeden 25 bin traktör ve on binlerce tarım aleti kaçırdı. 2005’te hükümet, ülke sınırları dışına tarım aleti çıkarmayı yasakladı ama iş işten geçmişti. Sadece 10 yıl önce Afrika kıtasının en fazla tarım ürünü ihracatçısı olan ülke, mısıra bile muhtaç duruma düşmüştü. Şimdi böylesine zor durumdaki halk, karasabanla tarım yapmak zorunda.
Muhalefet, seçimlerden güçlenerek çıktı. Devlet başkanlığı için yarışan dört aday bulunuyordu. Oyların yarısından fazlasını alan kişi, devlet başkanlığına seçilmiş olacaktı. Fakat hiçbiri çoğunluğu sağlayamadı. Resmi rakamlar henüz açıklanmazken gayriresmi rakamlara göre Mugabe %44, Morgan Tsangarai %46 ve Mugabe’nin eski Maliye Bakanı Simba Makoni ise %8 oy aldı. Parlamento seçimlerinde ise Mugabe ve Tsangarai’nin partisi oyları yarı yarıya paylaşırken muhalefet, seçimleri tamamen kazandığını ilan ederek uluslararası kamuoyunun baskısını Mugabe’nin üstünde yoğunlaştırmak için çalıştı. Bu durumda İngiltere ve Amerika, yeni ambargolar koymaya devam edeceklerini ilan ettiler. Seçimlerden önce olduğu gibi seçim sırasında da muhalefetin kazanması için ABD milyonlarca dolar harcadı. Eğer muhalefeti iktidara getirmek için harcadıkları parayı Zimbabve halkı için harcasalardı ülkede hiçbir problem kalmazdı. Fakat istenen, halkın refah ve mutluluğu olmadığı için ambargolar devam ediyor. Hastanelerde ilaç, aşı, tıbbi teçhizat yok; Küba’dan gelen az sayıda doktorun dışında hemn hiç doktor. Bebeklerin çoğu doğduktan kısa bir süre sonra, birçoğu da yetersiz beslenmeden dolayı ölüyor. Su kesintileri had safhada. Harare dışında birçok yerde sadece sınırlı bir elektrik dağıtımı var. Petrol başta olmak üzere her şey karaborsada. Bunların üstüne bir de seçim dönemi karışıklıkları eklenince durum halk için daha da kötü hale geldi. Muhalefetin iddiasına göre seçim sürecinde şu ana kadar 10’un üzerinde kişi öldü. 