DOSYA: Neden farklı bir insan hakları dili? PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Faruk Ünsal   
-Farklı bir medeniyet çözümlemesi yaklaşımıyla “insan hakları dili” eleştirisi-
DOSYA: Neden farklı bir insan hakları dili?Bu yazı, her ne kadar insan hakları mücadelesinin yaygınlaştırılması ve etkinleştirilmesi için neler yapılması gerektiğini anlatmak niyetiyle kaleme alınmış ise de, “dış dünya ile irtibatımızı sağlayan bir enstrüman olarak dil” ve “dili kurgulayan bir çevre olarak medeniyet çözümlemesi/eleştirisi”yle başlayacaktır. Böylece, hem genel konulara özel bir yaklaşım içinde nasıl bakılacağının hem de özel konuların nasıl bir genelleme ile ele alınacağının ipucu verilerek konuya ilişkin bir zihni inşa süreci oluşturulmaya çalışılacaktır.
Tarihin, yazının icadı ile başladığı söylenir. Yani tarih, bilginin toplandığı, aktarıldığı ve bir kayıt dilinin oluşturulduğu dönemle başlar. Ondan önce de insanoğlu mevcuttur yeryüzünde; ama tarihlendirilmemiş, kayıtlandırılmamıştır. İnsanoğlunun yeryüzü macerası, yazıdan önce ancak birtakım izlerden, işaretlerden, alet-edevattan ya da resim benzerlerinden yorumla bilinmeye çalışılırken, yazının bulunmasıyla kesin ir bilgi aktarım kaynağına sahip olunmuştur. Yazıda yorum değil, kayıtlı bilgi vardır. İ.Ö. 8000 yıllarından  yani günümüzden  yaklaşık 10 bin yıl öncesine dayanan tarihlerden yazının bulunmansa kadar, yazının atası sayılabilecek resim benzeri bilgi iletim araçları da vardı ve bunlar “bir arada hayat”ın nasıl olduğuna ilişkin ipuçlarını da vermekteydi. Ama detaydan mahrumdu. Yani asayiş nasıl sağlanırdı; ilişkileri düzenleyen kurallar neydi ve nasıl konurdu; ortak çıkar gerektiren durumlarda -örneğin ortak emek veya beraber hareket etme durumlarında- kurallar nasıl sağlanırdı; ihtilafların çözümü nasıl olurdu; son söz bir başkanın mı, güçlünün mü, yoksa çoğunluğun mu olurdu? Bunları bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şu ki; tarih(lendirme) öncesinde de insanlar vardı ve şu an alışık olduğumuzun ve muhayyilemizin dışında bir hayatı yaşıyorlardı. Üstelik bu hayat, tarihlendirilmiş olan 10 bin yıldan çok çok daha uzundu. Bugün bildiğimiz anlamıyla yazı, İ.Ö. 3500 yılında, günümüzden yaklaşık 5500 yıl önce Sümerler tarafından icat edildi. Ve yazı ile birlikte, “şehirler halinde ve yerleşik olarak bir arada hayat”ı mümkün ve bir anlamda mecbur kılan site devletleri ve krallıklar, -yani bugünkü anlamıyla devlet- hayatımızın vazgeçilmezi oldu(mu?). Bir tarafta Sümer alfabesini kullanan Akad, Asur ve Babillerin dili ile Hammurabi Kanunları yazılırken; aynı dönemde Mısır’da, aynı teknikten Sümer alfabesinden esinlenilerek  hiyeroglif geliştiriliyor ve “hayat ve kuralları” kayıt altına alınıyordu.
Şimdi tarihi, ister bugünkü anlamıyla yazının bulunuşu olan İ.Ö. 3500 yılından başlatarak 5500 yıllık bir kayıt dönemi olarak, ister ilkel resimlerin çizildiği İ.Ö. 8000 yılından başlatarak 10.000 yıllık bir kayıt dönemi olarak kabul edelim; şurası muhakkak ki insanoğlunun yeryüzündeki mevcudiyeti, kayıt altına alınmamış olan birden fazla 10.000 yılı ihtiva etmektedir. Kutsal metinlere inananlar açısından insanoğlunun yeryüzü macerası Adem (a.s.) ve Havva (a.s.) ile başlar. Bilebildiğimiz kadarıyla, her ikisine ve yakın çocuklarına ait arkeolojik bir bilgi mevcut değildir ve tek bilgi kaynağı kutsal metinlerdir. Çünkü Adem (a.s.) ile Havva (a.s.) ve yakın çocukları tarih öncesinde; yazının icadından önce yaşamışlardır. Ademoğulları arasındaki ilk ihtilaf, Habil ile Kabil arasında yaşanmıştır ve bu ihtilafın sonuçları da yine bu kutsal metinlerde anlatılır. Aralarındaki ihtilafta hangi tarafın haklı olduğunun ortaya çıkmasını sağlamak üzere Allah’a adak sunmaya karar veren iki kardeşten Kabil’in adağı kabul edilmez; yani haksızlığı ortaya çıkmış olur. Kabil, hayvancılık yapan ve adağı Allah tarafından kabul edilen, yani haklılığı tescil edilen kardeşi Habil’i kıskanır ve öldürür. Arkeolojinin desteklemediği bilgiyi kıymet dışı sayacak ya  da kutsal metinlerin didaktik dilinin, usul bakımından kimilerince iddia edildiği gibi sembolik/mitolojik olduğuna ilişkin kadim tartışmada taraf olacak değiliz; ama elimizde Adem’in iki oğlunun ihtilafından çıkarılabilecek sonuçlara ilişkin yorum yapmaya yetecek kadar bilgi olduğu kanaatini taşıyoruz. Birincisi; Kabil çiftçidir, yani yerleşiktir. İkincisi; Habil çobandır, yani göçebedir. Üçüncüsü, Kabil Habil’i kıskanır ve öldürür.
İslam literatüründe, Habil ile Kabil’in ne üzerine ihtilaf ettiklerine ilişkin geniş rivayet ve tartışmalar mevcuttur. Detayına girmeden özetleyecek olursak; Kabil’in, kardeşine ait bir hakka, kendisinin olduğunu iddia ederek sahip olmaya çalışması, buna mukabil Habil’in de kendi hakkını savunması, meselenin esasıdır. Bu bilgilere dayalı olarak birkaç önemli sonuç çıkarılabilir: İlk olarak, Kabil aslında kendi hakkına razı olmadığı gibi kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi de başkasına yapmış olmaktadır. Yani, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmış, bir başka deyişle doğal değil, doğaya yabancı davranmıştır. Burada -lafzi manasını gözden düşürmeden ve sembolik imasını da feda etmeden metne yaklaştığımızda- göçebelerin yerleşiklere göre daha faziletli oldukları ya da yerleşiklerin göçebelere göre daha muhteris oldukları sonucunu çıkarmak yerine; göçebeliğe göre daha üst bir düzey olan yerleşikliğin ihtiras ve fırsatçılığın ortaya çıkmasına daha müsait bir zemin olduğu sonucunu çıkarmak, tarihi gerçekliğe daha uygun düşer. Bir başka deyişle göçebelik, insanın doğal halinin devam etmesi bakımından yerleşikliğe göre daha müsaittir; ya da yerleşiklik yabancılaşmanın ortaya çıkması ve yaşaması bakımından göçebeliğe göre daha elverişlidir. Tekrar söylemek gerekirse; burada amaç, yerleşiklik veya göçebeliğin birbirlerine fazilet bakımından üstünlük mukayesesini yapmak değil, daha üst bir beşeri düzey olan yerleşikliğin negatif potansiyeline dikkati çekmektir. Böyle olduğu için yazı; yani hayatın nasıl tanzim edileceği, haklar, görevler ve müeyyidelerin nasıl olacağı, yerleşikliğin negatif potansiyelini bertaraf etme ihtiyacından ortaya çıkmış bir yerleşiklik icadıdır. Bir başka ifadeyle yabancılaşmanın üstesinden gelebilmek için kurulan doğal olmayan bir dildir yazı; yani literatür ve külliyat. İkinci olarak, yerleşiklik (Kabillik) göçebeliği (Habilliği) yenecektir. İnsanoğlunun, tarihin yeryüzündeki seyri, bundan böyle yavaş yavaş göçebeliğin tasfiyesi ve yerleşikliğe geçme şeklinde olacaktır; olmuştur da. Üçüncü olarak, Habilliğini feda etmiş Kabillik, beşeri olarak bir hüsran ve vicdan azabı içindedir; ibadi olarak Allah’la ilişkilerinde sorunludur ve muteber değildir. Yazı boyunca geçen yerleşik ve yerleşiklik kavramları, sosyolojik olarak medeni ve medeniyet kavramlarının; göçebe ve göçebelik kavramları ise bedevi ve bedevilik kavramlarının muadilidir.  
Sonuç olarak; madem yerleşiklik bir mukadder beşer halidir ve beşer bu halin olumsuz etkilerini bertaraf etmek maksadıyla bir arada yaşamanın kurallarını ve müeyyidelerini dercedecek ve birikimlerini sonrakilere bir külliyat olarak nakledecek yazıyı ve ona ait (doğal olmayan) dili icat etmiştir; bu dil ve dilin imkanları bilinmedikçe medeniyetin olumsuz etkilerinden kendimizi korumamız neredeyse imkansızdır. O halde bu dil ve külliyat mutlaka bilinmelidir. Hukuk bu dildir. İdare bu dildir. Diplomasi bu dildir. Bu dil, medeni hayatı mümkün kılacak temel metinleri ve sözleşmeleri üretmiş ve bu metinlerdeki hakların ve özgürlüklerin uygulanabilir olmasını sağlayacak kurumları ve müeyyideleri üretmiştir. Birleşmiş Milletler ve ürettiği sözleşme ve hukuk metinleri bu dildir. İnsanoğlu doğal halini, yani Habilliğini ve bu ha(bi)lin doğal dilini unutmamış olsaydı, doğal olmayan bir dile; bu kadar karmaşık hukuk metinlerine, külliyata, doktrine ve kurumlara ihtiyaç olmayacaktı kuşkusuz. Doğal halin insan hakları dili, yani her insan tekinin kendi vicdanıyla baş başa kaldığında doğruluğunu itiraf edeceği tek ortak ilke ise, “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapma!” ilkesidir.  
Doğallığı kaybetme pahasına, medeniyete, medeniyetin olumsuz etkilerine ve tek doğal dil yerine birçok suni dil öğrenmeye değer miydi? Öyle ya, atalarımız kayıt altına aldıkları son 10.000 yıl hariç, pek çok 10.000 yılı bizim yaşadığımızdan farklı yaşamamışlar mıydı? Bir başka hayat tarzı pekala mümkün değil miydi? Ama aynı zamanda medeniyetin de mukadder bir hal olduğunu ifade etmemiş miydik? Belki de sorumluluğumuz, doğallığımızı unutmadan bir medeniyet kurabilmektedir…
Image
Hak ihlalleri sürüyor…
• Dünyada çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan iki milyon kişi, insan kaçakçılığının kıskacı altında.  127 ülke arasında insan kaçakçılığının en çok görüldüğü ülkeler, Asya, Doğu Avrupa,  Batı Afrika ve Latin Amerika’da yer alıyor.
• Asya, Orta Asya, Latin Amerika ve Afrika’da her yıl silahlanma için ortalama 22 milyar dolar harcanıyor. Dünyadaki silah satışının %60’ı silah tacirleri, yani özel girişimler tarafından yürütülüyor.
• Dünyada, her üç kadından biri,  bir yakını tarafından şiddete maruz kalıyor. Hayatını kaybeden kadınların %50’si, ya eşleri ya da eski eşleri tarafından öldürülüyor.
• Terörle mücadele kapsamında açılan Guantanamo Kampı’nda 30’dan fazla ülkeden 400 kişi gözaltında tutuluyor. Avrupa semalarından Guantanamo’ya 1245 uçuş gerçekleştirildi. Kampın açıldığı günden bu yana, 200 kişi açlık grevine girdi;  40 kişi intihara teşebbüs etti.
• Terörist oldukları iddiasıyla gözaltına alınan ve sayısı bilinmeyen birçok kişi dünyanın bilinmeyen farklı yerlerindeki kamplarda alıkonulmaya devam ediyor
• ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden bu yana, yaklaşık bir milyon Iraklının hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
• Dünyada halen 300 bin çocuk asker var. Bu rakamın üçte biri, yani 100 bin çocuk asker, Afrika’da bulunuyor.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli okuyucularımız, Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onurunun ayaklar altına alındığı Irak’taki yaşam hakkı ihlalleri. Beş yıl boyunca işgal üzerine çok şey yaz...
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim 103 çocuk Çad hükümetinin denetiminde yakınlarına kavuşacak. Şu ana kadar Çad’da bir yetimhanede tutulan çocukların...
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada şehir devletlerini oluşturacak şiddetli bir deprem. ...
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım olarak görülüyor. ...
Somali’de iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şu ana kadar bir milyonu ülke sınırları içinde olmak üzere toplam iki milyon civarında Somalili, göçmen durumunda. ...
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetinin az kullanıldığı metotlar geliştirirken, diğer yandan da reform vaatleriyle halkı yatıştırma yoluna...
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında yasa dışı olarak oturduğu ve onun yönetimi altında yapılacak seçimlerin hileli olacağı gerekçesiyle ...
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli ölçüde alarak yeni bir güç ortaya koyuyor. ...
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin birbirine karşı kışkırtılarak iktidar hesaplaşmasına tutuşmaları ve bunları takip eden süre içinde ...
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı. ...
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu politikaların en bariz örneği Irak işgali ile yaşanmıştır. ...
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte. ...
Dudayev gerçek bir liderdi; asla para, makam, mevki gibi şeylere meyli olmadı. Savaş süresince kendisine yapılan yüklü miktarda para, ülkeden çıkışının ve can güvenliğinin sağlanması gibi teklifleri hiçbir zaman kabul etmedi. ...
15 yıl Sudan’ın dışişleri bakanlığını yapan ve halihazırda cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yürüten Mustafa Osman İsmail’i başkent Hartum’daki konutunda ziyaret ederek kendisiyle, bölgesel çatışmaları, iç karışıklıkları ve insan hakları ihlalleri ile dünya gündeminde sıkça yer alan ...
İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunun, çeşitli endüstriyel kuruluşlar için boğaz tokluğuna çalıştırılmasını şiddetle kınıyor. Hapishane endüs...
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...

Sayı 41

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Sürgündeki Moritanlar
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım ol...

İKTİBAS: Amerikan hapishane endüstrisi: Köleliğin modern versiyonu*

İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunu...

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Mısır'ın yıllardır bitmeyen "mübarek" seçimleri
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetini...

DOSYA: İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar girdabı: Irak'ın işgali
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu poli...

DOSYA: Beş yılda 50 yıllık kayıp
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep ...

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTADOĞU; İran'da yeni dönem
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...

DOSYA: Yaşam hakkı ihlalleri üssü: Irak
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin...