DÜNYA GÜNDEMİ: ORTADOĞU; Lübnan'da Amerikan projesi kan kaybediyor PDF Yazdır E-posta
Yazar Dr. Muhammed Nureddin   
ImageBelkemiğini Hizbullah, güçlü Hıristiyan lider Michel Avn ve parlamento başkanı Şii lider Nebih Berri’nin oluşturduğu muhalefet, bütün baskılara rağmen direnmeyi başarmış ve Lübnan’ın bütünüyle Amerika, Fransa ve Suudi Arabistan yanlılarının eline geçmesine engel olmuşlardır.

Lübnan’ın durumu, bölgedeki ve dünyadaki birçok analist, hatta karar alıcılar için dahi bir "bilmece" niteliğindedir. Olaylar o kadar yoğunlaşmıştır ki, olup biteni anlayabilmek için başlangıç noktasını bulmak iyice zor hale gelmiştir. Lübnan’da ülke için verilen mücadelenin bugünkü adı "cumhurbaşkanlığı seçimleri" olsa da, kriz bundan çok daha derin ve kapsamlıdır.

Devletin mezhepçi yapısı, hemen hemen her dini ve mezhebi grubun diğerlerine karşı yabancı bir devletin himayesine sığınması nedeniyle, dış devletlerin Lübnan’ın içişlerine karışmalarına fırsat vermiştir. Böylelikle modern bir devletin oluşumu imkansız hale gelirken Lübnanlılar da gerçekten kendilerine ait bir "vatan" kurmayı başaramamışlardır. Lübnan, dışarıdan gelen rüzgarlara her zaman açık bir coğrafya olma özelliğini korumuştur. Lübnan geçmişte olduğu gibi günümüzde de iç savaşlar arasında kısa süreli barış dönemleri yaşayan bir ülke durumundadır.

Refik el-Hariri suikastı, Lübnan’daki iç dengeleri Suriye ve onun yanlısı kuvvetler aleyhine çevirmek için Amerika ve İsrail’in eline büyük bir koz vermiştir. Ne var ki bütün baskılara rağmen, belkemiğini Hizbullah, güçlü Hıristiyan lider Michel Avn ve parlamento başkanı Şii lider Nebih Berri’nin oluşturduğu muhalefet, direnmeyi başarmış ve Lübnan’ın bütünüyle Amerika, Fransa ve Suudi Arabistan yanlılarının eline geçmesine engel olmuşlardır. Lübnan’daki mevcut siyasi durumun gidişatı, bölgenin olaylarından bağımsız değildir. Ülkede iç dengenin yeniden kurulmasıyla birlikte durum yine bekle-gör aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Şimdi gözler, Amerikan cephesinin Irak’ta yapacakları ve İran’a karşı atacağı adımlar üzerindedir.

Lübnan'da Amerikan projesi kan kaybediyorGeorge W. Bush hükümetinin Irak’ta bir krize girmesiyle birlikte şu açık hale gelmiştir ki ABD, İran’a yenilgi yaşatma kapasitesine sahip değildir. Ayrıca Suriye de, özellikle Irak ile sınırlarını daha sıkı tutarak ABD ile işbirliği sürecine girmiştir. Suriye’nin Annapolis Zirvesi’ne katılımıyla birlikte dengeler de değişmeye başlamıştır. Amerika’nın Irak’ta yaşadığı başarısızlık, İran’a yönelik saldırı ihtimalinin ortadan kalkması veya ertelenmesi, bu ülkenin Lübnan’daki projesinin de kan kaybetmeye başlamasına yol açmıştır. ABD, Lübnan’da ipleri tek başına ele geçiremeyeceğini anlamış; başta Suriye olmak üzere diğer güçlerle belli bir uzlaşma zemini bulunmasının şart olduğunu görmüştür. Bu arada Lübnan muhalefeti de, kendi desteğini almayacak bir cumhurbaşkanı seçiminin, ülkenin güvenliğini tehlikeye atacağına dair "çok güçlü" sinyaller göndermiştir. Tabi; böyle bir gelişmenin, Lübnan’ın büyük bölümünde sokaklara hakim olan muhalefet güçlerinin lehine olacağı herkesçe bilinen bir durumdur.

İşte tam bu sırada Amerika ve Fransa’nın tutumlarında radikal bir değişim gündeme geldi ve bu iki güç, Suriye ile nispeten tarafsız, hatta belki Suriye’ye biraz yakın bir cumhurbaşkanı adayı üzerinde prensipte anlaştılar. Bu aday, bilindiği üzere Genelkurmay Başkanı Michel Süleyman’dı. Fransa ve Amerika bu kararlarını Suudi Arabistan, Mısır ve 14 Mart Güçleri’ne bildirdiler. ABD ve Fransa’nın kararı onlar için sürpriz olsa da, bu karara boyun eğmekten başka çareleri yoktu.

ImageBu gelişmeden sonra 14 Mart Güçleri şiddetli bir sarsıntı yaşadı ve neredeyse dağılma aşamasına geldi. Çünkü Michel Süleyman’ın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için anayasanın değiştirilmesi gerekiyordu. 14 Mart Güçleri buna şiddetle karşı çıkarak Michel Süleyman’ın seçilmesini desteklemeye yanaşmadılar. Aksi halde arkalarındaki kitleye karşı inandırıcılıklarını yitirmeleri anlamına gelen bir adım atmış olacaklardı. Cumhurbaşkanlığı meselesinde Michel Süleyman uzlaşmasıyla kazanan taraf olan muhalefet, kurulacak yeni hükümetin de mevcut çoğunluk ile muhalefet arasında dengeli bir yapıya sahip olmasının güvencesini istemeye başladı. Muhalefetin bir diğer isteği, yeni genelkurmay başkanının isminin ve devletin hassas koltuklarının hükümet kurulmadan önce belirlenmesiydi. Çünkü bunların cumhurbaşkanı seçimi sonrasına bırakılması, son sözü yine parlamentoda ekseriyeti temsil eden mevcut çoğunluğun söylemesine yol açacaktı. Muhalefet, işte bu endişeden hareketle temel konularda güvenceler istiyordu. Kısacası, varılacak uzlaşma, cumhurbaşkanı adayıyla birlikte yeni hükümetin yapısını ve kritik makamlara yapılacak tayinleri de kapsamalıydı.

Bu noktada belli bir çözüme varılamadığı için yeniden "suikastçe" dili konuşulmaya başladı. İlk kurban, ordunun iki numaralı ismi Fransuva el-Hac idi. Öldürülen general, ordunun yeni genelkurmay başkanı olabilecek adaylardan biriydi ve aynı zamanda Hıristiyan lider Michel Avn’a ve Hizbullah’a yakınlığıyla, İsrail’e ise düşmanlığıyla tanınıyordu. Bu sebeple, suikast eyleminde parmaklar hemen İsrail’i gösterdi. Tabi; 14 Mart Güçleri de bu olaydan istifade edecekti. Suikastın, Amerika-Fransa operasyonunu ve muhalefet ile kapsamlı bir barışı arzulamayan bu güçlere yönelik bir mesaj olma ihtimali de mevcuttur.

Bütün tarafların kendi konumlarını iyileştirmeye ve istediklerini, tamamı olmasa da büyük bölümünü almaya çalıştıkları bu süreçte mücadele bütün şiddetiyle sürüyor. Fakat hayli kuvvetlenen muhalefet güçlerinin sürekli mevzi kazanması sebebiyle14 Mart Güçleri’ndeki gerileme ve zayıflama daha da belirginleşti. Bu arada Suriye de sıkıntılarla geçen üç yıla kıyasla Lübnan’da daha iyi bir konuma sahip olmanın rahatlığını yaşıyor.
Sonuç olarak şu söylenebilir ki Amerika, İsrail ve Arap Devletleri (Suudi Arabistan/Mısır/Ürdün) ile 14 Mart Güçlerinin ortak projesi, Lübnan’da sert bir darbe almıştır. Gelecekte Suriye’nin, siyasal izolasyondan kurtularak tekrar göz ardı edilemeyen bölgesel bir oyuncu olmasıyla birlikte süreç de tamamlanacaktır.

*Stratejik Araştırmalar Merkezi, Beyrut  Muharrem Tan tarafından tercüme edilmiştir.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli okuyucularımız, Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onurunun ayaklar altına alındığı Irak’taki yaşam hakkı ihlalleri. Beş yıl boyunca işgal üzerine çok şey yaz...
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim 103 çocuk Çad hükümetinin denetiminde yakınlarına kavuşacak. Şu ana kadar Çad’da bir yetimhanede tutulan çocukların...
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada şehir devletlerini oluşturacak şiddetli bir deprem. ...
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım olarak görülüyor. ...
Somali’de iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şu ana kadar bir milyonu ülke sınırları içinde olmak üzere toplam iki milyon civarında Somalili, göçmen durumunda. ...
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetinin az kullanıldığı metotlar geliştirirken, diğer yandan da reform vaatleriyle halkı yatıştırma yoluna...
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında yasa dışı olarak oturduğu ve onun yönetimi altında yapılacak seçimlerin hileli olacağı gerekçesiyle ...
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli ölçüde alarak yeni bir güç ortaya koyuyor. ...
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin birbirine karşı kışkırtılarak iktidar hesaplaşmasına tutuşmaları ve bunları takip eden süre içinde ...
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı. ...
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu politikaların en bariz örneği Irak işgali ile yaşanmıştır. ...
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte. ...
Dudayev gerçek bir liderdi; asla para, makam, mevki gibi şeylere meyli olmadı. Savaş süresince kendisine yapılan yüklü miktarda para, ülkeden çıkışının ve can güvenliğinin sağlanması gibi teklifleri hiçbir zaman kabul etmedi. ...
15 yıl Sudan’ın dışişleri bakanlığını yapan ve halihazırda cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yürüten Mustafa Osman İsmail’i başkent Hartum’daki konutunda ziyaret ederek kendisiyle, bölgesel çatışmaları, iç karışıklıkları ve insan hakları ihlalleri ile dünya gündeminde sıkça yer alan ...
İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunun, çeşitli endüstriyel kuruluşlar için boğaz tokluğuna çalıştırılmasını şiddetle kınıyor. Hapishane endüs...
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...

Sayı 41

DOSYA: Uluslararası hukuk açısından Irak'ta yaşam hakkı ihlalleri
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu...

DOSYA: İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar girdabı: Irak'ın işgali
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu poli...

DOSYA: Beş yılda 50 yıllık kayıp
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep ...

İSLAM COĞRAFYASI: Bir esenlik yurdu: Bruney Sultanlığı
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...

41. Sayı Sunuş
Değerli okuyucularımız,
Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onu...

Kısa Kısa
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor
Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim...

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Sürgündeki Moritanlar
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım ol...