ORTADOĞU : Filistinde çok aktörlü çatışma PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Emin Dağ   
Filistin’de yedi defa imzalanıp bozulan ateşkese rağmen yaşanan çatışmalar, ardında 250 ölü, yüzlerce yaralı, bölünmüş bir Filistin ve provokasyonlara açık bir toplum bıraktı.
Filistin’de yaşananların sadece Hamas ve el-Fetih’ten ibaret iki aktörünün bulunmadığı, olayların halihazırdaki durumundan çok rahat bir şekilde anlaşılıyor. Konunun tarafları olan el-Fetih ve Hamas’ın arkasındaki dinamiklere bakıldığında olayların, bölgesel ve uluslararası hesaplaşmalarla doğrudan ilgili olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Merkezde Filistinli iki grup olmakla birlikte, bölgesel ve uluslararası aktörlerden oluşan karmaşık bir ilişkiler yumağı, olayları, belki de her aşamasında farklı biçimde yönlendirirken, arazideki çatışmaların yerel öfke ve gelişmelerden beslendiğini ama planlamaların üst düzeyde yapıldığını hissettiriyor.

Son çatışmalar, Hamas ile el-Fetih arasında 1993’te imzalanan Oslo Antlaşması’ndan bu yana yaşanan ayrışmanın kaçınılmaz bir sonucuydu. İki hareketin, Filistin’in bağımsızlığı ve Kudüs’ün kurtarılması gibi temel hedefler dışında, Filistin’le ilgili her konudaki yaklaşımlarında temel farklılıklar bulunmaktaydı ve bu çok normal bir durum idi. Bu farkların temelini, öncelikle Hamas’ın İslamcı ideolojisi, ikinci aşamada İsrail’le ilişkilerin nasıl olacağı, bir sonraki aşamada ise Batı ile ilişkilerin niteliği oluşturmaktaydı. Felsefi açıdan, İsrail ve Batı ile ilişkiler noktasında düğümlenen bu farklılıklar doğal olarak mücadele biçimlerine de yansıyor. Hamas, İsrail’in varlığını ortadan kaldırmayı hedef alan, pazarlıksız bir mücadele yöntemine ağırlık verirken, Fetih ise 1993 yılından bu yana “masa başı” yöntemleri tercih etmektedir. Bu ise kaçınılmaz biçimde iki grup arasındaki ayrışmanın temel dinamiğini oluşturuyor.
Filistinde çok aktörlü çatışma
Filistin halkının direniş profili son 10 yılda ciddi anlamda değişti. 2000 yılından bu yana eylem trafiğine bakıldığında, son yedi yılda gerçekleştirilen yaklaşık 120 büyük çaplı eylemin sadece 20 tanesini el-Fetih yaparken, 52 tanesini Hamas’ın, 30 kadarını da İslami Cihad’ın gerçekleştirdiği görülüyor. Bu ise, direnişteki inisiyatifin ve arazideki kontrolün giderek Hamas’a geçtiğini ve bedel ödeyen kesimin çoğunlukla Hamas tabanı olduğunu ortaya koyuyor. Hamas’ın, bedel ödediği halde, barış pazarlıklarında muhatap dahi alınmayıp el-Fetih’in tuzu kuru müzakerecilerinin insafına terk edildiğine inanan güçlü bir taban baskısına tahammül etmesi beklenemezdi. Kuşkusuz 1990’lı yıllara kadar Filistin’deki direnişin tüm yükünü el-Fetih hareketi çekmişti. Fetihçiler 1993 anlaşmasından sonra masa başı işlere yönelip barış pazarlıkları yapmaya başlarken; Hamas, son yıllarda Filistin’deki direnişi omuzlayan güç olarak sivrildi. Bu ise Filistin’in hem iç siyasetinde hem de dış politikasında ister istemez siyasal taleplerini daha güçlü bir sesle gündeme getirmesine yardım etti.

Bölgesel dengeler
Arazide iki grup arasında yaşanan çekişme, aslında çevredeki güçlerin birbirleriyle rekabetini yansıtan bir bölgesel çatışma niteliği de taşıyor. İsrail’e karşı yıpratma savaşında Filistin cephesini en önemli alan olarak değerlendiren Amerikan karşıtı cephe, Hamas ve diğer direniş grupları eliyle Filistin’e destek olurken; mevcut statükodan yana olan güçler ise el-Fetih’in elini güçlendiriyor. Buna göre çatışmaların bölgesel boyutu açısından şöyle bir ayrım söz konusudur: Suriye ve İran muhalif cephede (Hamas’a destek verenler arsında) yer alırken; Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail uzlaşmacı cephede (el-Fetih’e destek verenler arasında) yer almaktadır.
Resmi politikaları yansıtan bu ayrım, her ne kadar son çatışmalarda zorunlu olarak destek verildiğini göstermese de, bunun zeminini hazırlayan siyasal süreçte ve iki grup arasındaki ilişkilerin gerilmesinde temel belirleyici olmuştur. Bu ayrım, Filistin’deki aktörlerin söz konusu bölgesel güçlerin desteğinden hoşnut oldukları anlamına da gelmiyor.

Uluslararası dengeler
Ortadoğu’daki hiçbir olay uluslararası aktörlerden bağımsız değil. Bu nedenle olayları bölgesel rekabetten ayrı düşünmek ne kadar zorsa uluslararası dengelerden de bağımsız düşünmek o kadar zor. Bu rekabetin bir yanında Yeni Ortadoğu Düzeni yanlısı olan ABD ve Avrupa, tam karşısında ise bu düzeni kendi uluslararası nüfuzlarına tehdit olarak gören rakipler bulunuyor. Uluslararası hegemonya mücadelesinde en önemli savaş alanlarından biri olan Ortadoğu’da Filistin üzerinden yaşanan bu rekabetin ana unsurlarını; barış pazarlıkları, güvenlik algıları, terör, İslam’ın yükselişi ve bu yükselişi manipüle etme çabaları oluşturuyor. Uluslararası aktörler, Filistin’deki gruplar arasında yaşanan mücadeleyi bu rekabette birer mevzi savaşına dönüştürmek için birçok yol deniyorlar. El-Fetih’e yönelik silah yardımları, ekonomik ambargonun el-Fetih tabanının yaşadığı Batı Şeria’da kaldırılması gibi adımlar salt Hamas karşıtlığından ziyade, Hamas üzerinden bölgesel siyaset yapmaya çalışan Amerikan rakiplerine yönelik bir hamledir de. Tam tersinden düşünüldüğünde, Amerika’nın Ortadoğu’daki konumunu zayıflatmak isteyen Rusya ve Çin gibi uluslararası aktörlerin Suriye ve İran’a desteklerinin Filistinli gruplara kadar uzandığını söylemek abartı sayılmaz.

Çatışmanın sebepleri
El-Fetih ile Hamas’ın tüm olaylara yaklaşımını temelden etkileyen ideolojik farkları, çatışmaların yaşanmasında kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak bu faktör tek başına çatışma etkisine sahip değil. Asıl unsur, el-Fetih’in 1960’ların başından beri sahip olduğu siyasi tekeli kolay kolay bırakmak istememesi. Hamas iktidarı, el-Fetih’in alışkın olduğu ayrıcalıkların yıpranmasına neden olduğundan el-Fetih içinde ciddi bir rahatsızlık kaynağı olmuştu.
Üstelik 1993 yılından beri el-Fetih öncülüğünde İsrail’le yürütülen barış pazarlıklarının Filistin’e bir şey kazandırmadığına inanan önemli bir kitle oluşmuş durumda. İsrail ve Batılılar tarafından kandırıldıklarına inanan bu kitle, Siyonistlere karşı daha sert bir söyleme meylederken, el-Fetih yönetiminin bu beklentileri karşılayamaması Hamas’ın yükselişini tetikledi.
Filistin’e yönelik son 1,5 yıldır ambargo uygulanırken belirgin bir ayrımcılık yapılması, kini besleyen temel unsura dönüştü. Hamas tabanı giderek fakirleşirken; el-Fetih, dışarıdan gelen yardımlar ve ülke içindeki ekonomik ayrıcalıklar sebebiyle ciddi bir yıpranma yaşamadı. Bu, iki tarafın tabanı arasındaki uçurumu arttırdı. Bu çerçevede Gazze’de sıradan halk fakirleşirken; el-Fetih’e yakın olduğu bilinen bazı aşiret mensupları ve üst düzey görevliler hakkındaki yolsuzluk iddialarının ayyuka çıkması, uyarılara rağmen Abbas yönetiminin önlem almaması, bazı el-Fetih mensuplarının yolsuzlukla özdeşleştirilmesine neden oldu.
İki grup arasındaki ilişkileri asıl koparan unsurun güvenlik sebeplerinden kaynaklandığını söylemek abartı olmasa gerek. Güvenlik birimlerinin tamamına yakınının el-Fetih tabanından gelen silahlı militanlardan oluşması, bir yandan bu birimlerin tarafsızlığını zedelerken, diğer yandan, Hamas’a yönelik her operasyon ve tutuklamanın el-Fetih’e karşı tepkiye dönüşmesini besledi.
Birçok Hamas üyesinin işkenceye uğradığı yönündeki haberler, sokak infazları ve suikastlar Hamas tabanının, İsrail ile işbirliği yapan, el-Fetih içinden bir çetenin varlığına iyice ikna olmalarını sağladı. El-Fetih tabanından gelen güvenlik mensuplarının 2006 yılında iktidara gelen Hamas hükümetiyle çalışmada isteksiz davranmaları, emirleri yerine getirmemeleri, üstelik Başbakan İsmail Heniye’ye yönelik birtakım taciz saldırılarında rollerinin ortaya çıkması, çatışmaların başlamasına neden oldu.
Filistin’de halen 22 tane güvenlik birimi bulunuyor. Bunların her birinin kendi başına hareket eden ve hükümete itaate kendini zorunlu hissetmeyen başkanları bulunuyor. Bunlardan biri Muhammed Dahlan komutasındaki Önleyici Güvenlik Güçleri. Yaklaşık 30 bin silahlı gücü olduğu tahmin edilen bu grup, Mısır (ve dolaylı yoldan CIA) istihbaratı tarafından terörle mücadele konusunda özel eğitim alan birimlere sahip. Son bir aya kadar, Gazze’de oldukça etkin olan bu birim, birçok Hamaslının kaçırılması, işkence edilmesi, öldürülmesi, İsrail’e ihbar edilmesi gibi eylemlerle suçlanıyor.
Olayların seyredeceği istikamet şu an herkesin aklındaki temel soru. Medeniyet içi aktörleri birbirine karşı kışkırtıp çatıştırmaya dayanan yeni emperyalist plan, Irak, Afganistan ve Lübnan’dan sonra Filistin’de ciddi bir başarı kazanırken; Filistin toplumunun içine düşürülmeye çalışılan bölünmüşlüğü sona erdirecek cesaret verici bir işaret şimdilik görünmüyor. Filistin’de oluşturulmak istenen ideolojik ve coğrafi bölünme, Batılı/sömürgeci bölgesel hesaplarda onlara cesaret verse de, Hamas ve el-Fetih’in kendileri üzerinde oynanan oyunun farkında oldukları ortada. Her iki taraf da, gelinen aşamanın en fazla İsrail’e yaradığını görüyor. Zira İsrail’in geçen yıl büyük tepkiler üzerine ara vermek zorunda kaldığı Mescid-i Aksa kazıları, tüm hızıyla yeniden başladı...

 
< Önceki