“Siyasi anlamda ‚Batı doğal değil, fakat büyük ölçüde yapay bir oluşumdur. Onu meydana getiren ‚Doğu’nun hayati ve açık tehdidinin mevcudiyetidir. Düşmanın yok oluşundan sonra, yaşamaya devam edip etmeyeceği son derece şüphelidir.”
Owen Harries
Bugün hepimiz, farkında olsak da olmasak da, zihinlerimize kazılı pek çok “tartışılmazın/ön kabulün” yalnız Türkiye ölçeğinde değil, küresel ölçekte de tartışılır hale geldiği bir dönemin tanıklarıyız. Aynı zamanda bugün, felsefi temellerini aydınlanma devrinde bulan ve insanı evrenin merkezine alan modern düşüncenin lokal ifadesi Avrupa’nın, paradoksal bir biçimde insana dair “evrensel” addettiği normlarla derin kavgasının ön sancılarını yaşadığı dönemdir. Artık, Avrupalı kolektif algının “merkez”e (zentrum) konuşlanmış “biz”inin yanı başında, hakikatte “çevre”de (peripherie) kalmaya mahkum “öteki”nin pervasız duruşu söz konusudur. Bu, Stuart Hall’un 1492 ile başlattığı küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı yeni ve karmaşık tablonun sadece bir veçhesidir. Berlin Duvari’nin yikilisi sonrasi - National Interest Dergisi Editörü.
(Hall, Stuart: Kulturelle Identität und Rassismus, s. 156; icinde:
(yay. hzr.) Burgmer, Christoph: Rassismus in der Diskussion,
Elefanten-Press, Berlin,1999.) İronik şekilde aynı tarih, Avrupa’daki
Müslüman varlığına Reconquista çerçevesinde yapılan yıkıcı etkinin de
tarihidir. (Konu ile ilgili olarak Bernard Lewis’in Catisan Kültürler
isimli eseri dikkate degerdir.) 1492 Endülüs Müslümanlarının Avrupa’dan
sürülüşüne tanıklık etmekle birlikte, kendinden yaklaşık beş asır
sonra, Müslümanların Avrupa’ya yeniden dönüşlerinin de alt yapısını
oluşturan tarihi olaylara kaynaklık etmekteydi. 1950’li ve 60’li yıllar
Avrupalılar tarafından is gücü maksatlı dahi olsa Müslümanların
Avrupa’ya davet edildikleri, tren garlarında “Hoş geldiniz!” yazılı
pankartlarla karşılandıkları yıllardı. Böylelikle Bu dönem
Müslümanların Avrupa’da tekrar varlık sahasına kavuştukları yıllar
olmuştur. İki dünya savaşının arkasında bıraktığı enkazın küllerinden
inşa edilmeye çalışılan yeni ve yine güçlü bir Avrupa’nın temelleri
ötekileştirilmiş Müslümanların Avrupa’ya göçünü gereli kılmıştır. (Der
Europäische Bürgerkrieg kitabinin yazari Ernest Nolte, Avrupa’nin
1917-1945 yillari arasinda yasadiklarini bir „Avrupa Ic Savasi“ olarak
ifade etmektedir.) Ancak Avrupa, varlığına ihtiyaç duyduğu bu iş
gücünün salt mekanik yapılar değil bilakis, karmaşık ihtiyaç ve
istekleri içinde barındıran “insan” olduğunu çok geç fark etmiştir.
Kolonyal tarihinin doğurduğu sonuçlar da göç olgusu bağlamında hesaba
katıldığında, kendisi dışında herkesi ve her şeyi “ötekileştirme”
inadındaki Avrupalı zihnin açmazları, daha sağlıklı bir analiz zeminine
kavuşacaktır. Böylesi bir analizin tüm boyutları hacim itibariyle bu
yazının sınırlarının fevkalade üstünde olduğundan, burada çerçeve son
derece dar tutulmuştur.
Konu ile ilgili tartışmaların en önemli boyutlarından birini,
Avrupa’daki Müslüman varlığının kalıcı/yerleşik bir sosyolojik
gerçeklik olarak kabulü sorunsalı oluşturmaktadır. Avrupa’daki üçüncü,
dördüncü göçmen kökenli kuşağın, atalarının ülkeleri ile herhangi bir
vatandaşlık bağları kalmamış olmasına rağmen neden halen misafir işçi,
yabancı, göçmen, konuk işçi vesair isimlerle anıldıkları bu bağlamda
bize önemli ipuçları vermektedir. Bilinen bir gerçeklik olarak,
herhangi bir konu hakkında kullanılan kavramlar, o konu ile ilgili
olarak tarafların hangi tutuma sahip olduklarına dair algıyı
oluşturmakta anahtar rolü taşırlar. Dolayısıyla Avrupa hükümetlerinin
ve dahi akademyasının bu kavramları kullanmaktaki bilinçli ısrarı, bu
coğrafyada yerleşmiş Müslüman nüfusun bugünü ve geleceği hakkında ve
hukuksal konumları bağlamında bizi derin endişelere sevk etmektedir.
Her seçim arifesi reklam panoları ve duvarları faşizan söylem ve
imgelerle biçimlenmiş afişlerin işgali, Avrupalı zihnin genel anlamıyla
göçmenlerden, özelde ise Müslümanlardan duydukları rahatsızlığın en
bariz göstergelerindendir. İnşa edilmeye çalışılan camiler ya da
Müslüman mezarlıkları yerli halk tarafından şiddetle reddedilmektedir
ve bu reddin temelinde, bu yapıların aslında Müslüman varlığının
Avrupa’daki kalıcılığına dair açık bir işaret olması yatmaktadır. Tüm
bunlardan ve yakın zaman içinde tanıklık ettiğimiz baskıcı ve ayrımcı
tavrın örnekliklerinden hareketle, Avrupa’da “Şiddetin politik bir araç
olarak kullanımından vazgeçilmiş olabilir; toplumsal hayatın bütünü
şiddeti dışarıda bırakan bir tarzda örgütlenmiş ve yeniden üretiliyor
olabilir; ancak sözel şiddet yürürlüktedir; her fırsatta kendisini
açığa vurur.” (Cigdem, Ahmet: Avrupa: „Yer“ ile „Yasa“ Arasinda, Avrupa
Günlügü, Sayi 2, 2002, s. 195.) diyebiliriz.
Alman sosyolog N. Luhmann, Die Gesellschaft der Gesellschaft isimli
eserinde toplumların oluşumunda - klasik öğretinin aksine - bireylerin
değil, bireyler arasındaki iletişimin temel yapıyı oluşturduğuna dikkat
çeker. Bu bağlamda, sağlıklı bir toplum inşasında bireyler arası
iletişim büyük bir öneme haizdir. Avrupa, mono kültürel anlayışın
sonuna gelindiği bir dönemi yaşadığını idrak etmeli ve yukarıda bahsi
geçen bu toplumsal katmanın varlığı ile birlikte hibrid bir kültürün
oluştuğunun da farkına varmalıdır. Kendi içinde giderek yükselen aşırı
sağcı/ırkçı akımları, onların destekçisi diğer sosyo-politik unsurları
iyi analiz etmeli ve bu trendin yakın gelecekte doğurabileceği muhtemel
tehlikeleri de dikkate almalıdır. Bununla birlikte artık ne
“oraya/onlara” ne de “buraya/bunlara” ait görülmeyen, birbiriyle çoğu
zaman çelişen değerlerin ortasında kalarak bir tercih yapmaya zorlanan
ve bu metne konu olan toplumsal katmanın, alışılagelenden daha kompleks
bir kimlik talebinde bulunması ve hatta hukuki açıdan da
çifte aidiyet talep etmesi yadırganmamalı; bilakis bugün böylesi bir
sorunsalla karşı karşıya kalmış tüm çağdaşlarımızın kendi çoğul
kimliklerini beslemeye yüreklendirilmeleri gerekmektedir. Ancak çift
taraflı işleyebilecek bu uzlaşı süreci ve birlikte yaşama pratiği, son
tahlilde Avrupalı zihnin kendinden farklı kültürlere karşı geliştirdiği
iletişimden yoksun kolektif tutumdan ne derece vazgeçebileceğiyle
derinden ilintilidir.
Son zamanlarda Müslümanlara yönelik gerçekleşen ayrımcılık vakalarından örnekler
- Hollanda’ da Kur’anı Kerim’in satılmasının ve okunmasının tamamen yasaklanması talep edildi. (Ağustos 2007)
- Amerika’da yedi yaşındaki Müslüman bir çocuk, adı Pakistanlı bir şüpheliye benzediği için polis tarafından sorgulandı. (Ağustos 2007)
- Avustralya’nın en ırkçı partisinin Senato adayı lideri, Müslümanların ülkeye sokulmamasını istedi. (Ağustos 2007)
- ABD’deki hava alanlarında “başlık” düzenlemesi uygulamaya girdi. Başında eşarp, başörtüsü, kovboy şapkası ya da bere bulunanların, kontrol noktalarında ikinci bir manyetik taramadan geçirilmesi karalaştırıldı. (Ağustos 2007)
- Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde, Müslüman öğretmenlerin okullarda başörtüsü takmaları yasaklandı. (Ağustos 2007)
- The Islamic Human Rights Commission’ın raporuna göre, İngiltere’de terörle mücadele kapsamında bir ay zarfında 11.000 kişi kamu alanlarında durdurulup arandı. (Ağustos 2007)
- Belçika’nın başkenti Brüksel’de 11 Eylül’de “Avrupa’da İslamlaşmayı Durdurun“ sloganıyla bir yürüyüş yapılmak isteniyor.
- Almanya’da yabacılara, özellikle de Türklere yönelik ayrımcılığı artıran yeni göç yasası Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve yürürlüğe girdi. (Ağustos 2007)
- Hollanda’da aşırı dinci oldukları iddia edilen imamların çalıştığı camilerin kapatılması için bir araştırma başlatılması talep edildi. (Ağustos 2007)
- Alman İslam Forumu tarafından yapılan araştırmaya göre, Almanların %70’i İslam düşmanı düşüncelere sahip. (Temmuz 2007)
- Papa’nın sekreteri Avrupa’nın Müslümanlaşma “tehlikesine” dikkat çekerek İslam’ın yayılması konusunda bir uyarıda bulundu. (Temmuz 2007)
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...
45. Sayı Sunuş Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...
Kısa kısa Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...