DOSYA: Tarihi perspektifte misyonerlik çalışmaları PDF Yazdır E-posta
Yazar Zeynep Özbek   
Image
Hıristiyanlık tarihinde misyonerlik Nasıralı İsa’yla başlar. Matta İncili’ne (28:18-20) göre Hz. İsa havarilerini toplamış ve onları "müjde" (euangelion) olarak adlandırdığı mesajı tüm dünyaya yaymaları için görevlendirmiştir. Hıristiyanlara göre İsa’nın ölümünün ardından Kutsal Ruh’un gücüyle devam ettiğine inanılan misyonerliğin temelinde, Hz. İsa’nın yaşamı, mesajı, ölümü ve dirilişi yatar. Başlangıçta bu mesajın iletilmesi sadece Yahudilik içinde iken değişim iki olayla gerçekleşir: Yahudi olmayanların vaftizi kabul etmeleri ve Yahudilerin çoğunun İsa Mesih’i reddetmeleri. Karşılaştıkları zulümler Kudüs’te sayıları giderek artan Hıristiyanları şehrin dışına iter (Resullerin İşleri, 8). Samarya, Sezarya, Kıbrıs, Finike ve Antakya gibi şehirlerde Yunanlılara İncil vaz edilir. Ardından ticaret yolları üzerinden İncil mesajı Akdeniz’e ve Karadeniz’e ulaşır. Piskopos Soter, 166 yılında Hıristiyanların sayısının Yahudilerinkini geçtiğini kaydetmektedir.

Hıristiyanlığın en çok tanınan ve en önemli misyoneri hiç şüphesiz Tarsuslu Aziz Pavlus’tur. Pavlus, Hıristiyan olduktan sonra kurduğu yerel kiliselerle Roma İmparatorluğu’nun belli başlı şehirlerinde Hıristiyanlığın tohumlarını atmıştır. Her ne kadar kendisi Romalı askerler tarafından öldürülmüş olsa da bu faaliyetlerinin meyvesi, 380’de Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olarak tanınmasıyla alınmıştır. Böylece o zamana kadar düzensiz ve daha çok manevi bir hareket olarak yürütülen misyonerlik o tarihten itibaren sistematik, hiyerarşik ve politik bir yapıya bürünmüştür.

Beşinci yüzyıldan itibaren Avrupa hızla Hıristiyanlaşmış ve daha sonra onlara Slav ırklar da katılmıştır. M.S. 400-800 yılları arasında muzaffer kuzey ırklarının ve M.S. 800’den sonra Vikinglerin mağlup güneyin dinini kabul etmelerinde bu halkların kabile hayatını benimsemiş olmaları etkili olmuştur. Nitekim kabile liderinin, kralın ya da imparatorun Hıristiyan olması tebaanın da kitlesel olarak Hıristiyanlığı kabul etmesi anlamına gelmekteydi.

11. ve 12. yüzyıllardan itibaren misyonerlik tarikatlar yoluyla yürütülmeye başlanmıştır. Hıristiyanlıkta manastır hayatı dördüncü yüzyılda Kuzey Mısır’da başlayıp ilk birkaç yüzyıl sadece dünyadan elini eteğini çekmiş keşişlerin manevi hayatıyla ilgiliyken özellikle 13. yüzyıldan sonra tarikatlar dışarıya açılmaya başlamıştır. Avrupa’nın dört asırlık (1200-1600) keşif ve sömürge hareketi boyunca da bu tarikatlar, kilisenin misyonerlikteki eğitim ve propaganda merkezleri olmuştur. Bu dönemdeki önemli misyonerlerin listesine şöyle bir bakmak bile tarikatların dünyayı Hıristiyanlaştırma görevindeki önemini göstermeye yetecektir. Benediktenler, Keltik misyonerler, Fransiskenler, Karmelitanlar, Agustinyenler ve Cizvitler Avustralya hariç dünyanın büyük bölümüne İncil mesajını ulaştırmış; Filipinler, Japonya, Çin, Hindistan ve Afrika ülkelerinde Hıristiyanlığı yaymışlardır. “Cizvit tarikatının kurulması, Roma Katolik Kilisesi’nin misyonerlik tarihindeki en önemli olaydır.” der Stephen Neill. Aynı şekilde 13. yüzyılda Fransisken tarikatının kurulması da misyoner tarikat hareketine büyük bir ivme kazandırmıştır. Asisili Aziz Francis Mısır sultanına kadar giderek ona İncil’den bahsetmiş ve müritlerine de misyonerlik ruhunu aşılamıştır. Onları ikili gruplar halinde “İncil’i ve barışı” dünyanın öteki ucuna kadar yaymaları için görevlendirmiştir.

 Misyoner tarikatların başarısı özellikle kurumsal yapılanmalarından kaynaklanmaktadır. Tarikatlar, oldukça geniş hareket alanına sahip olup sadece ve doğrudan Papa’ya karşı sorumludur. Her tarikatın kendi iç kurumsallaşması vardır ve Papalık tarafından nadir müdahaleler dışında hepsi kendi metotlarını uygulamaktadır. Bu bağımsızlık zaman zaman farklı tarikatlar arasında rekabet doğurmuş, ancak bu da onların daha hevesle dinlerini yaymalarını sağlamıştır.

Hıristiyanlığın Roma’nın resmi dini olarak devlet gücüyle buluştuğu andan itibaren misyonerlik faaliyetleri de sadece dini ya da manevi amaçlı olmaktan çıkıp temelinde hep gizli ya da aşikar siyasi bir ajanda barındırmıştır. Avrupa’da aşırı nüfus nedeniyle ekonominin giderek kötüye gittiği bir dönemde, genç Avrupalıların Doğu’nun zengin topraklarında müreffeh bir gelecek hayaliyle katıldığı Haçlı Seferleri, muhakkak ki “kutsal savaş” olmanın ötesinde dünyevi anlamlar da barındırmaktaydı. Aynı şekilde, Vasco de Gama ile başlayan Avrupalı güçlerin Batılı olmayan dünyayı ele geçirişi, Hıristiyanlığın yayılmasından ziyade bu topraklardaki kaynakların sömürülmesi ve kültür emperyalizmi hedefini taşıyordu. Papa’nın 16. yüzyılda Portekizlilere Asya’da Hıristiyan dinini yaymak için sağladığı himaye ve onları “fetih hakkı”yla ödüllendirmesi ise bu gerçeği değiştirmiyordu. Amerika’nın keşfinden sonra Afrika sahilleri, Ortadoğu, Hindistan ve Doğu Asya ülkelerinin ardı ardına kolonileştirilmesiyle birlikte Batılı güçler kendilerinden aşağı gördükleri bu halkları “medenileştirme” misyonuyla onlara dinlerini ve kültürlerini zorla aktardılar.

 Bu dönemde Ortodoks kiliselerinde misyonerlik faaliyetleri Rus girişimlerle sınırlı kalmıştır. Bunun başlıca sebebi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş toprakları kapsayan idaresidir. Protestan kiliseler ise Reformasyon’dan sonraki yaklaşık bir yüzyıl boyunca Katolik Kilisesi’yle mücadeleye yoğunlaştıklarından dışarıya misyoner göndermiyorlardı. Ancak sonraki asırlarda giderek artan sayıda misyoneri özellikle daha önce İncil’in ulaşmadığı halkların arasına yolladılar. 18. asırdan sonra Protestanlar misyoner cemiyet kurma yolunda büyük bir eğilim gösterdiler ve bu konuda kayda değer bir başarı sağladılar. Nitekim 19. yüzyıl, Katolik ve Protestan misyonerliğinin “büyük asrı” sayılmaktadır.

Misyonerlikte temel hedef, yeryüzünde Tanrı’nın krallığının kurulması, kilisenin insanların kalbine yerleşmesi ve İncil’in henüz ondan haberi olmayanlara iletilmesidir. Ancak bu hedefler belli aşamalardan geçilerek gerçekleştirilir. Öncelikle misyonerlerin hazırlanması ve eğitilmesi gerekir. Daha sonra gruplar veya halklarla iletişim kurulur ve kişi ya da grupların din değiştirmesi sağlanır. Ancak bu aşamadan sonra misyonerler bölgede bir Hıristiyan cemaati kurma ve yerleştirme hedefine yönelir. Misyonerlerin Hıristiyan kültürünü aktarmak için kullandığı yaygın metotlar arasında yerel halkla yakınlık kurabilmek için okullar, hastaneler ve yardım kuruluşları açmak, Hıristiyan edebiyatını üretmek ve yaymak, iletişim araçlarını etkili bir şekilde kullanmak ve İncil grupları oluşturmak yer almaktadır. Fakat bu yöntemler misyonerlerin kendi milliyet ve cemaatine ya da bağlı oldukları kiliseye ve Hıristiyanlığı götürdükleri insanların sosyo-ekonomik ve kültürel yapısına göre değişiklik gösterir.

Misyonerlik yönteminin belirlenmesinde temel soru, faaliyetlerin genişleyerek mi yoksa derinleşerek mi devam ettirileceğidir. Misyonerler genel olarak önce yayılmacı çalışma metodunu kullanmış ve daha sonra evangelizasyonun garanti altına alınması ve sağlamlaşması için merkez kiliseler ve ana istasyonlarca yürütülen daha yoğun metotlara yönelmişlerdir. Misyonerlerin bilhassa günümüzde yaygın olarak kullandıkları bir diğer yöntem ise Aziz Pavlus’un metodudur. Buna göre mümkün olan her yerde bağımsız, yerel kiliseler kurulacak ve onlara tam bir otorite ve misyonun tüm sorumluluğu verilecektir. Bu şekilde eğitim ve yayın organları yoluyla misyoner kilise gelişmekte ve daha da önemlisi, yeni nesil, Hıristiyan inancına göre yetiştirilmektedir.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Son aylarda yoğun olarak medyada yer alan, dünya gıda stoklarının azalmaya başladığı haberlerinden sonra birçok ülkede tahıl ve bakliyat fiyatlarının fahiş oranda yükselmesi, Yemen ve Mısır gibi ülkelerde gıda fiyatları için çıkan isya...
Irak Savaşı’nın milyonerleri kimler? Savaş ve işgal, bir yandan yüz binlerce insanın hayatına mal olurken diğer yandan işgalci güçlerin servetlerini artırıyor. OMB Watch adlı kuruluşun yaptığı araştırma, ABD Kongresi’nin dörtte birinden fazlasının Irak’taki i...
Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü askerlerinin, görev yaptıkları ülkelerde çatışan taraflar arasındaki ateşkes hattının korunmasını sağlamak, çatışmaların yeniden başlamasını engellemek, gerektiğinde isyancı grupların silahsızlandırılmasını sağlamak gibi “ba...
Burundi, farklı isyancı grupların iktidara gelmeleri nedeniyle soykırımlardan ve soykırım suçlamalarından başını alamıyor. Bir zamanların isyancıları gün gelip iktidar olunca diğerleri isyancı konumuna düşüyor. Şu anda iktidarda bulunan parti, Tutsilere karşı soykırımları ile b...
1,5 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğu Somali’de güvenlik, Etiyopya işgali öncesinde görece iyiydi. Etiyopya ve diğer mihraklar, ülkeyi ve halkını rahat bırakıyor....
Güney Afrika Cumhuriyeti, ikinci bir apartheid devrine doğru gidiyor. 1994’e kadar beyaz azınlığın siyah çoğunluğa uyguladığı ırkçı şiddet, şimdilerde Afrikalı göçmenler üzerinde yoğunlaşıyor. Göçmenlere karşı yapılanlar, ülkede tam bir i&cc...
Önce Birmanya dedik, sonra dilimize Burma yerleşti, şimdi de Myanmar oldu Güneydoğu Asya’nın bu fakir ülkesi. Altın Buda heykelleriyle dolu tapınaklarında bir avuç pirinç için dilenen insanlar, turistlerin etrafında pervane olup alacakları bir dolar karşılı...
Lübnan’daki yeni seçim kanunu gelecekteki sürtüşmeleri engellemeyecektir. Zira Lübnan Ortadoğu’nun minyatürü ve aynasıdır ve mayın tarlasıdır. Ortadoğu’daki karmaşa ilk önce ona yansır ve kozlar orada paylaşılır. ...
Uzun süredir hükümeti boykot eden Sünnilerin hükümete yeniden dönme kararları, Amerika’ya kök söktüren Sünni aşiretlerin, en azından önemli bir bölümünün, Amerikalılara karşı savaşmaktan vazgeçmesi, Irak cep...
Uzunca bir süredir hükümet güçleriyle ayrılıkçı el-Husi taraftarları arasında, binlerce kişinin hayatını kaybettiği silahlı çatışmaların yaşandığı Yemen, geçtiğimiz günlerde bir parlamento üyesi ve beraberindekilere düzenlenen suikastla...
Küçük Dinara okul koridorunda hissettiği bir kokunun ardından nefes alamayıp yere yığıldı. Kendine geldi gelmesine ama bir süre sonra boğazında şiddetli ağrılar hissetmeye başladı. Sonrasında da geçici bir hafıza kaybı yaşadı. Durduk yere çığlık atmaya başladı. Ha...
17 Şubat 2008’de Kosova Meclisi, “Bizler halkımızın demokratik yollarla seçilmiş liderleri olarak Kosova’nın bağımsız ve hakim bir devlet olduğunu ilan ediyoruz.” sözleriyle Kosova’nın bağımsızlığını tüm dünyaya duyurdu. Bu olay, nüfusunun %90...
Artan gıda fiyatları açlık sorununun derinleşmesine neden olarak gösteriliyor; ancak gıda fiyatlarının artması ve açlığın yaygınlaşması, sadece gıda stokları ve iklim şartları ile ilgili değildir. Bu durum, gıda borsasından ve market spekülasyonlarından, biyoyakıt üreti...
İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”ndan biri sıfatıyla anılmıştır. Bunun gayet anlaşılabilir nedenleri vardır: İnsan, hayata tutunabilm...
Açlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl, unsur küresel kapitalist paradigmanın kendisidir....
İnsanlar dünyada yeterince gıda olmadığı için değil, alım güçleri ve paraları olmadığı için, yani yoksul oldukları için açlık riski altında hayatlarını sürdürüyorlar. Yaşanan adaletsizliğin, eşitsizliğin ve dengesiz gıda dağılımının sebeple...
Bugün tüm uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği gibi, insanın en önemli hakkı “yaşam hakkı”dır. Tüm haklar bundan sonra gelir. Açlık ise bu en önemli hakkı tehdit eden başlıca düşmandır. İnsan hayatı korunacaksa, açlık sorununa bir in...
Komünist düzenden bıkmış insanlar, Abdulvali Kari’nin kişiliği ve çalışmaları sonucunda yeni bir hayatı seçti....
Günümüzde el değmemiş yeni su kaynaklarının bulunduğu topraklarda yaşayan yerel halklar, etnik azınlıklar ve diğer görece güçsüz gruplar “ekonomik alanda kalkınma”nın önünde engel olarak görülüyor. ...
Bangsomorolular, bölgeye ait enstrümanları tagonggo ve kapanirong ile özgürlüğe adanmış tarihleri, yok olmaması için ellerinden geleni yaptıkları kültürleri ve öz değerleri için ağıtlar yakıyor… ...

Sayı 43

DÜNYA GÜNDEMİ; Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yabancı düşmanlığı
Güney Afrika Cumhuriyeti, ikinci bir apartheid devrine doğru gidiyor. 1994’e kadar beyaz azınlığın siyah çoğunluğa uyguladığı ırkçı şiddet, şimdilerde Afrikalı göç...

DOSYA: AÇLIK KADER DEĞİLDİR

Artan gıda fiyatları açlık sorununun derinleşmesine neden olarak gösteriliyor; ancak gıda fiyatlarının artması ve açlığın yaygınlaşması, sadece gıda stokları ve iklim şartları...

DOSYA; Küreselleşen açlık
Açlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl, unsur küresel kapitalist paradigmanın kendisidir....

DÜNYA GÜNDEMİ; Yemen'de kuzeyden yükselen ateş, Sana'yı da kuşatacak mı?

Uzunca bir süredir hükümet güçleriyle ayrılıkçı el-Husi taraftarları arasında, binlerce kişinin hayatını kaybettiği silahlı çatışmaların yaşandığı Yemen,...

DÜNYA GÜNDEMİ; Somali'de bölgesel ve uluslararası güçlerin tetiklediği insani krizler
1,5 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğu Somali’de güvenlik, Etiyopya işgali öncesinde görece iyiydi. Etiyopya ve diğer mihraklar, ülkeyi ve halkını rahat bırak...

DOSYA; Dünyada ve Türkiye'de açlık sorunu
İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kasırgaya rağmen referandum, cuntaya rağmen yaşam: Myanmar gerçeği

Önce Birmanya dedik, sonra dilimize Burma yerleşti, şimdi de Myanmar oldu Güneydoğu Asya’nın bu fakir ülkesi. Altın Buda heykelleriyle dolu tapınaklarında bir avuç pi...