İslam Hareketi Başkanı Şeyh Raid Salah ve aralarında kadınların çoğunlukta olduğu bir grup İsrailli Arap, hafriyat çalışmaları bölgesine girişlerin yasak olması nedeniyle çalışmaları Doğu Kudüs’te protesto ediyor.
Filistin Başkadısı Teysir et-Temimi İsrail yönetiminin temel amacının
Kudüs’ün Yahudileştirilmesi olduğunu ve Süleyman Tapınağı’nın inşasının
da bu amacın bir parçası olduğunu açıkladı. İsrail bu anlamda yık-kur
politikası izliyor. İsrail böylece Filistin’in tarihi ve dini
hafızasını tahrip ederek yerine kendi hafızasını ikame etmeye
çalışıyor. İsrail, 1967 yılından itibaren Burak Duvarı’nın üzerinden
Harem-i Şerif’e yönelik olarak büyük bir kuşatma uyguluyor. Bunun en
son evre ve etaplarından birisi de Mağribiler Yolu’ndaki yeni kazı
çalışmaları oldu. İsrail Harem-i Şerif’in altında 1967 yılından
itibaren kazılar yapıyor. Bu kazıların mahiyetini Filistinliler dahil
kimse bilmiyor. İsrail, kazıların mahiyetiyle alakalı UNESCO gibi
uluslararası kurumları da bilgilendirmiyor. Teysir Temimi’ye göre,
aslında kazıların bir tek amacı var; o da Süleyman Tapınağı’nın
altyapısının ikmal edilmesi ve tamamlanması. Müslümanlar değersiz ve
küçük işlerle uğraşırken “Atı alan Üsküdar’ı geçer.” misali, İsrail bir
bir amaçlarına ulaşıyor. Mağribiler Yolu üzerindeki inşaat, Temimi’ye
göre sıranın yüzeye yani üst yapıya geldiğini gösteriyor.
İsrail’in Harem-i Şerif’le alakalı olarak ileri sürdüğü tarihi tezlerin
ve bu meyanda manevi miras iddiasının gerçeklerle uzaktan yakından bir
alakası yok. Hadis-i şeriflerde de ifade edildiği gibi dünyada yapılan
ilk mabed Mekke’deki Harem-i Şerif’tir. İkincisi ise kardeş mabedlerden
Kudüs’teki Harem-i Şerif’tir. Harem-i Şerif aslında Kubbetü’s-Sahra
olmadığı gibi yanında Mescid-i Aksa tabir edilen mabed de değildir.
Belki her ikisinin de ortak alanıdır. Bu anlamda Yahudilerin Ağlama
Duvarı dedikleri Burak Duvarı da bu hazireye yani Mescid-i Aksa’ya
dahildir. Tarihi rivayetlerden öğrendiğimize göre burada ilk mabedi
kuran Peygamberlerin atası Hazreti İbrahim’dir. Daha sonra Yakup
Aleyhisselam mabedi yenilemiştir. Ardından da Süleyman Aleyhisselam
büyük bir mabed yapmıştır. Bunun yıkılmasının ardından Babil Sürgünü
ertesi mabed yenilenmiştir. Bilahare mabet bir kez daha yıkılmıştır.
Şimdi Yahudiler Harem-i Şerif üzerinde yeni tapınaklarını inşa etmeye
çalışıyorlar. Eğer amaçlarına ulaşırlarsa, tapınağın inşasıyla birlikte
işgal sonsuzlaşacak ve yeni İsrail ebedileşmiş olacaktır. Belki de
geçtiğimiz ay gündeme gelen kazılar, projenin son faslını oluşturuyor.
Bugüne kadar Yahudiler Filistin’de birçok cami ve mescidin mahiyetini
değiştirdiler. Kimilerini yıktılar, kimilerini ise başka amaçlar için
kullandılar. Bazı ibadethaneler maalesef eğlence yerleri ve meyhaneye
dönüştürüldü. İsrail’in Hebron olarak adlandırdığı el-Halil’de, Halil
İbrahim Camii’ni yarıdan bölerek bir kısmını Yahudi cemaatine tahsis
ettiler. Oldubitti ile eski statüyü lağvederek yeni bir statü ihdas
ettiler. İslam dünyası duyarlı olmazsa şimdi aynı tehlike Mescid-i Aksa
için de geçerli. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın bir
başka özelliği ise İslam’ın üç kutsal mabedinden birisi olmasıdır.
Buranın tahrip olması ve tapınağa çevrilmesi İslam dünyasının manevi
kimliğine büyük bir saldırı ve darbedir.
Bugün İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü tahrifat insanlık tarihi
açısından yeni değildir. Örneğin, Siyonist ideolojisi gibi, Hinduvata
ideolojisine sahip olan Hinduların da benzer uygulamaları olmuştur.
1992 yılının Aralık ayında Ayodha veya Babür Camii olarak bilinen mabet
bu ideoloji mensuplarınca tahrip edilmiştir. Daha sonra tahkime gidilse
ve Müslümanlar haklı çıksa bile iş işten geçmiş ve mesele postmortem
hale gelmiştir.
Haçlılar bile Siyonistler gibi yapmamış, Mescid-i Aksa’ya yönelik bir
saldırıda bulunmamışlardı. Tek yaptıkları ezanı ve namazı tatil etmek
olmuştu. Mescid-i Aksa o dönemde Ayasofya Camii gibi 90 yıl boyunca
atıl kalmıştı. Ardından Haçlıların Kudüs’ten kuvvet yoluyla çıkarılması
gündeme geldiğinde, intikam olarak Mescid-i Aksa’yı yıkacakları
tehdidinde bulunmuşlar ve bu tehdit üzerine Selahaddin Eyyübi sulh
yolunu tercih etmiş ve Haçlılar şehirden sulh yoluyla atılmışlardı.
Hıristiyanların Mescid-i Aksa ile ilgili bir hak iddiaları
bulunmuyordu. Yahudilerin ise böyle bir iddiaları var ve bu,
Müslümanların akidesini ve inanç manzumelerini de ilgilendiriyor.
Bu dini mücadelede kimi Yahudiler bile Müslümanlara hak veriyor. Bu anlamda Kudüs’teki el-Aksa Camii yakınlarında yürütülen kazı çalışmalarına
karşı protestolara Ortodoks Yahudilerden de destek geldi. İsrail’in
Harem-i Şerif yakınlarındaki Mağribiler Yolu’nda başlattığı hafriyat
çalışmaları, haftaları geride bırakırken Ortodoks Yahudi grup Neturei
Karta (Şehrin Bekçileri) da kazı çalışmalarına karşı çıkan
Filistinlilere destek vermekte. İslam Hareketi Başkanı Şeyh Raid Salah
ve aralarında kadınların çoğunlukta olduğu bir grup İsrailli Arap,
hafriyat çalışmaları bölgesine girişlerin yasak olması nedeniyle
çalışmaları Doğu Kudüs’te protesto ediyor.
Ortodoks inancına sahip, revizyonist ve milliyetçi Yahudilikten uzak
bir grup olan Neturei Karta hareketinin Filistinlilere destek vermesi
ilk bakışta garip gelebilir ama onların bu davranışı dini inançlarıyla
da uyumlu. Bu grup Siyonist düşünceye karşı çıkarak İsrail Devleti’nin
Yahudi dini inancına aykırı olarak kurulduğuna inanıyor. Bu devletin
Davud soyundan bekledikleri bir kral Mesih gelmeden kurulduğu için
lanete müstahak olduğunu ve yıkılmasının büyük bir hizmet olacağını,
aksi takdirde Yahudilerin bunun lanetine maruz kalacaklarını
düşünüyorlar. Yahudilerin tarihte günah işledikleri için Kudüs’ten
kovulduklarını ve geri dönebilmeleri için ancak Mesih’in önderliğine
ihtiyaç duyulduğunu söyleyen anti-Siyonist grup liderleri şu an biraz
da bu yüzden “Kudüs Filistinlilerindir” diyorlar. Yahudiler üzerinden
diaspora cezasının kalkmadığını veya dolmadığını ve bu cezanın
kalkmasının ancak Mesih’in zuhuruyla birlikte mümkün olabileceğini
ileri sürüyorlar. Bu inanca göre Siyonistlerin silah zoruyla kurduğu
İsrail devleti Tanrı’nın iradesine küstahça bir karşı çıkış anlamına
geliyor. Bu gruba mensup Yahudiler uzun süre Yaser Arafat’ı ve
Filistinlileri destekledi. Bunlardan birisi Ahmedinejad’ın girişimiyle
geçtiğimiz ay İran’da düzenlenen Soykırım Konferansı’na katıldığı ve
“inkar”a taraftar olduğu için Avusturya cemaati tarafından tecrit
edilmiş ve eşi de kocasına boşanma davası açmıştı.
Tahran’da düzenlenen uluslararası Holokost Konferansı’na katılan
Amerikalı Haham Arnold Cohen, İsrail’in Ortadoğu’da dökülen bütün
kanların ve yapılan cinayetlerin sorumlusu olduğunu söylemişti. Cohen,
Holokost’ın Siyonist İsrail cinayetleri için bahane olamayacağını da
belirtmişti. Holokost ve Siyonist kelimesinin yan yana anılmasını doğru
bulmayan Haham Cohen, Siyonistlerin Holokost’ı kullanarak meşru olmayan
felsefeleriyle hedeflerine ulaşmaya çalıştıklarını vurgulamıştı. Cohen,
Yahudilerin yüksek ahlaka sahip olduklarını ama yaptıkları hataların
sonucu sürgün hayatı yaşadıklarını hatırlatarak, Siyonistlerin Filistin
halkının var oluş haklarını hiçe sayarak burada bir devlet kurmaya
çalıştıklarını ve onları hayattan mahrum bıraktıklarını da
vurgulamıştı. Siyonistlerin felsefesinin doğru olmadığına değinen Haham
Cohen, Holokost’ın yaşanmadığını kimsenin söyleyemeyeceğini ama
Siyonistlerin kendi isteklerini Filistin halkına zorla kabul ettirmeye
ve ırk esasına dayalı bir devlet kurmaya çalıştıklarını belirtmişti.
|