|
27 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını kazanan Türkmenistan henüz genç bir cumhuriyet olması nedeni ile, her ne kadar bazı alanlarda sağlıklı bir büyüme yaşıyor olsa da, diğer bir takım konularda ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. İran, Afganistan, Özbekistan, Kazakistan ve Hazar Denizi ile çevrili olan ülkenin başkenti Aşkabat’tır. Türkmenistan zengin doğalgaz ve petrol yatakları, diğer Türki cumhuriyetlere göre daha homojen olan beş milyonluk nüfusu ve stratejik coğrafi konumu ile Orta Asya’da ciddi bir öneme sahiptir.
Türk-i emin
Türkmenistan halkının çoğunluğunu oluşturan Türkmenler soy olarak
Oğuzlara dayanmakta olup çoğunlukla Türkmenistan’da ve İran’ın kuzey
bölgelerinde yaşamaktadırlar. Türkmen adının aslına ilişkin en yaygın
görüşe göre; Araplar Maveraünnehir’deki sivil ve askeri temasları
esnasında Müslüman olan Türklere "Türk-i emin" ismini vermişler ve bu
isim zamanla Türkemen ve Türkmen halini almıştır. Nitekim Azeriler
Türkmenleri hala Türkemen olarak adlandırırlar. Geçmişte tüm batı ve
Oğuz Türklerine Türkmen veya Türkoman denmesine rağmen bugün bu terim
sadece Türkmenistan’da, Orta Asya’daki bazı ülkelerde, Irak ve İran’da
yaşayan Türk kökenli halkların bir kısmı için kullanılmaktadır.
Tarihi süreçte Türkmenistan ve Rus hegemonyası
Selçuklularla birlikte Maveraünnehir’e ve ardından Horasan’a gelen
Türkmenler, daha sonraki dönemlerde Azerbaycan ve Anadolu’ya da
yerleşmişlerdir. 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bulundukları
bölgelerde çeşitli beylikler, daha sonraki dönemde de Morgan, Parfiy ve
Harezm devletlerini kurmuşlardır.
18. yüzyılın ilk yarısında
Ruslar, Türkmenlerin yaşadıkları toprakları ele geçirme girişimlerine
başlamışlar ama başarılı olamamışlardır. Ancak 1869’da Hazar Gölü’nün
doğusunda bir ileri karakol kurmuşlardır. Bu tarihten 10 yıl sonra
Türkmenistan’ı istila etmeye başlayan Ruslar, Türkmenlerin güçlü
direnişleri ile karşılaşarak geri çekilmişlerdir. Ne var ki daha sonra
da sürekli devam eden baskı ve istilalardan güçsüz düşen Türkmenistan
1924 yılında Rusya’ya bağlanmıştır. 67 yıl Sovyet hakimiyeti altında
kalan Türkmenistan halkı, Sovyetlerin baskılarıyla dil, din ve
kültürlerinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.
Bağımsız ve tarafsız Türkmenistan
Yıllar süren baskı ve sömürü rejiminin ardından Sovyetlerin güç
kaybetmesi ile kendi egemenliğini kazanma yolunda adımlar atmaya
başlayan Türkmenistan, 24 Mayıs 1990’da Türkmen dilini resmi dil ilan
etmiş; 23 Ağustos 1990 tarihinde Türkmenistan’ın yeraltı ve yer üstü
bütün ekonomik zenginliklerinin sadece Türkmenler tarafından
kullanılabileceği kararını almıştır. 11 Ekim 1990 tarihinde
Cumhuriyetin, Komünist Partisi Genel Sekreterliği tarafından değil de
bir cumhurbaşkanı tarafından yönetilmesine karar verilmiş ve 27 Ekim
1990’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Saparmurat Atayeviç Niyazov,
Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı’na seçilmiştir. 26 Ekim 1991 tarihinde
ülkede bir referandum yapılmış ve Türkmenistan halkının %94’ü
bağımsızlık istediğini bildirmiştir. Türkmenistan Parlamentosu da 27
Ekim 1991’de Türkmenistan’ın bağımsızlığını ilan etmiştir. Türkiye
Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkedir.
12 Aralık
1995 tarihinde BM tarafından Türkmenistan’a hiçbir devletin
hegemonyasına girmeyeceğini belirten tarafsızlık statüsü verilmiştir.
BM kendisine üye 183 ülkeden bu karara uyulmasını istemiştir.
Türkmenistan Anayasası da bu ilke çerçevesinde yeniden düzenlenmiş ve
12 Aralık tarihi Türkmenlerce milli bayram ilan edilmiştir.
Bağımsızlık baskı dönemini bitirmedi
Başkanlık sistemi ile yönetilen ülke, devlet başkanı tarafından atanan
valilerce idare edilen beş vilayete ayrılmıştır. Bunlar Ahal, Balkan,
Daş Oğuz, Levap ve Mari’dir. Başkent Aşkabat ise etrafını çeviren Ahal
vilayetinden ayrı yönetilmektedir.
Türkmenistan bağımsızlığını
kazanmasından bu yana Orta Asya’nın en baskıcı rejimine sahip
ülkesidir. Bunun nedeni ülkenin tek parti ile yönetilmesinin yanı sıra,
bağımsızlığından bu yana devlet başkanı olan ve 21 Aralık 2006
tarihinde ölen Saparmurat Atayeviç Niyazov Türkmenbaşı’nın baskıcı
politikalarıdır. Niyazov siyasi kısıtlamalarını ve insan hakları
ihlallerini meşrulaştırmak için Türkmenistan’ın kendine özgü bir
gelişim modeli olduğunu savunmuştur. Ülkede Niyazov’un ağzından çıkan
her söz yasa kabul edilmiştir. Niyazov iktidarını öylesine kaim kılmak
istemiştir ki, son yıllarda binlerce yere kendi adını verdirmiş,
meydanları heykelleri ile doldurtmuş ve Türkmenlerin ulusal paralarının
üzerine resmini bastırtmıştır.
Türkmenistan’da herhangi bir
muhalefetin varlığından söz etmek mümkün değildir. Ülkede muhalif
siyasi faaliyetler ve basın özgürlüğünün yanı sıra, devlet başkanının
seçimle iş başına gelmesi yasaklanmıştır. Tüm muhalifler Niyazov
tarafından ya hapse atılmış ya da yurt dışına sürgün edilmiştir. Nerede
ise tüm insan hakları örgütleri tarafından eleştirilen
Türkmenistan’daki siyasi rejim, Devlet Başkanı Niyazov’un 21 Aralık
2006 tarihinde ölmesi ile muhtemelen yeni bir yön bulacaktır.
Sovyetlerin din, dil ve kültür tahrifatı
Tüm Orta Asya Cumhuriyetlerinde olduğu gibi bağımsızlık öncesinde
Türkmenistan’ın da dini, dili ve kültürü Sovyet rejimi tarafından
tahrif edilmek istenmiştir. İslam’la tanışması 8. yüzyıla kadar uzanan
ve zaman içerisinde büyük alimler yetiştiren Türkmenistan’da, Sovyetler
Birliği İslamiyet’i yasaklamış ve tüm propaganda yollarını kullanarak
halka İslam’ı gericiliğin bir simgesi olarak kabul ettirmek istemiştir.
Sistemli bir şekilde cami ve mescitleri tahrip etmiş, din adamı
yetiştiren mektep ve medreseleri kapatmış, din adamlarını hapse atmış
ve sürgün etmiştir. 1911’de ülkede 481 cami açıkken 1978’de bu sayının
5’e inmesi bu tahribatın açık bir göstergesidir.
Sovyet rejimi
ayrıca dil ve kültür unsurlarını zedelemek için de çeşitli yaptırımlar
uygulamıştır. Örneğin Türk lehçeleri arasındaki farklılıkları
çoğaltmış, her Türk lehçesi için birbirinden farklı Kiril alfabesi
kullanmayı zorunlu kılmıştır. Türk boylarının ayrı milletler olduğunu,
şivelerinin de farklı diller olduğunu iddia etmiş, Rusçayı kullanmanın
çağdaşlığın simgesi olduğunu söyleyerek insanları asimile etmeye
çalışmıştır. Ayrıca dini ve kültürel öğeleri aksettirecek eserleri
yasaklamıştır. Dolayısıyla Sovyetlerin Orta Asya’da takip ettiği iskan
ve koloni siyasetinden ziyade din, dil ve kültür alanında yaptığı
tahribat daha büyüktür.
Bağımsızlıktan sonraki durum
İslam Orta Asya’da yayılmaya başladıktan sonra İslami ilimlerde çok
önemli alimlerin yetişmesini sağlayan bir yapılanma göstermiştir.
Tefsir alanında Fahrettin Razi, İmam Serahsi; tasavvufta Ahmet Yesevi
ve Yunus Emre gibi şahsiyetler yetişmiştir. Böyle bir geleneğin varisi
Türkmen halkı da kendi bağımsızlığını kazandıktan sonra İslami hayatın
canlanması yolunda çalışmalara başlamıştır. Bu amaçla cami ve mescitler
yapılmış ve Kur’an kursları açılmıştır. Sovyetler döneminde hacca
gidemeyen Türkmenler hac vazifelerini yerine getirmeye başlamışlardır.
Din ve vicdan özgürlüğü alanında herkese eşit haklar tanıyan bağımsız
Türkmenistan, laikliği devlet modeli olarak benimsemiştir.
İslami bilinç ve eğitim
Sovyetler dönemindeki eğitim ve öğretim yetersizliği sebebi ile
Türkmenler İslam’ı gereğince öğrenememişlerdir. Bu yüzden Türkmenistan
halkının çoğu birtakım ibadetleri kültürel bir öğe gibi yerine
getirmekte ve İslam’ın özünü yaşama noktasında sıkıntı çekmektedir.
İslami konularda yeterince bilinç sahibi olmayan halk şekli olarak
İslam’ı yaşamaya çalışmaktadır. Bu sebeple Türkmenistan’da dini alanda
en ciddi problem bilgi eksikliğidir.
Türkmenistan bağımsız bir
devlet olduktan sonra Kiril alfabesini bırakmış ve 12 Nisan 1993
itibari ile Latin alfabesini kullanmaya başlamıştır. Zorunlu eğitimin
sekiz yıl olduğu ülkede, sekiz yıllık meslek okulları ve bu okullara
bağlı dört yıllık yükseköğretim kurumları hizmet vermektedir.
Mahdumkulu Devlet Üniversitesi, Türkmenistan Bilimler Akademisi ve
Türkmen- Türk Üniversitesi ülkenin önemli yükseköğretim
kurumlarındandır. Ayrıca ülkede çok sayıda Türk Okulu bulunmaktadır.
Okuryazarlık oranının %98 olduğu ülkede eğitimin kalitesi giderek
artmaktadır.
Ekonominin temel taşları enerji kaynakları
Türkmenistan gelişen ekonomisi ile Orta Asya’nın en güçlü ülkelerinden
birisi olmaya adaydır. Enerji kaynakları açısından zengin bir ülke olan
Türkmenistan’da ekonominin temel öğeleri elektrik üretimi, petrol ve
doğalgazdır. Orta Asya Cumhuriyetleri arasında en büyük doğalgaz
rezervlerine ve yüksek yıllık üretim kapasitesine sahip olan
Türkmenistan, ürettiği doğalgazın %84’ünü ihraç etmektedir. Ayrıca
pamuk üretimi de ülke ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. Nitekim
Türkmenistan, Özbekistan’dan sonra ikinci önemli pamuk üreticisidir.
Topraklarının büyük bir kısmı çöllerden oluşan ülkede Amuderya Nehri
önemli bir su kaynağıdır. Karakum kanalı ile Amuderya Nehri’nden
faydalanan Türkmenistan’da sulamanın %90’a yakın kısmı bu kanaldan
yapılmaktadır. Türkmenistan madenler bakımından da oldukça zengin bir
ülkedir.
Türkmenistan’da müzik ve şiir
Türkmenistan’da müzik, halk kültürü açısından oldukça önemli bir
öğedir. Tarzı ve içeriği ile Türkmen müziği Kırgız ve Kazakların
müziğine çok benzemektedir. Geçmişte Türkmenistan geleneğinde
şarkıcılar ve bakşı adı verilen şamanlar seyahat ederek ud ve dutar
gibi telli çalgı aletleri ile şarkı söylerler, düğün ve bayram gibi
özel günleri şenlendirirlerdi. Bu nedenle dutar Türkmenistan müzik
kültürünün en yaygın ve önde gelen müzik aletidir.
18. yüzyılda
yaşamış olan ve Türkmenistan’ın Yunus Emresi olarak bilinen ulusal
şairi Mahdumkulu Feragi aynı zamanda bir tasavvuf lideridir.
Ülke Bilgileri:
Yönetim Şekli: Cumhuriyet
Başkenti: Aşkabat
Dil: Türkmen Dili
Din: %89 Müslüman, %9 Ortodoks Hıristiyan, %2 diğer dinler
Nüfus: 5.042.920 (2006 Haziran)
Bağımsızlık: 27 Ekim 1991 (SSCB’den)
Önemli Şehirleri: Aşkabat, Merv, Türkmenbaşı, Taşhavuz, Tükmenabat, Balkanabat, Kohne Urgenç, Atamurat
Etnik Yapı: %85 Türkmen, %5 Özbek, %4 Rus, %6 Diğer (2003)
Doğal Kaynakları: Petrol, doğalgaz, kömür, sülfür, tuz
|