Boşnaklar yeni bir siyasi hamleyle, Lahey Adalet Divanı’nın kararından da güç alarak yeni bir talebi yüksek sesle ifade etmeye başladılar. Talep; Srebrenitsa bölgesinin Sırbistan Cumhuriyeti’nden (Republika Srpska / SC) ayrılarak özerkleştirilmesi.
Lahey Adalet Divanı’nın 26 Şubat 2007 tarihinde Bosna’da soykırım
olduğunu kabul edip, mezkur soykırımın Sırbistan Devleti ile bir
alakasının olmadığına hükmetmesi, Lahey’in Sırbistan ile aynı zeminden
konuştuğunu gösteriyor. Karar metninin neredeyse tamamının Sırbistan
teziyle paralellik oluşturduğu da aşikar. Zira Sırplar, savaşın
başından bugüne dek temel stratejilerini, Bosna’daki savaşın Sırbistan
Devleti ile ilişkisinin olmadığı tezi üzerine oturtmaktaydı. Sırplar
Bosna’da olan biten her şeyin bağımsızlığını ilan eden Bosna-Hersek’in
bir iç meselesi olduğunu ifade ediyordu.
Kararın akabinde, beklentileri boşa çıkan Boşnakların iyiden iyiye
kendilerini izole edilmiş ve yalnız hissettikleri bir gerçek. Ancak
gelinen noktada, Boşnaklar yeni bir siyasi hamleyle, Lahey Adalet
Divanı’nın kararından da güç alarak yeni bir talebi yüksek sesle ifade
etmeye başladılar. Talep; Srebrenitsa bölgesinin Sırbistan
Cumhuriyeti’nden (Republika Srpska / SC) ayrılarak özerkleştirilmesi.
Dünyanın önde gelen siyasetçileri Srebrenitsa Katliamı’nın 10.
yıldönümünde, şehitlerin mezarları başında, olan biten şeylerde payları
yokmuş pişkinliğiyle barış ve özür söylevlerine soyunmuş olsalar da
Srebrenitsa halkı için bugüne kadar değişen hiçbir şey olmadı.
Srebrenitsa ve civarında yaşayanların, savaşın acı hatıralarıyla
beraber omuzlamak zorunda kaldığı ekonomik sorunlar artık had safhaya
ulaşmış durumda. Fabrikalar kapalı, işsizlik Bosna-Hersek genelindeki
işsizlik oranlarının bir hayli üzerinde. Bölgeden hicret etmek zorunda
kalanların Dayton Barış Antlaşması’na rağmen topraklarına dönememesi;
dönse bile yakılmış, yıkılmış mülkünü yeniden imar gücünden yoksun
olması bugünün başlıca sorunlarından. Tüm bu yaşananlar Srebrenitsa’da
psikolojik savaşın halen sürdüğünü gösteriyor.
Srebrenitsalılar, yaşadıkları sorunların en temelinde yatan sebebin
Bosna-Hersek toprakları içerisindeki SC sınırları içerisinde yaşamak
zorunda kalmak olduğunu düşünüyorlar. Kimi katliam sorumlularının bugün
burada yöneticilik yapıyor olmaları ve bu yöneticilerin SC’nin önce
bağımsızlaşıp ardından Sırbistan Devleti’ne bağlanmasını sık sık dile
getirmeleri karşısında; bölgenin halkı olarak ayakta durma çabası veren
Srebrenitsalılar, SC’den kendi iç hukuki, idari ve ekonomik yapılarını
kurmak suretiyle ayrılmak istiyorlar.
SC’nin Bosna-Hersek’ten ayrılmasının Sırplar tarafından dillendirildiği
bir ortamda, Srebrenitsa bölgesinde yaşayan Müslüman nüfus, kendilerine
zulmetmiş olanların iktidarları altında yaşamak yerine, idari, ekonomik
ve hukuki bakımdan ayrılarak, doğrudan Bosna-Hersek Devleti’nin bir
bölgesi olmak istiyorlar. Bosna-Hersek’in kuzeyindeki Brçko şehrinin
idari yapısına benzer bir nitelik arz eden bu özerklik talebi, Sırp
zulmünü yaşamak durumunda kalmış tüm bölgeleri kapsayacak şekilde
genişlik içeriyor. Malum olduğu üzere, Srebrenitsa Katliamı’ndan,
sadece Srebrenitsalılar değil, Zvornik ile Vişegrad arasında kalan
bölgeden ve Drina’ya sınır hattaki yerleşim bölgelerinden çok sayıda
insan da etkilenmişti.
Erkeklerini kaybetmeleri hasebiyle katliam acısını yüreklerinin en
derininde her daim hisseden Srebrenitsa Anneleri ise bu hareketin
lokomotifliğini yapıyor. Katliamdan sonra Srebrenitsa’yı dünya
gündeminde canlı tutmayı başaran bu kadınlar, talepleri yerine
getirilmediği takdirde tüm Müslüman Srebrenitsalılar olarak bölgeyi
terk edeceklerini ve Avrupa’nın içlerine doğru yürüyüşe geçeceklerini
her platformda dillendiriyorlar.
Savaşla birlikte zaten Müslümanlar aleyhine değişen nüfus yapısının, bu
talebin karşılık bulmaması halinde daha büyük ve derin bir değişime
uğrayacağını gören politikacılar bu talebi ciddiye alarak harekete
geçtiler. Nitekim 12 Mart 2007 tarihinde Srebrenitsa Belediye Başkanı
Abdurahman Malkiç başkanlığında Srebrenitsa’da yapılan toplantıda,
başta ülkenin üç cumhurbaşkanından ikisi olan Boşnak Haris Slayciç ile
Hırvat Zeljko Komşiç ve SDA Genel Başkanı Tihiç olmak üzere birçok
politikacı bu taleplerin değerlendirilmesi için süre istedi. İki
cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamada, Srebrenitsa Belediyesi’nin
bir bölge statüsü kazanarak SC idaresinden ayrılması gerektiği
vurgulandı.
Öte yandan Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Milorad Dodik 20 Mart günü
Srebrenitsa’nın liderleriyle yaptığı toplantıda, SC’nin anayasasını
değiştirip Srebrenitsa’ya özel statü vermeyeceğini söyledi. Ancak
Dodik, SC kabinesinin Srebrenitsa’daki yaşam kalitesini artırmaya
yönelik sosyal ve ekonomik projeleri hayata geçirme çabalarını
hızlandırarak, geri dönüş projelerini finanse etmek, güç ağını yeniden
inşa etmek ve iki yeni anayol inşa etmek için 7,5 milyon avro kaynak
ayıracağına dair söz verdi. Srebrenitsalılar ise, SC’nin yetki alanı
dışında özel statü alma konusundaki ısrarlarını sürdüreceklerini
söylediler.
Eğer Sırp Başbakan’ın dediği gibi mevzu hukuksuzluk içeriyor olsaydı,
Sırp hükümetinin bugüne kadarki tavrından farklılaşmasına ve
Srebrenitsalıların yaşam koşullarının iyileşmesine yönelik birtakım
düzenlemeler yapmasına gerek kalmazdı. Belli ki bu talep Sırp cephesini
oldukça tedirgin ediyor.
Zaten AB’nin Bosna özel temsilcisi Christian Schwarz-Schilling, 11 Mart
günü yaptığı açıklamada, Srebrenitsa’nın yasal statüsünün
tartışılmasının meşru bir konu olduğunu ifade ederek bir bakıma talebin
hukuki zeminden yoksun olmadığına işaret etmişti.
Lahey’den çıkan soykırım kararının hesap edilenin de ötesinde sonuçlar
doğuracağı bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Eğer talep kabul görür
ve SC içerisindeki Srebrenitsa’da yeni bir özerk bölge bir nevi savaş
tazminatı olarak oluşturulursa bu SC’nin diğer bölgelerinde yaşayan
Boşnakların da aynı talepte bulunma haklarını ortaya çıkaracaktır. Bu
talep, Srebrenitsalıların daraltılmış hareket alanlarından sıyrılarak
dünyaya açılmaları anlamına geliyor. Boşnaklar, soykırım sonucu
yaratılmış bir tarafta daha fazla yaşamayacaklarını söylüyorlar.
Srebrenitsalıların bunu hak etmediğini kim söyleyebilir ki?
|