Dosya: Aksa'nın Yahudileştirilmesi PDF Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Özcan - mustafaozcan@yeniasya.com.tr   
İslam Hareketi Başkanı Şeyh Raid Salah ve aralarında kadınların çoğunlukta olduğu bir grup İsrailli Arap, hafriyat çalışmaları bölgesine girişlerin yasak olması nedeniyle çalışmaları Doğu Kudüs’te protesto ediyor.

aksaninyahudilestirilmesi.jpgFilistin Başkadısı Teysir et-Temimi İsrail yönetiminin temel amacının Kudüs’ün Yahudileştirilmesi olduğunu ve Süleyman Tapınağı’nın inşasının da bu amacın bir parçası olduğunu açıkladı. İsrail bu anlamda yık-kur politikası izliyor. İsrail böylece Filistin’in tarihi ve dini hafızasını tahrip ederek yerine kendi hafızasını ikame etmeye çalışıyor. İsrail, 1967 yılından itibaren Burak Duvarı’nın üzerinden Harem-i Şerif’e yönelik olarak büyük bir kuşatma uyguluyor. Bunun en son evre ve etaplarından birisi de Mağribiler Yolu’ndaki yeni kazı çalışmaları oldu. İsrail Harem-i Şerif’in altında 1967 yılından itibaren kazılar yapıyor. Bu kazıların mahiyetini Filistinliler dahil kimse bilmiyor. İsrail, kazıların mahiyetiyle alakalı UNESCO gibi uluslararası kurumları da bilgilendirmiyor. Teysir Temimi’ye göre, aslında kazıların bir tek amacı var; o da Süleyman Tapınağı’nın altyapısının ikmal edilmesi ve tamamlanması. Müslümanlar değersiz ve küçük işlerle uğraşırken “Atı alan Üsküdar’ı geçer.” misali, İsrail bir bir amaçlarına ulaşıyor. Mağribiler Yolu üzerindeki inşaat, Temimi’ye göre sıranın yüzeye yani üst yapıya geldiğini gösteriyor.

İsrail’in Harem-i Şerif’le alakalı olarak ileri sürdüğü tarihi tezlerin ve bu meyanda manevi miras iddiasının gerçeklerle uzaktan yakından bir alakası yok. Hadis-i şeriflerde de ifade edildiği gibi dünyada yapılan ilk mabed Mekke’deki Harem-i Şerif’tir. İkincisi ise kardeş mabedlerden Kudüs’teki Harem-i Şerif’tir. Harem-i Şerif aslında Kubbetü’s-Sahra olmadığı gibi yanında Mescid-i Aksa tabir edilen mabed de değildir. Belki her ikisinin de ortak alanıdır. Bu anlamda Yahudilerin Ağlama Duvarı dedikleri Burak Duvarı da bu hazireye yani Mescid-i Aksa’ya dahildir. Tarihi rivayetlerden öğrendiğimize göre burada ilk mabedi kuran Peygamberlerin atası Hazreti İbrahim’dir. Daha sonra Yakup Aleyhisselam mabedi yenilemiştir. Ardından da Süleyman Aleyhisselam büyük bir mabed yapmıştır. Bunun yıkılmasının ardından Babil Sürgünü ertesi mabed yenilenmiştir. Bilahare mabet bir kez daha yıkılmıştır. Şimdi Yahudiler Harem-i Şerif üzerinde yeni tapınaklarını inşa etmeye çalışıyorlar. Eğer amaçlarına ulaşırlarsa, tapınağın inşasıyla birlikte işgal sonsuzlaşacak ve yeni İsrail ebedileşmiş olacaktır. Belki de geçtiğimiz ay gündeme gelen kazılar, projenin son faslını oluşturuyor.

Bugüne kadar Yahudiler Filistin’de birçok cami ve mescidin mahiyetini değiştirdiler. Kimilerini yıktılar, kimilerini ise başka amaçlar için kullandılar. Bazı ibadethaneler maalesef eğlence yerleri ve meyhaneye dönüştürüldü. İsrail’in Hebron olarak adlandırdığı el-Halil’de, Halil İbrahim Camii’ni yarıdan bölerek bir kısmını Yahudi cemaatine tahsis ettiler. Oldubitti ile eski statüyü lağvederek yeni bir statü ihdas ettiler. İslam dünyası duyarlı olmazsa şimdi aynı tehlike Mescid-i Aksa için de geçerli. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın bir başka özelliği ise İslam’ın üç kutsal mabedinden birisi olmasıdır. Buranın tahrip olması ve tapınağa çevrilmesi İslam dünyasının manevi kimliğine büyük bir saldırı ve darbedir.

Bugün İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü tahrifat insanlık tarihi açısından yeni değildir. Örneğin, Siyonist ideolojisi gibi, Hinduvata ideolojisine sahip olan Hinduların da benzer uygulamaları olmuştur. 1992 yılının Aralık ayında Ayodha veya Babür Camii olarak bilinen mabet bu ideoloji mensuplarınca tahrip edilmiştir. Daha sonra tahkime gidilse ve Müslümanlar haklı çıksa bile iş işten geçmiş ve mesele postmortem hale gelmiştir.

Haçlılar bile Siyonistler gibi yapmamış, Mescid-i Aksa’ya yönelik bir saldırıda bulunmamışlardı. Tek yaptıkları ezanı ve namazı tatil etmek olmuştu. Mescid-i Aksa o dönemde Ayasofya Camii gibi 90 yıl boyunca atıl kalmıştı. Ardından Haçlıların Kudüs’ten kuvvet yoluyla çıkarılması gündeme geldiğinde, intikam olarak Mescid-i Aksa’yı yıkacakları tehdidinde bulunmuşlar ve bu tehdit üzerine Selahaddin Eyyübi sulh yolunu tercih etmiş ve Haçlılar şehirden sulh yoluyla atılmışlardı. Hıristiyanların Mescid-i Aksa ile ilgili bir hak iddiaları bulunmuyordu. Yahudilerin ise böyle bir iddiaları var ve bu, Müslümanların akidesini ve inanç manzumelerini de ilgilendiriyor.

Bu dini mücadelede kimi Yahudiler bile Müslümanlara hak veriyor. Bu anlamda Kudüs’teki el-Aksa Camii yakınlarında yürütülen kazı çalışmalarına karşı protestolara Ortodoks Yahudilerden de destek geldi. İsrail’in Harem-i Şerif yakınlarındaki Mağribiler Yolu’nda başlattığı hafriyat çalışmaları, haftaları geride bırakırken Ortodoks Yahudi grup Neturei Karta (Şehrin Bekçileri) da kazı çalışmalarına karşı çıkan Filistinlilere destek vermekte. İslam Hareketi Başkanı Şeyh Raid Salah ve aralarında kadınların çoğunlukta olduğu bir grup İsrailli Arap, hafriyat çalışmaları bölgesine girişlerin yasak olması nedeniyle çalışmaları Doğu Kudüs’te protesto ediyor.


Ortodoks inancına sahip, revizyonist ve milliyetçi Yahudilikten uzak bir grup olan Neturei Karta hareketinin Filistinlilere destek vermesi ilk bakışta garip gelebilir ama onların bu davranışı dini inançlarıyla da uyumlu. Bu grup Siyonist düşünceye karşı çıkarak İsrail Devleti’nin Yahudi dini inancına aykırı olarak kurulduğuna inanıyor. Bu devletin Davud soyundan bekledikleri bir kral Mesih gelmeden kurulduğu için lanete müstahak olduğunu ve yıkılmasının büyük bir hizmet olacağını, aksi takdirde Yahudilerin bunun lanetine maruz kalacaklarını düşünüyorlar. Yahudilerin tarihte günah işledikleri için Kudüs’ten kovulduklarını ve geri dönebilmeleri için ancak Mesih’in önderliğine ihtiyaç duyulduğunu söyleyen anti-Siyonist grup liderleri şu an biraz da bu yüzden “Kudüs Filistinlilerindir” diyorlar. Yahudiler üzerinden diaspora cezasının kalkmadığını veya dolmadığını ve bu cezanın kalkmasının ancak Mesih’in zuhuruyla birlikte mümkün olabileceğini ileri sürüyorlar. Bu inanca göre Siyonistlerin silah zoruyla kurduğu İsrail devleti Tanrı’nın iradesine küstahça bir karşı çıkış anlamına geliyor. Bu gruba mensup Yahudiler uzun süre Yaser Arafat’ı ve Filistinlileri destekledi. Bunlardan birisi Ahmedinejad’ın girişimiyle geçtiğimiz ay İran’da düzenlenen Soykırım Konferansı’na katıldığı ve “inkar”a taraftar olduğu için Avusturya cemaati tarafından tecrit edilmiş ve eşi de kocasına boşanma davası açmıştı.

Tahran’da düzenlenen uluslararası Holokost Konferansı’na katılan Amerikalı Haham Arnold Cohen, İsrail’in Ortadoğu’da dökülen bütün kanların ve yapılan cinayetlerin sorumlusu olduğunu söylemişti. Cohen, Holokost’ın Siyonist İsrail cinayetleri için bahane olamayacağını da belirtmişti. Holokost ve Siyonist kelimesinin yan yana anılmasını doğru bulmayan Haham Cohen, Siyonistlerin Holokost’ı kullanarak meşru olmayan felsefeleriyle hedeflerine ulaşmaya çalıştıklarını vurgulamıştı. Cohen, Yahudilerin yüksek ahlaka sahip olduklarını ama yaptıkları hataların sonucu sürgün hayatı yaşadıklarını hatırlatarak, Siyonistlerin Filistin halkının var oluş haklarını hiçe sayarak burada bir devlet kurmaya çalıştıklarını ve onları hayattan mahrum bıraktıklarını da vurgulamıştı. Siyonistlerin felsefesinin doğru olmadığına değinen Haham Cohen, Holokost’ın yaşanmadığını kimsenin söyleyemeyeceğini ama Siyonistlerin kendi isteklerini Filistin halkına zorla kabul ettirmeye ve ırk esasına dayalı bir devlet kurmaya çalıştıklarını belirtmişti.

 
< Önceki   Sonraki >