DOSYA: Yüzyılın kıyamet provaları: Kitle imha silahları Nükleer terör çağı PDF Yazdır E-posta
Yazar Mesut Karaşahan   
Image
Bugün nükleer silahların üretimi ile ilgili yaşanan güncel uygulamalar, geçen yüzyılda modern ölüm teknolojisini dizginlemek uğruna yapılan anlaşma ve mutabakatların çöküşünü ifade ediyor.

Herhalde Makyavelist politikacıların ve onların hizmetindeki bilim insanlarının dünyayı karşı karşıya bıraktığı nükleer tehdide Makyavelli’nin kendisi bile rıza göstermezdi. İtalyan düşünür, halkın itaatini sağlamayı ve iktidarda kalmak isteyen yöneticinin tüm ahlaki kayıt ve ilkelerden bağımsız hareket edebilmesini salık verirken bu kadarını öngörmemiştir. İnsanlığa tahakküm etmek adına insanlığı yok etme gücüne sahip olmayı, Makyavelli’nin ne pahasına olursa olsun İtalyan birliğini sağlamak biçimindeki çok masum kalan idealiyle karşılaştırmak bile yanlış olur.
Image
Bugün nükleer silahlar, modern ölüm teknolojisini dizginlemek uğruna, geçen yüzyılda ulaşılan anlaşma ve mutabakatların çöküşünü ifade ediyor. Savaşın ölümcül etkilerini savaşçılarla sınırlı tutmak, sivilleri ve doğal çevreyi korumak gayesiyle formüle edilen, bağlayıcı belgeler haline getirilen Cenevre Sözleşmeleri’nin, insan hakları bildirge ve sözleşmelerinin hükümsüzlüğüne işaret ediyor.

ImageHiroşima ve Nagazaki’de yaşananlar, bu yeni ölüm teknolojisine son verilmesi yönünde sağlam bir iradenin oluşmasına hizmet etmekten ziyade, aynı akibete uğramamak için bu silahlara sahip olmak gerektiği düşüncesini kışkırttı. ABD önderliğindeki Batı NATO Bloku ile Sovyetler Birliği önderliğindeki Doğu Varşova Bloku arasındaki açmaz, nükleer silahlar dolayısıyla "terör dengesi" (balance of terror) diye adlandırıldı.

1960’ların sonunda ulaşılan uzlaşma, büyük bir başarı diye takdim edilse de, adından da anlaşılacağı gibi, güçlünün ve zayıfın ayrıcalık ve mahrumiyetini kayıt altına almaktan başka bir şey yapmamıştı. 5 Mart 1970’te yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması, Ocak 1967’den önce nükleer silah yapmayı (ve patlatmayı) başarmış devletlerin, diğer tüm devletlere karşı hakim konumunu pekiştiriyordu. Ne ilginçtir ki, bunlar BM Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip beş daimi ülkesiydi; yani ABD, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği (Rusya) ve Çin.

Antlaşma, nükleer silaha sahip olmayan devletlere bir dizi vaatte bulunuyordu: Nükleer silahlanma yarışına son verilecek, hatta stoklar imha edilerek tam bir silahsızlanma başarılacaktı. Gerçi bunun ne zaman ve nasıl mümkün olacağı, daha önemlisi bu beş devletin, bu müthiş ayrıcalıklarını niçin terk edecekleri soruları cevapsız kalmıştı. Nükleer silahı olmayan devletler ise, tabiri caizse sofranın artıklarıyla yetineceklerdi. Nükleer silahları geliştirirken elde edilen teknolojinin barışçıl tatbikinden yararlanacaklar ve hatta "barışçıl amaçlarla nükleer teknolojiyi geliştirme, üretme ve kullanma konusunda devredilemez bir hak" sahibi olacaklardı.

Fakat geçen süre zarfında hiçbir vaat yerine getirilmedi. Hatta bilakis barışçıl, enerji amaçlı nükleer projeleri için yeterli kaynak bulabilen İran gibi ülkeleri engellemek üzere anlaşma metni fiilen değiştirildi.

Antlaşma’nın yürürlüğünü denetlemek üzere her beş yılda bir düzenlenen konferansların 2000 yılındaki ayağı dramatik bir "başarı" ile sonuçlandı:  Nükleer silahı olmayan devletler, nükleer silahı olan devletlerden, bu silahları ortadan kaldırma vaadini 30 yıl sonra tekrar almayı, neredeyse unutulmuş bir vaadi teyit ettirmeyi başarmışlardı.

Lakin bu sevinç bile fazla uzun sürmedi. ABD hükümetinin 2001 yılı içinde, nükleer silahları hiç görülmemiş bir biçimde kullanma planları yaptığı, 2002 Mart’ında Amerikan basınına sızdırılan belgelerle ortaya çıktı. Planlara göre ABD, nükleer silah sahibi olmayan ülkelere önceden (preemptive) saldırılar gerçekleştirme hazırlıkları yapmaktaydı.

Üstelik Bush yönetimi, "mini nükleer" veya "sığınak delici" diye adlandırılan yeni nesil nükleer silahların geliştirilmesi projesine yönelmişti. Bu yeni silahlar, konvansiyonel ve nükleer silahlar arasındaki sınırı belirsizleştiriyor ve dolayısıyla mesela Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın olası denetimini (tabi UAEA, ABD topraklarında böyle bir şeye cesaret edebilirse!) neredeyse imkansızlaştırıyordu. Ve bunlar kullanılması daha kolay ve daha donanımlı silahlar olacaktı.

O yüzden 2005’in Mayıs ayındaki Gözden Geçirme Konferansı’nın tam bir fiyaskoyla sonuçlanması sürpriz olmadı. Bir ay devam eden Konferans, bir sonuç bildirisi bile imzalanamadan dağıldı. Nükleer silahı olmayan ülkeler, "Nükleer Kulüp"ün eski taahhütlerine atıf yapılmasını sağlayamadı. Belki de en kötüsü; kendilerine karşı bu silahların kullanılmayacağına dair bir taahhüt koparma girişimleri dahi sonuçsuz kaldı.
Fakat aynı yıl içinde UAEA ve onun 10 yılı aşkın bir süredir başkanlığını yürüten Muhammed el-Baradey, "nükleer enerjinin askeri amaçlarla kullanımını önleme ve mümkün olan en güvenli yollarla barışçıl amaçlarla kullanımını sağlama yönündeki çabalarından dolayı" Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Image
Şimdi ABD, Anti-Balistik Füze Antlaşması’ndan da çekilmiş bulunuyor. Rusya ise Anti-Star Wars (Yıldız Savaşları Karşıtı) diye takdim edilen ve her türlü füze kalkanı sistemini delip geçeceği iddia edilen hipersonik silahını başarıyla denemekle övünüyor. İnsanlık, tarihteki bütün terör örgütlerinin toplam terör üretme kapasitesini nanometre ölçeğinde bırakacak bir nükleer devlet terörü yüzünden eski "terör dengesi" günlerini mumla arayacağı bir döneme doğru hızla ilerliyor. Nükleer silahlar bu şekilde birer egemenlik sembolü olarak görülmeye devam ettiği ve silahlanma, ekonomi için canlılık ve elitler için yüksek kar anlamına geldiği sürece, nükleer silahsızlanma başarılamaz.

İnsanlık, Makyavelli’yi bile dehşete düşürecek bir yaklaşımla kendi halklarını dahi insan tanımı içine dahil etmeyen elitlerin tahakkümü altındadır. Nükleer silahlar, bu elitlerin yeryüzündeki tüm canlı varlıkları kutsaldan ve dolayısıyla dokunulmazlıktan mahrum bırakan seküler, materyalist anlayışının ürünüdür.

Dolayısıyla, nükleer silahlardan arınmış bir dünyayı hedefleyen her projenin, insanoğlunun hemcinsleriyle, diğer canlı varlıklarla ve hepsinden önemlisi Yaratıcı’sıyla olan ilişkisini gözden geçirerek işe başlamak mecburiyeti vardır.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli okuyucularımız, Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onurunun ayaklar altına alındığı Irak’taki yaşam hakkı ihlalleri. Beş yıl boyunca işgal üzerine çok şey yaz...
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim 103 çocuk Çad hükümetinin denetiminde yakınlarına kavuşacak. Şu ana kadar Çad’da bir yetimhanede tutulan çocukların...
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada şehir devletlerini oluşturacak şiddetli bir deprem. ...
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım olarak görülüyor. ...
Somali’de iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şu ana kadar bir milyonu ülke sınırları içinde olmak üzere toplam iki milyon civarında Somalili, göçmen durumunda. ...
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetinin az kullanıldığı metotlar geliştirirken, diğer yandan da reform vaatleriyle halkı yatıştırma yoluna...
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında yasa dışı olarak oturduğu ve onun yönetimi altında yapılacak seçimlerin hileli olacağı gerekçesiyle ...
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli ölçüde alarak yeni bir güç ortaya koyuyor. ...
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin birbirine karşı kışkırtılarak iktidar hesaplaşmasına tutuşmaları ve bunları takip eden süre içinde ...
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı. ...
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu politikaların en bariz örneği Irak işgali ile yaşanmıştır. ...
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte. ...
Dudayev gerçek bir liderdi; asla para, makam, mevki gibi şeylere meyli olmadı. Savaş süresince kendisine yapılan yüklü miktarda para, ülkeden çıkışının ve can güvenliğinin sağlanması gibi teklifleri hiçbir zaman kabul etmedi. ...
15 yıl Sudan’ın dışişleri bakanlığını yapan ve halihazırda cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yürüten Mustafa Osman İsmail’i başkent Hartum’daki konutunda ziyaret ederek kendisiyle, bölgesel çatışmaları, iç karışıklıkları ve insan hakları ihlalleri ile dünya gündeminde sıkça yer alan ...
İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunun, çeşitli endüstriyel kuruluşlar için boğaz tokluğuna çalıştırılmasını şiddetle kınıyor. Hapishane endüs...
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...

Sayı 41

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Umutların söndürüldüğü ülke Somali
Somali’de iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şu ana kadar bir milyonu ülke sınırları içinde olmak üzere toplam iki milyon civarında Somalili, göçmen dur...

DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEYDOĞU ASYA; Malezya genel seçimlerinin ardından
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli öl...

DÜNYA GÜNDEMİ: BALKANLAR; Kosova'nın domino etkisi
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada ...

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Sürgündeki Moritanlar
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım ol...

İKTİBAS: Amerikan hapishane endüstrisi: Köleliğin modern versiyonu*

İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunu...

DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEY ASYA ; Pakistan: Kızgın bir yaza gebe siyasi bahar
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında ...

DOSYA: Yaşam hakkı ihlalleri üssü: Irak
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin...