AVRUPA : Avrupa Birliği güzergahında Sarkozy çıkmazı PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Kavas   
 27 üye ülkesi bulunan Avrupa Birliği'nin kurduğu parlamentoda 2007 yılı itibarıyla 785 milletvekili bulunmaktadır. Üye ülkeler içinde Almanya 99 milletvekili ile en çok milletvekiline sahipken, Fransa, İngiltere ve İtaya Almanya'yı takip etmektedir. Türkiye'nin AB'ye kabulü durumunda ise parlamentoda 90'nın üzerinde milletvekili ile temsil edilmesi gerekiyor ki bu da Türkiye'nin parlamentoda en çok milletvekiline sahip ikinci ülke olması demek. Bulgaristan ve Yunanistan'daki Türk azınlıklar ile Avrupa ülkelerinde yaşayan ve bu ülkelerin vatandaşları olan Türklerin temsilcileri de eklenince Türk milletvekillerinin sayısı 100'ü bile aşacaktır. Ancak, Türkiye lehine böyle bir tablonun oluşmasından korkan siyaset adamlarının başında Fransa'nın yeni seçilen cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gelmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, AB'nin kuruluşunun ilk yıllarından itibaren Birlik içinde yer almak istemişse de, Türkiye'nin bu talebi yaklaşık 40 yıldır hep kasıtlı gerekçelerle geciktirilmektedir. Öyleki Romanya, Bulgaristan, Portekiz ve Polonya gibi pek çok konuda Türkiye'den daha kötü durumda olan ülkelerin bile üye olduğu bugünkü AB için sürdürülen bütün gayretler hep sonuçsuz bırakılmıştır. Ne var ki dünya kamuoyuna varlık sebebini aktarırken kullandığı ifade biçimine göre, AB'nin Türkiye'yi Birlik'e almadığı takdirde kısa vadede inandırıcılığını büsbütün yitireceği de bir gerçektir. Hatta Fransa'nın yeni seçilen cumhurbaşkanı Sarkozy bu konuda yapacağı çıkışlarla bu süreci daha da kısaltacaktır Sarkozy, etnik ve dini ayrımcılık üzerinde durmaktadır. Bu da AB ile ilgili olarak yürütülen faaliyetlerde farklı toplumlara yaklaşılırken etnik ve dini kimliklere göre tavır takınılacağının sinyallerini vermektedir.

Nicolas Sarkozy Türkiye'ye neden karşı?

Sarkozy, bizzat kendi ifadeleriyle aslında Türk milletine değil, Türkiye'nin AB içinde bulunmasına karşı olduğunu göstermek istiyor. Ancak bu davranışı siyasi olarak kesinlikle geçmişte yapılan bütün kazanımların inkarı ve yok edilmesi anlamına geliyor. Böyle davrandığı için de AB'nin herhangi bir konuda uzun yıllar uğraşarak edindiği kazanımlarının da kilitlenmesine neden olacaktır. Her geçen gün kendi tabii kaynaklarını tüketen ve diğer kıtalara muhtaç konuma gelen Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki bu birliktelik, kıtayı kendi bölgesinde daha fazla merkezi bir güç olarak tutmaya yetmeyecektir. Şu anda mevcut teknoloji ve sermaye birikimiyle üstünlüğünü koruyan Avrupa ülkeleri yakın gelecekte geçmiştekinden daha fazla kalifiye iş gücüne ihtiyaç duyacaktır. Üretim sektörünün tamamen Uzakdoğu ve Afrika ülkelerine kaydığı Avrupa'da, alanlarında yetişmiş uzman sayısı giderek azalacaktır. Zaten Sarkozy yaptığı açıklamalarla bunu doğrulamaktadır. Çünkü Sarkozy, Fransa'ya yetişmiş eleman kabul edeceklerini, ama vasıfsız kimselerin ülkeye kabul edilmeyeceklerini, daha önce gelenleri de en ufak bir hareketlerini bahane ederek sınırdışı edeceğini açıkça söylemektedir. Oysaki başlangıçta kalifiye eleman olarak gelme şansına sahip kişiler geçirecekleri bir rahatsızlıkla iş göremez hale geldiklerinde sınırdışı edilebilme riski ile karşı karşıya olacaklardır. Yine bu insanların çocukları bu ülkede belki yeterli eğitim alamayacak ve istenilen gelişmeyi gösteremeyip kalifiye eleman olamayacaklardır. Bunların da sınırdışı edilmeleri basit bir kararla mümkün olacak ki bu da gayri insani bir durumu beraberinde getirecektir.

Tarihte hiçbir dönemde görülmeyen bir şekilde 20. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen ve 21. yüzyılda da devam edeceği tahmin edilen göç dalgaları ulus devlet yapılarında büyük değişikliklere sebep olacaktır. Zaten bizzat Nicolas Sarkozy de böyle bir göç dalgasının kurbanı olarak Fransa'ya göçe zorlanan Macar bir baba ile Selanikli bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Ailesine kucak açan ülkenin en üst makamına çıkan bir kişi olarak kendine benzeyen insanlara kapıları kapatma politikası ne yakın gelecekte ne de uzak gelecekte tutacaktır. Çünkü, Fransa'nın şimdiden muhtaç olduğu bu dönüşümü yok etmesi artık imkansız görülmektedir.

Sarkozy'nin Fransa ve AB içinde yaptığı ve gelecek aylarda yapacağı çıkışlar özelde Fransa'yı, genelde ise AB'yi gerecek ve iyi kötü belirlenen güzergahı, çıkmaz bir sokağa doğru götürecektir. Onun gelecek için riskli gördüğü hususlar siyasetten anlayan herkesi düşündürmektedir. Ancak bunları çözmenin yolu, baskı ve dışlama yoluyla değil; bizzat insan haklarına saygılı bir şekilde etnik ve dini ayrım merkezli düşüncelere ağırlık vermeden ilerlemekle mümkündür.

Son olarak Sarkozy'nin, Türkiye'nin Avrupa'nın kalbinde bir ülke olmadığına dair görüşlerine gelecek olursak, bugün Fransa ve İngiltere sayesinde Hint Okyanusu, Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus'taki birçok küçük ada, hatta bizzat Güney Amerika'daki Fransız Guyanası, Fransa veya İngiltere sayesinde Avrupa Birliği'nin birer parçası konumunda değil midir? En basit coğrafya bilgisine sahip olanlar, Türkiye ile Güney Kıbrıs Kesimi'ni bulundukları konumları itibarıyla değerlendirdiklerinde, kesinlikle birincisinin Avrupa ülkesi olduğuna, ikincisinin ise Ortadoğu coğrafyasına ait olduğuna hükmedeceklerdir. Hatta Fransa'nın bugünkü kimliğine en büyük damgayı vuranların başında gelen Napolyon "Eğer dünyada bir tek ülke olsaydı onun başkenti İstanbul olurdu?" derken, iki asır önce Sarkozy'den daha ileri görüşlü olduğunu ortaya koymamış mıydı?

 
< Önceki   Sonraki >
Değerli okuyucularımız, Bu ayki dosya konumuz beş yıl önce temelsiz suçlamalarla toprakları işgal edilip taş taş üstünde bırakılmadan yağmalanarak insan onurunun ayaklar altına alındığı Irak’taki yaşam hakkı ihlalleri. Beş yıl boyunca işgal üzerine çok şey yaz...
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim 103 çocuk Çad hükümetinin denetiminde yakınlarına kavuşacak. Şu ana kadar Çad’da bir yetimhanede tutulan çocukların...
Kosova’nın bağımsızlığı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önümüzdeki on yıllarca etkisi sürecek; birçok ayrılıkçı hareketi uluslararası anayasal zemine kavuşturacak ve yeni dünyada şehir devletlerini oluşturacak şiddetli bir deprem. ...
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım olarak görülüyor. ...
Somali’de iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şu ana kadar bir milyonu ülke sınırları içinde olmak üzere toplam iki milyon civarında Somalili, göçmen durumunda. ...
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetinin az kullanıldığı metotlar geliştirirken, diğer yandan da reform vaatleriyle halkı yatıştırma yoluna...
Seçim sonuçlarına Pervez Müşerref muhaliflerinin zaferi damgasını vurmuş olsa da, seçimlerin önemli ve ABD açısından memnun edici tarafı, dini partilerin Müşerref’in devlet başkanlığı makamında yasa dışı olarak oturduğu ve onun yönetimi altında yapılacak seçimlerin hileli olacağı gerekçesiyle ...
Malezya’da, Enver İbrahim önderliğindeki muhalefet cephesi, liberal entelektüel şehirli Malay toplumunun yanında, muhafazakar Malaylar ile azınlıktaki Çinli ve Hintlilerin desteğini de önemli ölçüde alarak yeni bir güç ortaya koyuyor. ...
Irak’taki süreci tanımlayacak tek kelime “kaos”. Bundan beş yıl önce Irak ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilerek Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Ardından ülke içi aktörlerin birbirine karşı kışkırtılarak iktidar hesaplaşmasına tutuşmaları ve bunları takip eden süre içinde ...
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı. ...
Hukukun değil sadece gücün söz sahibi olmasını; bazı insanların güvenliği için tüm insanlığın, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını ve dünya üzerinde her yönden hakim güç olmayı hedefleyen bu politikaların en bariz örneği Irak işgali ile yaşanmıştır. ...
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte. ...
Dudayev gerçek bir liderdi; asla para, makam, mevki gibi şeylere meyli olmadı. Savaş süresince kendisine yapılan yüklü miktarda para, ülkeden çıkışının ve can güvenliğinin sağlanması gibi teklifleri hiçbir zaman kabul etmedi. ...
15 yıl Sudan’ın dışişleri bakanlığını yapan ve halihazırda cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yürüten Mustafa Osman İsmail’i başkent Hartum’daki konutunda ziyaret ederek kendisiyle, bölgesel çatışmaları, iç karışıklıkları ve insan hakları ihlalleri ile dünya gündeminde sıkça yer alan ...
İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunun, çeşitli endüstriyel kuruluşlar için boğaz tokluğuna çalıştırılmasını şiddetle kınıyor. Hapishane endüs...
İsminin anlamı “barış ve selamet yeri” olan Bruney, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. ...

Sayı 41

DOSYA: Beş yılda 50 yıllık kayıp
Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep ...

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Mısır'ın yıllardır bitmeyen "mübarek" seçimleri
Mısır’da muhalefet partilerinin azımsanmayacak bir kitlesel tabanı bulunuyor. İşte bu sebeple rejim, güçlenen muhalefete karşı bir yandan kitlesel eylemleri zayıflatmak amacıyla devlet şiddetini...

Kısa Kısa
Çad’ın “yetimleri” evlerine dönüyor
Geçtiğimiz aylarda L’Arche de Zoe isimli Fransız yardım kuruluşu tarafından kaçırılan beş yaşın altındaki çoğu yetim...

DÜNYA GÜNDEMİ: AFRİKA; Sürgündeki Moritanlar
Moritanlara göre Fransızlar, Arapları ve siyahileri ayrı ayrı örgütleyerek halkı birbirine düşürdü. Bundan dolayı, mevcut cumhurbaşkanının ülkede af ilan etmesi ülke barışı için çok önemli bir adım ol...

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTADOĞU; İran'da yeni dönem
Ahmedinejat’ın sert çıkışlarına bağlanan Birleşmiş Milletler ve ABD ambargoları, bir yandan ekonomik yönden ülkenin belini bükerken bir yandan da kendi ayakları üzerinde durmayı öğretiyor. ...

ROPÖRTAJ :Batı'nın dayattığı Darfur algısına farklı bir bakış
15 yıl Sudan’ın dışişleri bakanlığını yapan ve halihazırda cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yürüten Mustafa Osman İsmail’i başkent Hartum’daki konutunda ziyaret ederek kendisiyle,...

İKTİBAS: Amerikan hapishane endüstrisi: Köleliğin modern versiyonu*

İnsan hakları kuruluşları, insanlık dışı sömürü anlayışının yeni bir versiyonu olarak niteledikleri, ABD’de siyahi ve Latin kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu iki milyona varan tutuklunu...