|
Yazar -
|
Değerli okuyucularımız,
21.
yüzyılda globalleşen dünyamızda uluslararası ilişkiler ve ekonomik
sistemler, tam anlamıyla bir değişime sahne oldu. Dünya, ekonomik
anlamda gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler olarak ikiye
ayrılmışken, üçüncü dünya olarak adlandırılan yeni bir katman
daha ortaya çıktı. Küreselleşen ekonomik sistem sayesinde IMF ve
Dünya Bankası gibi kurumların gücü arttı. Bu kurumların uluslararası
finans sisteminin ana aktörleri olarak üçüncü dünya ülkelerine
yaptıkları yardımları ve bu yardımların sosyo-ekonomik sonuçlarını
incelediğimiz dosyayı sizlere sunuyoruz. Dosya yazılarımızda da
açıkça görüleceği gibi maalesef üçüncü dünya ülke ekonomilerinin
uluslararası finansal kapitalizmin acımasız darbelerine maruz kalmadan
kalkınma ivmesini yakalayabilmesi mümkün değildir. Üstelik dünyadaki
kapitalist ve materyalist sömürge düzeni, bu ülkeleri haksız bir
şekilde büyük bir borç batağına sokmakta, kaynaklarını sömürmekte
ve kalıcı olarak bağımlı hale getirmektedir. Büyük sosyal ve
siyasal çalkantılar pahasına uygulamaya konulan “İstikrar ve Yapısal
Uyum Programları” ise ideolojik ve yerel gerçekliklere yabancı
bir yaklaşımla hazırlandıkları için üçüncü dünya ülkelerini
iflasın eşiğine getiren acı reçeteler sunmaktadırlar. Bu şekilde
ezilen üçüncü dünya ülkelerini dosya konusu yaparak, sistemin
yoksulluğa mahkum ettiği bu ülkelere yapılan haksızlığı gündeme
getiriyoruz.
Geçen ay dünya gündeminde yaşanan gelişmelere baktığımızda ise, sıcak bölge Ortadoğu’nun Irak ve Lübnan başta olmak üzere yine kriz bölgesi olarak öne çıktığını görmekteyiz. Irak’ta devam eden fiili işgalin ardından son günlerde bölgede Şii-Sünni çatışmalarının alevlenmesi, bölgede uygulanmaya çalışılan el-Anbar modeli, ayrıca 1979 Sovyet işgalinden beri Afganlı mültecileri barındıran İran’ın ülkedeki Afganlı mültecilerden 50 binini şiddet kullanarak sınır dışı etmesi dünya gündemimizin konu başlıkları arasında yer alıyor. Afrika’da yaşanan gelişmelere baktığımızda görüyoruz ki, Zimbabve’de köleliğe dönüşen tarım işçiliği, beyaz adamın kara kıtadaki sömürgeciliğinin 21. yüzyılda da devam ettiğini belgelemekte.
Değerli okuyucularımız, bundan tam 12 yıl önce, 11 Temmuz 1995 yılında Srebrenitsa’da Sırpların gerçekleştirdiği katliamın en yakın tanıklarından olan Srebrenitsalı Anneler Derneği Başkanı Hatice Mehmedoviç’in, Potoçari Şehitliği’nde İHH ekibine anlattığı acı dolu hikayesi ile Bosnalı Müslümanların acılarını bir kez daha gündeme getirerek, bu katliama karşı sessiz kalan Batı dünyasına karşı mücadelelerine destek veriyoruz.
Mağduriyetler ve hak ihlalleri sürerken, bu sayıda da ele aldığımız konuların bahsi geçen sorunların çözümüne yönelik kamuoyu oluşturulmasına katkıda bulunmasını dileyerek, sizleri yazılarımızla baş başa bırakıyoruz.
|