|
Pinochet yargılanmadı. Yargılanmadan ölecek kadar şanslıydı. Ancak onun
"yargıladıkları" o kadar şanslı olamadılar. Şili’de binlerce insan,
isimleri ve kimlikleri ne olursa olsun bugün hala adalet bekliyor.
Pinochet devri belki görünürde kapandı; ancak her bir Şililinin kendi
"Pinochet hikayesi" adalet tecelli etmeden bitmeyecek gibi görünüyor.
Irak’ın devrik lideri Saddam tartışmalı bir yargı sürecinin sonunda
idam edilerek hayata veda etti. Slobodan Miloşevic ve Augusto Pinochet
ise haklarında işleyen yargı sürecinin sonucunu göremeden ölen "şanslı"
liderler arasındaydı. Zira bu liderler yönetimleri süresince öyle
hatalar işlemişlerdir ki ölüm, uluslararası hukukun onlara vereceği
ceza bir yana dursun, onları tarihe "devrik lider" olarak kazınmaktan
da kurtaracaktır.
Kasım 1915 doğumlu Augusto Pinochet, ABD’nin destek verdiği kanlı bir
devrimle 1973’te, üç yıl öncesinde seçimle iktidara gelen sosyalist
lider Salvador Allende’yi devirerek askeri cuntasını ilan etti. Son
mermisine kadar çarpıştıktan sonra yakalanmaktansa başkanlık sarayında
intihar etmeyi seçtiği söylenen Allende’nin neden böyle bir seçim
yaptığını ise zaman çok iyi gösterecekti. 17 yıl boyunca, yani Soğuk
Savaş’ın sonuna kadar Şili’yi yöneten Pinochet iktidarı geriye kanlı
bir miras bırakacaktı. Öyle ki, bunu Pinochet taraftarları bile inkar
edemeyecekti; onların tek yapabilecekleri, akan kana kılıf uydurmak
olacaktı.
16. yüzyılın başlarında İspanyollar tarafından sömürgeleştirilen ve
bağımsızlığına ancak 1818’de kavuşabilen Şili, yavaş da olsa demokrasi
yolunda istikrarlı bir çizgi izleyecektir. Ne var ki, II. Dünya
Savaşı’ndan sonra pek çok Latin Amerika ülkesi gibi siyasi karışıklık
ve ekonomik geriliklerden Şili de payına düşeni alacaktır. Nihayet,
1970’te Marksist lider Salvador Allende demokratik seçimlerle iktidara
geldiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nce düğmeye basılır: Bu hükümeti
devirmek artık CIA’in görevidir
11 Eylül 1973, Şili için tarihi bir gündür. Pinochet’nin, CIA’in destek
verdiği kanlı bir devrimle iktidara gelmesinden sonra sistematik bir
baskı rejimi başlayacaktır. Tabii ki Soğuk Savaş koşullarında bu rejime
gerekçe bulmak hiç de zor değildir: Ülkenin komünizmden korunması
gerekmektedir. Pinochet yönetiminin bu gerekçesi öyle yer edinmiştir
ki, bugün bile ülkede taraftarları bulunmaktadır. "Komünizm"in nasıl
bastırıldığı da aşikardır; toplu tutuklamalar, siyasi muhalefetin
susturulması, aşırı baskı, yargısız infazlar, sistematik işkence ve
"kaybolmalar" en başta gelen yöntemler arasında yer almaktadır.
Parlamentoyu feshettikten sonra Pinochet, 1974’te kendisini devlet
başkanı ilan etti. 1980’de kendisinin 1989’a kadar devlet başkanı
olarak kalmasını sağlayacak yeni bir anayasa kabul eden ve ülkeyi
1990’a kadar yöneten Pinochet, devlet başkanlığı sona erdiğinde de
kendisini "ömür boyu senatör" ilan ederek dokunulmazlık hakkını böylece
elde etti. 28 Ekim 1998’de tutuklanmasına rağmen Pinochet’nin güçlü
bağlantıları devreye girdi; dokunulmazlığı ve sağlık durumunun
elverişli olmadığı ileri sürülerek bu ve daha sonraki tutuklama
girişimleri sonuçsuz kaldı. Pinochet’nin suçları sadece Şili halkı ile
sınırlı değildi; başta İspanya olmak üzere İsviçre, Fransa, Belçika,
Danimarka, Almanya, İtalya, Lüksemburg ve Norveç de, İngiltere’den eski
diktatörün tutuklanıp yargılanmasını talep etmekteydi. Pinochet’nin
"Komünizmle mücadele" aldatmacasıyla Pinochet, yerli-yabancı,
genç-yaşlı, kadın-erkek, hamile-hasta demeden korkunç trajedilere imza
attı. Halkı ve yabancıları "komünizm"den caydırma yöntemleri ise;
tırnak çekmeden, özel olarak eğitilmiş tacizci köpeklerin kadınların
üstüne salınmasına kadar geniş bir çeşitlilik arz etmekteydi.
Nihayetinde 3000’den fazla insan öldürüldü, on binlercesi işkence gördü
veya kayboldu, bir o kadarı da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
Pinochet’nin tutuklanması ancak 2000 yılında gerçekleşti. İspanya’nın
özel talebi üzerine İngiltere’de tutuklandı; fakat sadece altı ay sonra
yargılanmadan Şili’ye döndü.
Şili’de 1973’ten beri gerçekleşen insan hakları ihlallerine dair
yapılan 5000 hukuki şikayetin ancak 12’si cezai takibata tabi tutuldu.
BM İnsan Hakları Komisyonu dahil olmak üzere pek çok uluslararası
kuruluşun işkence, kayıp ve diğer insan hakları ihlallerinin
sorumlularının bulunması ve yargılanmasına yönelik yaptığı çağrılar da
bekleneceği üzere sonuçsuz kaldı.
73 Darbesi ve Pinochet yönetimine yönelik ABD’nin açık desteği bir
dönem gizlenmeye çalışıldıysa da bilhassa Clinton döneminde gizliliği
kaldırılan bazı devlet belgelerinde Amerikan müdahalesi açıkça görülür.
Özellikle, Amerikalı senatörden ismini alan Church Raporu’nda her şey
aşikardır. "Komünizm"in önlenmesi ile ilgili Amerika’nın ünlü diplomatı
Henry Kissinger’ın sözleri bu konuda adeta ürperticidir: "Halkının
sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünistleşmesine izin veremeyiz."
Yönetimi süresince ülkedeki muhalefetin birkaç başarısız seçim ve
suikast girişiminden sonra nihayet 1988’de yapılan halk oylamasında
Pinochet, yenilgisini kabul etti ve ülkede -yavaş da olsa- demokrasi
rüzgarları esmeye başladı. 1989’da 19 yıl sonra ilk seçimler
gerçekleştirildi. Artık yeni bir hükümet kurulmuşsa da bu, Pinochet’yi,
1998’e kadar ordunun başkomutanı olarak kalmaktan vazgeçirmeye yetmedi.
Demokratik yönetime geçildikten sonra gerek siyasi gerekse hukuki
açıdan aradan geçen on yedi yılın ihlalleri gündeme geldiyse de,
Pinochet hiçbir zaman "rahatından" feragat etmedi. Hatta ona göre o her
zaman demokratça davranmış vatansever bir "melek"ti! Pinochet bu
duruşunda o kadar istikrarlıdır ki, ölümünden sonrası için bile bir
mektup bırakıp öldürülen ve işkence edilen on binlerce kişiyi "askeri
yöntemler" olarak meşrulaştırırken Marksizmi durdurmak için
yaptıklarından büyük gurur duyduğunu ifade etmiştir.
Pinochet yargılanmadı. Yargılanmadan ölecek kadar şanslıydı. Ancak onun
"yargıladıkları" o kadar şanslı olamadılar. Şili’de binlerce insan,
isimleri ve kimlikleri ne olursa olsun bugün hala adalet bekliyor.
Pinochet devri belki görünürde kapandı; ancak her bir Şililinin kendi
"Pinochet hikayesi" adalet tecelli etmeden bitmeyecek gibi görünüyor.
|