DOSYA: Uluslararası finansal sistemin işleyişi PDF Yazdır E-posta
Yazar Sadık Ünay   
Sanayileşmiş ülkeler, Anglo-Sakson akademi çevreleri, uluslararası ekonomik kuruluşlar ve çokuluslu şirketler tarafından 1980’lerden bu yana ısrarla seslendirilen neoliberal küreselleşme söyleminin ekonomiyle ilgili tarafında ağırlıklı olarak üç boyut öne çıkmaktadır: üretim ve yatırım ilişkilerinin entegrasyonu, ticaretin küreselleşmesi ve finansal ilişkilerin küresel bir nitelik kazanması. Tarihsel olarak bakıldığında da, küresel kapitalizmin son üç yüzyıllık seyrinde finansal boyutun gittikçe önem kazanarak üretim, yatırım ve ticaretten bağımsız bir karakter kazandığı görülür. İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel ekonomik sistemin yapılandırıldığı Bretton Woods Konferansı’nda ortaya konulan sistem, ülkelere ulusal planda ekonomiye müdahale etme ve finans hareketlerine kısıtlamalar getirme imkanı tanımıştı. Amerikan doları ve dolaylı olarak altına endeksli sabit kur rejimleri ile desteklenen bu yapıda savaş sonrası yeniden yapılanma için gerekli olan istikrar ortamının oluşturulması hedeflenmekteydi.

1970’lere kadar iyi-kötü çalışan bu sistem, uluslararası krizlerin çıkmasını engellemekle birlikte küresel çapta sermaye birikimini de zorlaştırmaktaydı. İşte Amerikan ekonomisinin gerek Vietnam Savaşı’nın yol açtığı masraflar dolayısıyla artan bütçe açıkları gerekse Almanya ve Japonya gibi ekonomik güçlerin yükselişi karşısında verdiği ticaret açıkları, ABD dolarının değerinde dalgalanmalara yol açınca sabit kur sistemi Nixon/Kissinger yönetimi tarafından yürürlükten kaldırıldı. Takip eden dönemde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler birbiri ardınca dalgalı kur sistemine geçişi benimsediler ve uluslararası finans hareketlerinin önündeki engellerin kademeli olarak kaldırılmasına başlandı. Küresel sermayenin finans alanından başlayarak dünyanın farklı coğrafyalarına nüfuz edebilme şansını yakalaması, sanayileşmiş ülke yönetimlerinin ve uluslararası ekonomik kuruluşların da destekleriyle zamanla uluslararası kapsayıcılığı artan bir kapitalist sitemin yeşermesine sebep oldu.
DOSYA: Uluslararası finansal sistemin işleyişi
Uluslararası finans alanındaki serbestleşme ve engellerin kalkması, giderek uluslararası ticaret ağlarının güçlenmesine ve hatta küresel ya da bölgesel üretim/yatırım ağlarının oluşmasına yol açtı. Ekonomik küreselleşme olarak nitelenen çok yönlü süreçlere yol açan gelişmeler doğal ekonomik gelişmelerden değil, hakim ulus-devletlerin uluslararası krizlere verdikleri tepkilerden ve orta/uzun vadeli stratejik hesaplarından kaynaklandı. Finansal ve genel olarak ekonomik küreselleşmenin ciddi sonuçları oldu. Örneğin Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan beri kurumlaşan refah devletleri, finansal hareketlilikler sonucunda hayati zorluklar yaşarken; özellikle ABD ve İngiltere kaynaklı finans, kapital dünya ekonomisinin manipüle edilmeye açık küresel bir piyasaya dönüşmesi için aktif bir yayılım sürecine girdi.

Bu arada 1980’lerden bu yana neoliberal (yeni-sağ) yaklaşımın yeni bir sosyo-ekonomik politika yaklaşımı olarak yükselişi ile küreselleşme söyleminin ve özellikle finansal küreselleşmenin tüm insanlık için kaçınılmaz ve faydalı bir gerçeklik olarak yansıtılmaya başlanması arasında bir paralellik vardır. Kabaca devletin ekonomik alandaki etkinliğinin azaltılıp piyasa aktörlerinin güçlendirilmesini hedefleyen neoliberalizm, sanayileşmiş ülkelerden başlayarak -Türkiye dahil- gelişmekte olan dünyaya adım adım yayıldı. Latin Amerika’daki “uluslararası borç krizi”nin sağladığı çalkantılı ortamda birçok gelişmekte olan ülkeye ve 24 Ocak Kararları ile de Türkiye’ye ihraç edilen neoliberal değişim paketleri, kapitalizmin Anglo-Sakson biçiminin bir model halinde ihracını hedef almıştı. Bu şekilde gelişmekte olan birçok ülkede büyük sosyal ve siyasal çalkantılar pahasına uygulamaya konulan “İstikrar ve Yapısal Uyum Programları”, ideolojik ve yerel gerçekliklere yabancı bir yaklaşımla hazırlandıkları için kamu maliyeleri iflasın eşiğindeki ülkelere acı reçeteler sundular.

Ancak küreselleşme ve ekonomik liberalizasyon (serbestleşme) söyleminin ardında dünya ticaretinin hacmine bakıldığında 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın sonları arasında ampirik olarak radikal bir değişim yoktu. Asıl değişim, ticaretin niteliğinin maldan hizmetlere ve özellikle finansal alanlara doğru kayması ve bilişim teknolojisindeki gelişmelerin de yardımı ile New York, Londra, Frankfurt, Tokyo gibi finansal merkezler arasında reel zamanda işlem yapılan bir ağın ortaya çıkmasıydı. Finansal sermayenin vatansız olup saniyeler içinde bilgisayar ortamında yer değiştirebilme özelliği yasal kolaylıklarla güçlendirilip piyasalar arasındaki akışkanlık hızlandıkça finans ve üretim arasındaki ilişki iyice zayıfladı. İmalat ve teknolojiye bağımlı sosyo-ekonomik kalkınmayı hedefleyen ülkeler ciddi sıkıntılar çekerken spekülatif aktivitenin ve paradan para kazanmanın ödüllendirildiği Anglo-Sakson (ABD ve İngiltere) tarzı ekonomilerde ise muazzam kazanımlar ortaya çıktı.

Finansal küreselleşmenin Türkiye gibi “yükselen piyasa ekonomileri” için önemli avantajları ve ciddi tehditleri aynı anda bünyesinde barındırdığı bir gerçek. Bir taraftan ekonomik büyümeyi sürdürülebilir hale getirmek, sosyo-ekonomik altyapıyı iyileştirmek ve yeni istihdam imkanları oluşturup işsizliği azaltmak için ciddi anlamda yabancı sermaye girişine ihtiyaç bulunmakta. Fakat finans piyasalarının yeterli legal-kurumsal hazırlıklar yapılmadan liberalleştirildiği 1980’lerin sonlarından bugüne yaşanan bankacılık ve finans sektörü kaynaklı 1994, 2000 ve 2001 krizleri global sermayenin spekülatif dalgalarına hazırlıksız yakalanan Türkiye’nin uluslararası manipülasyona ne kadar müsait olduğunu gösterdi. Son dönemde alınan yasal tedbirler ve gerçekleştirilen yapısal reformlar “spekülatif atak” risklerini azaltmış gibi görünse de, işin temelinde küresel ekonomi ile entegre olunurken tercih edilecek model noktasında stratejik karar alma gerekliliği bulunuyor.

Şu ana kadar kurumsal reform ve ekonomik politikaların sosyal yansımalarını açıkça ihmal eden IMF ile devam eden ilişkiler çerçevesinde gittikçe liberalleşen, piyasa dinamiklerinin her alanda belirleyiciliğini kabullenen ve uluslararası finansal sermaye ile eşitsiz bir “taşeron” ilişkisine girmeye razı bir strateji mi? Yoksa Avrupa Birliği ile entegrasyon çapasını ve kritik jeo-stratejik konumunu dinamik bir şekilde kullanıp dünya ekonomisindeki rekabet gücünü arttırabilecek açılımları “kamu-özel sektör” ortaklıkları dahil, “stratejik sektörel planlama” dahil, neoliberallerin ideolojik olarak ilk planda karşı çıkabilecekleri biçimlerde uygulamaya koyan bir yaklaşım mı?

 Bir taraftan uluslararası finansal dalgalanma ve krizlerin yıkıcı etkilerinden kaçınırken diğer taraftan üretim-bilgi-teknoloji temelinde dünya ekonomisine başat bir aktör olarak entegre olmak çok zor. Bunun için uluslararası siyasi ilişkilerde uygulanmaya başlanan çok boyutlu dış politikanın ekonomi alanında da uygulanması ve devlet-devlet, devlet-şirket, şirket-şirket ilişkilerinin özel sektörün de spekülatif aktiviteden uzaklaştığı bir ortamda uzun soluklu bir strateji içinde yapılandırılması gerekiyor. 70 milyon nüfuslu dev bir ülkenin, sırtını küresel finansal sermayeye dayayarak Dubai tarzı bir geçiş bölgesi olarak halka yaygın kalkınma ve adaleti tesis etmesi hem pratik hem de küresel ekonomik dengeler açısından mümkün değil. Uluslararası finansal kapitalizmin acımasız darbelerine maruz kalmadan bir kalkınma ivmesi yakalayabilmek için bir taraftan ihracat potansiyeli çeşitlendirilip yüksek teknoloji ürünlerinin paylarının arttırılması, araştırma-geliştirme faaliyetleri ile katma değeri yurt içinde tutacak ekonomik açılımların desteklenmesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları teşvik edilirken spekülatif finans hareketlerine karşı dikkatli olunması gereklidir. Uluslararası finansal ağların gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri bir potada erittiği günümüzde küresel ekonomik sistem ile rasyonel ilişkiler kurup uzun soluklu sosyo-ekonomik kalkınma projeleri üretebilmek hem sosyal adaleti hem de küresel rekabet gücünü gözeten stratejik bir bakışla mümkün olabilir.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli okuyucularımız, Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onurunun ayaklar altına alındığı Irak’taki yaşam hakkı ihlalleri. Beş yıl boyunca işgal üzerine çok şey yaz...
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim 103 çocuk Çad hükümetinin denetiminde yakınlarına kavuşacak. Şu ana kadar Çad’da bir yetimhanede tutulan çocukların...
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada şehir devletlerini oluşturacak şiddetli bir deprem. ...
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım olarak görülüyor. ...
Somali’de iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şu ana kadar bir milyonu ülke sınırları içinde olmak üzere toplam iki milyon civarında Somalili, göçmen durumunda. ...
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetinin az kullanıldığı metotlar geliştirirken, diğer yandan da reform vaatleriyle halkı yatıştırma yoluna...
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında yasa dışı olarak oturduğu ve onun yönetimi altında yapılacak seçimlerin hileli olacağı gerekçesiyle ...
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli ölçüde alarak yeni bir güç ortaya koyuyor. ...
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin birbirine karşı kışkırtılarak iktidar hesaplaşmasına tutuşmaları ve bunları takip eden süre içinde ...
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı. ...
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu politikaların en bariz örneği Irak işgali ile yaşanmıştır. ...
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte. ...
Dudayev gerçek bir liderdi; asla para, makam, mevki gibi şeylere meyli olmadı. Savaş süresince kendisine yapılan yüklü miktarda para, ülkeden çıkışının ve can güvenliğinin sağlanması gibi teklifleri hiçbir zaman kabul etmedi. ...
15 yıl Sudan’ın dışişleri bakanlığını yapan ve halihazırda cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yürüten Mustafa Osman İsmail’i başkent Hartum’daki konutunda ziyaret ederek kendisiyle, bölgesel çatışmaları, iç karışıklıkları ve insan hakları ihlalleri ile dünya gündeminde sıkça yer alan ...
İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunun, çeşitli endüstriyel kuruluşlar için boğaz tokluğuna çalıştırılmasını şiddetle kınıyor. Hapishane endüs...
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...

Sayı 41

41. Sayı Sunuş
Değerli okuyucularımız,
Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onu...

DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEYDOĞU ASYA; Malezya genel seçimlerinin ardından
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli öl...

DOSYA: Uluslararası hukuk açısından Irak'ta yaşam hakkı ihlalleri
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu...

DOSYA: Beş yılda 50 yıllık kayıp
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep ...

DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEY ASYA ; Pakistan: Kızgın bir yaza gebe siyasi bahar
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında ...

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Mısır'ın yıllardır bitmeyen "mübarek" seçimleri
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetini...

DÜNYA GÜNDEMİ: BALKANLAR; Kosova'nın domino etkisi
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada ...