DÜNYA GÜNDEMİ; ORTADOĞU: Ortadoğu'da barış oyunu PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Emin Dağ   
ImageOrtadoğu’da siyasi rüzgar, Amerikan Başkanı George W. Bush’un görev süresinin dolmasına yedi ay kala şiddetli biçimde esmeye başladı. Ardı ardına bölgeye ve bölgeden dışarıya gerçekleşen ziyaretler, yaşanan bu diplomatik hareketliliğin göstergeleri olurken; görev süresince birçok savaşa imza attığı halde Nobel Barış Ödülü’nü almış olan ABD eski Başkanı Carter’ın bölgeye yaptığı ziyaret, İsrail ve Amerikan cephesinde ciddi kaygıların yaşandığını ortaya koyuyordu.
Aslında geçen ay, yeni bir savaş ihtimali ile başlamıştı. Nisan ayı başlarında İsrail, muhtemel bir kimyasal ve biyolojik saldırıya karşı, kendisinin 60 yıllık işgal tarihindeki en büyük askeri tatbikatını gerçekleştirdi. Bunun üzerine Suriye, yedekleri askere çağırırken, Lübnan cephesi hareketlenmiş ve İran’ın da olaya açıklamaları ile müdahil olması, “yeni bir Ortadoğu savaşının ayak sesleri mi geliyor” sorusuyla ortamın hareketlenmesine neden olmuştu.
Ancak yanıltıcı olan bu manzara, “tırmandırma” siyasetinden ziyade, karşı tarafa yönelik “Her şeye hazırım!” mesajı vermeyi hedefleyen taktik adımlar olduğunu gecikmeden ortaya koydu.
Amerikan eski Başkanı Carter’ın, Mısır’ın başkenti Kahire’de Hamas’ın ikinci adamı Mahmud Zahar başkanlığındaki Hamas heyeti ile başladığı görüşmeleri, bir gün sonra 18 Nisan tarihinde de Şam’da Hamas lideri Halid Meşal ile buluşması izledi. Hamas’sız barış olamayacağı mesajını hem kendi yönetimine hem de İsrail’e açık bir biçimde veren eski ABD başkanının niyeti, Hamas’ı siyasi sürece ikna etmekten ve ateşkese çağırmaktan çok, bölgedeki reel durumu açık biçimde İsrail tarafına anlatmak idi. Bu reel durum, Hamas’ın artık öyle ya da böyle muhatap alınmasından başka bir şey değildi.
Ancak Carter’ın, etkileri bakımından abartılan ziyareti, Amerikan ve İsrail hükümetlerinin öteden beri ısrarla sürdürdükleri politikalardan farklı bir açılım getirmediği gibi, gereksiz bir heyecan oluşturmaktan başka bir işe de yaramadı. Bu nedenle asıl dikkatlerden kaçan, Carter ziyaretinin gölgesinde kalan sessiz sedasız Kahire’de yürütülen Hamas-Mısır görüşmeleri oldu
Mısır istihbaratının arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’ya saldırılarını durdurması karşılığında, Hamas ateşkesi kabul edecek, bunun garantörlüğünü de Mısır üstlenecek. Diğer Filistinli grupların da sıcak baktığı bu ateşkesi İsrail tarafı bozarsa Mısır tek yanlı olarak Refah Kapısı’nı açacak ve Hamas’ın bölgedeki otoritesini güçlendirmesine göz yumacak.
Bir sonraki adımda ise, Filistinli tüm gruplarla görüşmesinin ardından Mısır’ın, Filistin’de Hamas ve Fetih’i dışarıda bırakan bir teknokratlar hükümeti kurmasının ardından durumun normalleşmesi beklenecek.
Tüm bunlar ne anlama geliyor? Bunlar öncelikle, Mısır’ın politikalarında köklü bir dönüşüm demek. Çünkü Mısır, öteden beri Gazze’de Hamas’ın Fetih grubunu tasfiye etmesini eleştirerek, yeni durumu resmi olarak tanımıyordu. Kendi ülkesinde de İslamcılarla başı dertte olan Mısır’ın Gazze’deki İslamcılarla uğraşmaya hiç niyeti yoktu. Nitekim Gazze’ye yönelik ambargo sürecinde herkesin eleştirilerine hedef olmasıyla sonuçlanacak bir inatla, Hamas’ın Gazze’deki otoritesini görmezden gelmesi ve sınır kapısını kapalı tutması, birçok insanın hayatına mal olmuş ve İsrail’e büyük cesaret vermişti. Mısır, gerekçesinde Filistin adına söz söyleyen tarafın sadece Mahmud Abbas’ın Fetih’inin olması gerektiğini gösterse de, bunun Filistin içindeki gerilimi daha da tırmandırdığı ve çözümü tıkadığı gerçeği geç de olsa anlaşıldı. Çünkü Filistin’le ilgili bir konuda halkın %50’sini temsil eden Hamas tarafını görmezden gelmek ne onların işine yaramış ne de barışa hizmet etmişti. Resmi ve diplomatik düzeyde değil ama istihbarat başkanı düzeyinde ve hiçbir şekilde bağlayıcı olmayan kurallara göre yürütülen ikili görüşmelerde Mısır, artık Hamas’ı bir muhatap olarak almakla Filistin halkının diğer yarısını da görmeye başlamıştır. Bundan sonrasının daha kolay olacağını söylemek mümkündür.
Image Olayın Hamas yönü ise çok daha karmaşık bir süreci ifade ediyor. Hamas, ateşkesin ardından gelecek barış pazarlıklarında 1967 sınırlarında bir İsrail ve Filistin devletine olumlu bakabileceği görüşünü açık bir dille tekrarlarken, temel ilkelerinden olan; Filistinli göçmenlerin geri dönüşü, Yahudi yerleşim birimlerinin boşaltılması ve Kudüs’ün başkent olması gibi unsurlarda hiçbir şekilde pazarlık yapmayacağını yineledi.
Ardı ardına hem Carter hem de Mısır’ın muhatap aldığı Hamas’ın, bundan sonraki süreçte Ortadoğu’daki barış pazarlığında aktörlerden biri olduğu gerçeğini kabul ettirmiş olması önemli bir başarı olmakla birlikte, Hamas hükümeti ya da bir Fetih-Hamas koalisyonunun mümkün olmadığı ortada. Dolayısıyla Filistin’in geleceğinde bir teknokratlar hükümetinin kurulması, Gazze ve Batı Şeria’nın birleşmesi yolunda ara bir çözüm olmakla birlikte, yapılacak ilk seçimlerdeki sonuçların Hamas’ı yeniden iktidara taşıması halinde tüm aktörlerin nasıl bir pozisyon alacakları merak konusu.
İsrail ile barış pazarlıklarında Filistin tarafının bölünmüşlük görüntüsü, ellerini zayıflatıyor. Bu hem Fetih hem de Hamas’ın rahatsızlığına neden olurken, güçlü bir elle İsrail’in karşısına çıkmak için başvurulacak yöntemin, halkın tam desteğini almış ve meşruiyet tazelemiş bir yönetim olması gerekiyor. Arap ülkeleri birleşme için baskılarını yoğunlaştırırken, Hamas’ı resmi olarak tanımayan Amerika’nın birleşmeye yönelik bu baskılarda dolaylı bir rolünün olup olmadığı tartışma konusu. Zira karşısında Mahmud Abbas gibi güçsüz biriyle iki yıldır hiçbir adım atamayan İsrail ve ABD’nin, Abbas’a nisan ayındaki yoğun ziyaretlerde bu telkinlerde bulunduğu tahmin ediliyor.
Sonuç olarak 2008 sonuna kadar Filistin’de cılız da olsa bir devlet kurmaya çalışan ABD ve İsrail, teknokratlarla muhatap olmayı çıkarlarına daha uygun görüyor olmalı.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

Sayı 45


DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...