Borçlanmanın ekonomi politiği PDF Yazdır E-posta
Yazar Hüseyin Öztürk   
Borçlanmanın ekonomi politiğiGeçimlik ekonomiden birikimci ekonomiye geçiş süreci, ekonomik hayatın kırılma noktasıdır. Geçimlik ekonomi, içinde birikimciliğin barındığı ama ekonomik faaliyetin asıl amacını oluşturmadığı bir dönemdi. İbn-i Haldun, “…Üretim sürecinde oluşan hasıla, kişilerin harcadıklarından çok fazladır.” derken aslında Marksist analizlerde yoğun olarak kullanılan “artık değer”e işaret ediyordu. Ama artık değerin sistematik birikimi ve bölüşümü ile ilgili herhangi bir bölüm Mukaddime’de yer almıyor. Zira birikimin sistematik bir yapıya bürünmesi ve bölüşümün esas sorunsal haline gelmesi, kapitalizmin dünya genelinde geçerlik kazanmasıyla gerçekleşmiştir.

Ekonomik ilişkilerin karmaşıklığına ve farklı formlarda işlemesine rağmen günümüzde birikim ve bölüşüm, dünya ekonomisinin hala temel sorunudur. 19. yüzyılda Kıta Avrupası ve Kuzey Amerika sanayileşme evrelerini bitirip uluslararası artıktan daha fazla pay almanın yolunu ararken; diğer ülkeler sanayileşememenin sancısını geçtiğimiz yüzyıldan bugüne çekmektedir. Temelde devlet müdahaleciliği olan ekonomi politikalarıyla birçok ülke geçtiğimiz yüzyılda yerel sanayilerini kurup uluslararası alanda rekabet edecek güce erişmeyi hedefledi. Gelişmemiş ülkelerin gelişmiş ülkeler seviyesine nasıl erişeceğinin araştırıldığı kalkınmacı iktisat akımı bu dönemde yeşerdi. İthal ikameci sanayileşme hareketleri bu amaç doğrultusunda birçok ülkenin başvurduğu kapalı bir ekonomi modeliydi. Fakat modeli uygulayan ülkelerde bu model üzerinden kalkınmacı politikalar başarısızlıkla sonuçlandı. Müdahaleci ekonomi politikası uygulayan birçok ülke, önce işgücü ve mal piyasalarını, ardından sermaye piyasalarını serbestleştirerek dünya ekonomisine eklemlendiler. Bu bir anlamda kalkınma iktisadının da sonu anlamına geliyordu. Teslim bayrağını çeken birçok ülke, sanayileşme evrelerini tamamlayamadan gelişmiş piyasalar içerisinde kendilerini buldular. Kapitalizmin altın kuralı olan büyük balığın küçük balığı yutması gereği, şu anda sanayileşememiş bu ülkeler uluslararası piyasalarda sanayileşmiş ülkelerin baskısına maruz kalarak ekonomi politikaları geliştiriyorlar.

Bu noktadan hareketle günümüz dünya ekonomisini analiz, aslında gelişmiş ülkeler ve diğer ülkeler arasındaki ticaret ve sermaye hareketlerinin birlikte analiziyle mündemiç bir olgudur. Dünyada gelişmiş ülkelere karşılık diğer ülkelerin yer aldığı bir ekonomik yapı, küreselleşme süreciyle birlikte temayüz etmiştir. Artık kitle iletişim araçlarının ve bilgisayar teknolojisinin imkanları sayesinde ekonomik faaliyetler anında ve çok hızlı gerçekleşebiliyor. Ekonomik ilişkiler küreselleşirken krizler de küreselleşiyor. Dünyanın farklı bölgelerinde krizlerin yaşanıyor olması, bunun dünya geneline yayılmasını engellemiyor artık. Asya’da yaşanan bir kriz Rusya’yı, Rusya’dan Avrupa’yı ve bununla bağlantılı olarak Latin Amerika ülkelerini etkiliyor. Bir ülke sularında çıkan fırtınanın diğer ülke kıyılarını etkilemesi gibi, artık çok küçük bir kriz tehlikesi dünya ekonomisini alarma geçiriyor; yerel ve uluslararası düzenleyici kuruluşlar vasıtasıyla bu krizler önlenmeye çalışılıyor ve uluslararası ekonomi sistemi başarılı(!) bir şekilde işliyor. Artık kalkınma problemi yaşayan ülkeler Dünya Bankası’ndan, finansal problemleri olan ülkeler de IMF’den çok rahatlıkla borçlanabiliyor ve böylece piyasaları küresel ekonomiyle uyumlaştırılıyor. Fakat bu şekilde işleyen bir sistemde gelişmekte olan birçok ülke ekonomisi borç yükü altında eziliyor.

Gelişmekte olan birçok ülke, daha tam teşekkül etmemiş ve zayıf olan piyasaları sebebiyle kaynak açıklarıyla karşı karşıyadır. Kaynak açığı ise gelişmekte olan ülkelerdeki borçlanma gereksinimlerinin başlıca dinamiğini oluşturur. Borçlanmanın gerekliliği, borçlanmanın toplumsal faydasını ve maliyetini dikkate almamızı gerekli kılar. Bir ülkenin borçlanırken elde ettiği toplumsal fayda eğer borçlanma maliyetinin üstündeyse borçlanmak o ülke için rasyonel bir ekonomi politikası adımıdır. Fakat borçlanmanın maliyeti eğer toplumsal faydayı aşıyorsa borçlanma sonucu verimli ekonomi politikaları işlemiyor demektir.

Gelişmekte olan ülkeler özellikle 1980’li yıllarda, sermaye piyasaları serbest hale geldikten sonra kayda değer kaynak çeken ülke konumuna geldiler. Gelişmekte olan ülkelerin toplam borç stoku 1970’lerin sonlarına doğru 70,2 milyar dolar iken 1980’lerin ortalarına doğru 579,6 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Bu yükseliş trendi 1996’ya kadar devam ederek 2,1 trilyon doları bulmuş ve bu yıldan 2006’ya kadar toplam borç stoku 2,2 trilyon dolar civarında seyretmiştir (World Bank External Debt Statistics). Gelişmekte olan ülkelerdeki yabancı kaynak artışının ülke geneline verimli kanalize edilip edilmediği genelde borç stokunun GSMH içindeki yerinin istikrarlı bir şekilde yönetilip yönetilmediğiyle ilgilidir. 1980 öncesi toplam borç stoku gelişmekte olan ülkelerde %20,6 civarındayken 1990’lardan günümüze %40 civarında seyretmektedir (World Bank External Debt Statistics). 1980’lerden sonra görülen bu hızlı artış, 1980’lere kadarki dönem içerisindeki ertelenmiş borçlanma gereksiniminin bir sonucudur. Bu döneme kadar kontrollü sermaye hareketlerine sahne olan birçok ülkede 1980’li yıllar, kaynak açığının yönetilmesinin artık çok güç olduğu bir dönemdi. Bu, 1980’in hemen öncesi patlak veren petrol krizi sonrası açığa çıkmış ve gelişmekte olan ülkeler yoğun yabancı kaynak transferine sahne olmuştur. Her ne kadar son yıllarda gelişmekte olan ülkelerin toplam GSMH’leri içindeki borç stoku istikrarlı bir seyir izlese de %40 civarında seyreden bu oran çok yüksek görünüyor. Burada sorulması gereken soru, gelişmekte olan ülkelerin bu yabancı kaynak akışını sağlıklı kontrol edip etmedikleridir. Eğer yabancı kaynakların faizi bir şekilde verimli yatırımlarla ödenebilir bir durumdaysa, dış borç yükü gelişmekte olan ülkeler için yönetilebilirdir, denebilir. Halbuki bilinen odur ki; yabancı ülkelere kaynak akışı genelde kısa vadeli olup uzun vadeli olmayan kaynak transferi bu ülkelerde verimli şekilde uzun vadeli yatırımlara dönüşmemektedir. İç tasarruf oranı yetersiz birçok gelişmekte olan ülke ise bu kısa vadeli akımlara ihtiyaç duymakta ve kaynak akışının maliyetini bertaraf edememektedir. Gelişmekte olan ülkelerin yıllık borç ödemeleri, reel anlamda borcun yıllık maliyetini gösterir. 1999’da Asya krizinin etkisiyle gelişmekte olan ülkelerin borç servislerinin toplam mal ve hizmet ihracı içerisindeki oranı %20,9 idi. Günümüzde ise bu oran %17’ler civarında seyrediyor. Bunun anlamı şudur: Gelişmekte olan ülkelerin dış aleme yaptıkları mal ve hizmet transferinin %17’si borç ödemesine gidiyor (World Bank External Debt Statistics).

Neoliberal görüşe göre, ticaretin ve sermaye hareketlerinin serbest piyasa koşullarında yapıldığı ekonomi sisteminde ülkelerin ekonomik gelişmelerinde artış gözlenecektir. Özellikle son dönemde sermaye hareketlerinin ve ticaretin yoğunluğu sebebiyle dünya genelinde ortalama gelir her ne kadar artsa da bu, refah seviyesinde de aynı artışı beraberinde getirmiyor. 2006 yılında Dünya Bankası tarafından yayımlanan Kalkınma Raporu’na göre, son 30 yıl içerisinde gelir adaletsizliği ülkeler arasında azalırken ülke içinde artış göstermiştir. Örnek verecek olursak; ekonomik performansıyla göz boyayan Çin’in kırsal alanında ortalama gelir seviyesi Kamboçya ile aynıyken kent kısmında ortalama gelir Arjantin ile aynı seviyededir.

Piyasaları tam küresel ekonomiyle intibak içinde olmayan gelişmekte olan ülkelerin büyük bir borç yükünün altında ezildiği aşikar. Bunun aksini gerçekleştiren ülkeler arasında ilk elde Çin ve Hindistan akla gelebilir. Son yıllarda gösterdikleri performansla Çin ve Hindistan, hızlı sermaye birikiminin yaşandığı ülkeler haline gelmişlerdir. Çin ve Hindistan, toplumsal faydayı altüst edecek şekilde ucuz işgücü maliyetiyle şu anda gelişmiş ülke piyasalarını fonlayan ülke pozisyonundadır. Polanyi’nin Büyük Dönüşüm’ündeki İngiltere örneğinde olduğu gibi, bu ülkeler kapitalizmin hırçın doğasını şu an kendi içlerinde yaşıyorlar. Son kertede önümüzde kapitalizmle uyum sancısı çeken gelişmekte olan ülkeler ve birikim sürecini acımasız şekilde yaşayan Çin ve Hindistan var. Gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkeler haricindeki ülkeler mi? Onlar henüz dünya ekonomisinin birer üyesi olmayı hak etmeyecek kadar küçükler ve analiz birimi değiller.

 
< Önceki   Sonraki >
Değerli okuyucularımız, Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onurunun ayaklar altına alındığı Irak’taki yaşam hakkı ihlalleri. Beş yıl boyunca işgal üzerine çok şey yaz...
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim 103 çocuk Çad hükümetinin denetiminde yakınlarına kavuşacak. Şu ana kadar Çad’da bir yetimhanede tutulan çocukların...
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada şehir devletlerini oluşturacak şiddetli bir deprem. ...
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım olarak görülüyor. ...
Somali’de iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şu ana kadar bir milyonu ülke sınırları içinde olmak üzere toplam iki milyon civarında Somalili, göçmen durumunda. ...
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetinin az kullanıldığı metotlar geliştirirken, diğer yandan da reform vaatleriyle halkı yatıştırma yoluna...
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında yasa dışı olarak oturduğu ve onun yönetimi altında yapılacak seçimlerin hileli olacağı gerekçesiyle ...
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli ölçüde alarak yeni bir güç ortaya koyuyor. ...
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin birbirine karşı kışkırtılarak iktidar hesaplaşmasına tutuşmaları ve bunları takip eden süre içinde ...
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı. ...
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu politikaların en bariz örneği Irak işgali ile yaşanmıştır. ...
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte. ...
Dudayev gerçek bir liderdi; asla para, makam, mevki gibi şeylere meyli olmadı. Savaş süresince kendisine yapılan yüklü miktarda para, ülkeden çıkışının ve can güvenliğinin sağlanması gibi teklifleri hiçbir zaman kabul etmedi. ...
15 yıl Sudan’ın dışişleri bakanlığını yapan ve halihazırda cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yürüten Mustafa Osman İsmail’i başkent Hartum’daki konutunda ziyaret ederek kendisiyle, bölgesel çatışmaları, iç karışıklıkları ve insan hakları ihlalleri ile dünya gündeminde sıkça yer alan ...
İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunun, çeşitli endüstriyel kuruluşlar için boğaz tokluğuna çalıştırılmasını şiddetle kınıyor. Hapishane endüs...
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...

Sayı 41

DOSYA: Beş yılda 50 yıllık kayıp
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep ...

Kısa Kısa
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor
Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim...

DOSYA: İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar girdabı: Irak'ın işgali
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu poli...

DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEYDOĞU ASYA; Malezya genel seçimlerinin ardından
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli öl...

İKTİBAS: Amerikan hapishane endüstrisi: Köleliğin modern versiyonu*

İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunu...

DOSYA: Uluslararası hukuk açısından Irak'ta yaşam hakkı ihlalleri
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu...

İSLAM COĞRAFYASI: Bir esenlik yurdu: Bruney Sultanlığı
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...