Balkanlar: Balkanlar'daki son komşumuz: Amerika! PDF Yazdır E-posta
Yazar Yusuf Armağan - yusufarmagan@gmail.com   
Yüzeysel bir okuma yapacak olursak eğer, ABD’nin Soğuk Savaş’ın sona ermesini müteakip, genelde Demirperde ülkelerinin, özelde Yugoslavya’nın dağılması ile birlikte bölgeye müdahil olduğunu görürüz.

abdbalkanlar.jpgBalkanlar’a dair bir cümle kurma yetisine sahip olan herhangi bir kimsenin, yadsımadan söyleyebileceği cümlelerden biri de "Biz Balkanlar’ı savaşla beraber tanıdık." cümlesidir. Bu cümle bölgeye dair yapabildiğimiz ilk ve en doğru tespitlerden biridir, başımızdaki külahı alıp önümüze koymanın cümlesidir. Balkanlar’a dair Türk entelektüelinin kuracağı bütün cümlelerin çıkış cümlesidir. Buradaki asıl acı nokta ise, Balkanlar’ın ABD’nin gündemine girmesiyle beraber bizim gündemimize dahil olduğu gerçeğidir. Bu, sadece dış politikamızın değil bizlerin de bir gerçeğidir.

Yüzeysel bir okuma yapacak olursak eğer, ABD’nin Soğuk Savaş’ın sona ermesini müteakip, genelde Demirperde ülkelerinin, özelde Yugoslavya’nın dağılması ile birlikte bölgeye müdahil olduğunu görürüz. Soğuk Savaş döneminde, SSCB ve Varşova Paktı’na karşı Avrupa’da var olan ABD, 1990’lara kadar Balkanlar’da etkin değildi. Bütün enerjisini, Soğuk Savaş stratejisi çerçevesinde sarf eden ABD için Yugoslavya’nın dağılması ve Bosna Savaşı ile birlikte yeni bir süreç başladı.

Yugoslavya’nın dağılmasını hızlandırma anlamında en etkin rolü, Slovenya’nın ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını destekleyen AB üstlendi. AB, üstlendiği bu rolle Yugoslavya’nın dağılmasını sağladı ancak özellikle Sırbistan faktörünün yol açtığı derin krizi yönetmekte aynı beceriyi gösteremedi. Bu kriz, hiç hesapta olmayan "Boşnak" faktörünü bütün dünyanın gözleri önüne serdi. AB’nin bu noktada müdahil olmasının gecikmesi, ABD’nin Balkanlar’a yönelik somut politikalarının oluşmasına zemin hazırladı.

ABD’nin, bölgedeki etkinliğine zemin hazırlayan şartları dört temel başlıkta inceleyebiliriz:
1-ABD’nin, Bosna Savaşı ile birlikte zayıf kalan AB’nin dolduramadığı boşluğa talip olmasıyla stratejik etkinliğine imkan veren bir coğrafi alanın oluşması;
2-Giderek yükselen AB’nin oluşturmaya çalıştığı bölgesel iç bütünlük vizyonunun önüne geçmek için bir fırsatın oluşması;
3-AB’nin Ortadoğu, Kafkaslar ve Asya’ya çıkış yollarının bölgedeki savaş nedeniyle kapanmış olması;
4-ABD’nin Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte dillendirdiği Yeni Dünya Düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmasına yönelik olarak bölgenin bir laboratuar niteliğine haiz olması ve bölgenin bu projelerin koordinasyonuna imkan sağlaması.

Balkanlar, Osmanlı hakimiyeti altındaki tüm bölgelerin karakteristik özelliklerini bünyesinde barındırır. En belirgin karakteristik özellik, çok ulusluluktur. Balkanlar, öteden beri, uluslararası arenada tatbik edilmesi düşünülen uygulamaların ve bu uygulamalar esnasında/sonrasında karşılaşılması muhtemel tepkilerin ölçümü, planların başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair öngörülerin sınanması açısından oldukça önemli vazifeler üstlenmiştir. Örneğin; dünya, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Balkan uluslarının ulus devletçi ayaklanmalarına şahitlik etmiştir. Zaman içerisinde buradan üretilen Osmanlı’yı parçalama modeli, Arap Yarımadası’nda da karşılık bulmuştur. Laboratuarlığını Balkanlar’ın yaptığı üründe son noktanın Arap Yarımadası’nda konduğunu görürüz.

Nitekim yakın zamanda da bunun bir başka örneğini Dayton Barış Antlaşması’yla yaşadık. Organize edilen Srebrenitsa Katliamı’yla, Aliya İzzetbegoviç’e dayatılan bu antlaşma bugünlerde konuşulan Büyük Ortadoğu Projesi’nin önemli yapı taşlarından biri niteliğindedir. Antlaşma’yla birlikte Bosna-Hersek devleti Republica Sırpska ve Bosna-Hersek Federasyonu olmak üzere iki ayrı entiteye bölünmüştür. Boşnak, Sırp ve Hırvatlardan müteşekkil üçlü cumhurbaşkanlığı sisteminin kurulduğu Bosna-Hersek’te, savaş öncesinde var olmayan ayrı bir Sırp devleti ihdas edilmiştir. Tüm bunların üzerinde ise uluslararası gücün temsilcisi belirleyici bir konumda bulunmaktadır.

Bugün Irak’ta, tartışılan federal yapı Bosna-Hersek’te Dayton’la birlikte uygulamaya konulan yapının aynısıdır. Sırpların Bosna’da soykırıma girişmesi, Saddam’ın Kuveyt’e saldırması, 11 Eylül’ün doğuştan sanıklarının Afganistan’da yerleşik bulunması… Hepsinin ortak akıbeti Barış Gücü’nün konuşlanması, yeni bir devletin ortaya çıkması ve üzerinde mutlaka bir yüksek temsilcinin bulunacağı federal yapıların kurulmasıdır. Tüm bunların temelinde kontrollü gerginlik stratejisi vardır. Kontrollü gerginliğin işlevsiz kaldığı noktalarda, kontrolden çıkmış gerginliğe izin verilmektedir. Gerginliklerin aktörleri ise yeri geldiğinde bir lider, yeri geldiğinde bir toplum, yeri geldiğinde bir azınlık, yeri geldiğinde bir devlet olmaktadır. Bu bağlamda Balkanlar’ın son yüzyıldaki baş aktörü Sırplardır. Sırplar bu rol için kendi iç dinamikleri dolayısıyla biçilmiş kaftandır. Peki, bugün Balkanlar’da yaşananlar acaba gelecekte hangi bölgede uygulanacak bir programın test aşamasıdır?

ABD için bölgede oluşan şartların Dayton Barış Antlaşması ile birlikte kazandığı yeni boyut, savaşı sonlandıran bir devlet olmanın aldatıcı görüntüsü eşliğinde ABD’nin bölgeye yerleşmesi sonucunu doğurmuştur. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’na karşı Avrupa’nın kuzeyinde konuşlanmış ABD üsleri, yeni bir işlev üstlenmek kaydıyla Balkanlar’a kaydırılmıştır.
ABD, Balkanlar’da kendisi için yeni bir pazar oluşturmakla beraber, enerji kaynaklarının AB’ye geçişinde de önemli olan bir yere hakim olmuştur. Bu durum, ABD’nin, siyasal açıdan zaten kontrol ettiği AB’yi ekonomik anlamda da denetim altına alması anlamına gelmektedir.
ABD bugün, Balkanlar’daki üsleri sayesinde, gerek bu bölgeye gerekse Ortadoğu ve Kafkaslar’a daha hızlı müdahil olabilmektedir. Bölgeye yerleşen ABD’nin, bu şekilde AB üzerinde söz sahibi olduğu da apaçık ortadadır.

Kuşkusuz, ABD’nin buradaki varlığı, sorun çözücü bir gerekçeden ziyade, kendi güvenlik stratejisi ile izah edilmelidir. Bu stratejinin bir getirisi olarak, ABD’nin Kosova’nın bağımsızlık sürecinin hızlanmasına önemli katkılar sağladığını söyleyebiliriz. ABD’nin bölgede varolabilmesi, bölgede oluşturabileceği partnerlerle daha da kolaylaşacaktır.

Bu konjonktürde dikkat çeken bir diğer nokta ise, ABD’nin bölgede başka Müslüman unsurların etkin olmasını istememesidir. Buna ilişkin en can alıcı örnek ise, savaş zamanında Bosna’da bulunmuş olmaları hasebiyle, Bosna-Hersek vatandaşlığı alan diğer milletlere mensup Müslümanların, vatandaşlıktan çıkarılması amacıyla Bosna-Hersek Hükümeti’ne yapılan baskılardır. Ne yazık ki, Bosna-Hersek Hükümeti Dayton Barış Antlaşması’nı gerekçe göstererek, bir zamanlar vatandaşlık verdiği Müslümanları sınır dışı etmeye başlamıştır.

Gelelim Türkiye’nin Balkanlar politikasına. "Yurtta sulh cihanda sulh" tabirini kendi içine kapanmak olarak algılayan yerleşik devlet mantığı, genelde dış dünyaya ve özelde de dışladığı dünyaya bütün algılarını kapatmış durumdaydı. Bugünlerde bunun kısmen de olsa farklı bir kalıba büründüğünü müşahede ediyoruz. Devletin özellikle Başbakanlığa bağlı TİKA ile bir zamanlar dışladığımız dünyaya yöneldiğini ifade etmek mümkündür. Oysaki hem yurtta hem de dünyada aslolan sulh, kendi içine kapanarak değil aksine dışa açılarak sağlanabilecek bir olgudur. Bugün İstanbul’un, Ankara’nın sulhu Saraybosna’nın, Beyrut’un sulhundan bağımsız ele alınamaz.
Bugün Türk halkı, çeşitli vesilelerle, Balkanlar’ı yeniden keşfe çıkmış durumdadır. Bu, Balkanlar’da daha iyi bir düzleme geldiğimizin küçük ama önemli bir göstergesidir. Ancak bu elbetteki yeterli değildir. Bölge insanıyla entelektüel, kültürel, insani bağlamda kuracağımız her ilişki biçimi, hem bölgenin hem de bizim zihinsel kilitlenmişliğimizi çözecektir. Sivil anlamda bölgeyle iletişimde önemli vazife gören turistik seyahatler, artık farklı alanlarda işbirliğine olanak sağlayacak şekilde planlar içermelidir. Son tahlilde, İHH’nın, yıllardan beri sürdürdüğü yardım faaliyetleriyle, oldukça kritik bir vazife üstlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Son aylarda yoğun olarak medyada yer alan, dünya gıda stoklarının azalmaya başladığı haberlerinden sonra birçok ülkede tahıl ve bakliyat fiyatlarının fahiş oranda yükselmesi, Yemen ve Mısır gibi ülkelerde gıda fiyatları için çıkan isya...
Irak Savaşı’nın milyonerleri kimler? Savaş ve işgal, bir yandan yüz binlerce insanın hayatına mal olurken diğer yandan işgalci güçlerin servetlerini artırıyor. OMB Watch adlı kuruluşun yaptığı araştırma, ABD Kongresi’nin dörtte birinden fazlasının Irak’taki i...
Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü askerlerinin, görev yaptıkları ülkelerde çatışan taraflar arasındaki ateşkes hattının korunmasını sağlamak, çatışmaların yeniden başlamasını engellemek, gerektiğinde isyancı grupların silahsızlandırılmasını sağlamak gibi “ba...
Burundi, farklı isyancı grupların iktidara gelmeleri nedeniyle soykırımlardan ve soykırım suçlamalarından başını alamıyor. Bir zamanların isyancıları gün gelip iktidar olunca diğerleri isyancı konumuna düşüyor. Şu anda iktidarda bulunan parti, Tutsilere karşı soykırımları ile b...
1,5 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğu Somali’de güvenlik, Etiyopya işgali öncesinde görece iyiydi. Etiyopya ve diğer mihraklar, ülkeyi ve halkını rahat bırakıyor....
Güney Afrika Cumhuriyeti, ikinci bir apartheid devrine doğru gidiyor. 1994’e kadar beyaz azınlığın siyah çoğunluğa uyguladığı ırkçı şiddet, şimdilerde Afrikalı göçmenler üzerinde yoğunlaşıyor. Göçmenlere karşı yapılanlar, ülkede tam bir i&cc...
Önce Birmanya dedik, sonra dilimize Burma yerleşti, şimdi de Myanmar oldu Güneydoğu Asya’nın bu fakir ülkesi. Altın Buda heykelleriyle dolu tapınaklarında bir avuç pirinç için dilenen insanlar, turistlerin etrafında pervane olup alacakları bir dolar karşılı...
Lübnan’daki yeni seçim kanunu gelecekteki sürtüşmeleri engellemeyecektir. Zira Lübnan Ortadoğu’nun minyatürü ve aynasıdır ve mayın tarlasıdır. Ortadoğu’daki karmaşa ilk önce ona yansır ve kozlar orada paylaşılır. ...
Uzun süredir hükümeti boykot eden Sünnilerin hükümete yeniden dönme kararları, Amerika’ya kök söktüren Sünni aşiretlerin, en azından önemli bir bölümünün, Amerikalılara karşı savaşmaktan vazgeçmesi, Irak cep...
Uzunca bir süredir hükümet güçleriyle ayrılıkçı el-Husi taraftarları arasında, binlerce kişinin hayatını kaybettiği silahlı çatışmaların yaşandığı Yemen, geçtiğimiz günlerde bir parlamento üyesi ve beraberindekilere düzenlenen suikastla...
Küçük Dinara okul koridorunda hissettiği bir kokunun ardından nefes alamayıp yere yığıldı. Kendine geldi gelmesine ama bir süre sonra boğazında şiddetli ağrılar hissetmeye başladı. Sonrasında da geçici bir hafıza kaybı yaşadı. Durduk yere çığlık atmaya başladı. Ha...
17 Şubat 2008’de Kosova Meclisi, “Bizler halkımızın demokratik yollarla seçilmiş liderleri olarak Kosova’nın bağımsız ve hakim bir devlet olduğunu ilan ediyoruz.” sözleriyle Kosova’nın bağımsızlığını tüm dünyaya duyurdu. Bu olay, nüfusunun %90...
Artan gıda fiyatları açlık sorununun derinleşmesine neden olarak gösteriliyor; ancak gıda fiyatlarının artması ve açlığın yaygınlaşması, sadece gıda stokları ve iklim şartları ile ilgili değildir. Bu durum, gıda borsasından ve market spekülasyonlarından, biyoyakıt üreti...
İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”ndan biri sıfatıyla anılmıştır. Bunun gayet anlaşılabilir nedenleri vardır: İnsan, hayata tutunabilm...
Açlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl, unsur küresel kapitalist paradigmanın kendisidir....
İnsanlar dünyada yeterince gıda olmadığı için değil, alım güçleri ve paraları olmadığı için, yani yoksul oldukları için açlık riski altında hayatlarını sürdürüyorlar. Yaşanan adaletsizliğin, eşitsizliğin ve dengesiz gıda dağılımının sebeple...
Bugün tüm uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği gibi, insanın en önemli hakkı “yaşam hakkı”dır. Tüm haklar bundan sonra gelir. Açlık ise bu en önemli hakkı tehdit eden başlıca düşmandır. İnsan hayatı korunacaksa, açlık sorununa bir in...
Komünist düzenden bıkmış insanlar, Abdulvali Kari’nin kişiliği ve çalışmaları sonucunda yeni bir hayatı seçti....
Günümüzde el değmemiş yeni su kaynaklarının bulunduğu topraklarda yaşayan yerel halklar, etnik azınlıklar ve diğer görece güçsüz gruplar “ekonomik alanda kalkınma”nın önünde engel olarak görülüyor. ...
Bangsomorolular, bölgeye ait enstrümanları tagonggo ve kapanirong ile özgürlüğe adanmış tarihleri, yok olmaması için ellerinden geleni yaptıkları kültürleri ve öz değerleri için ağıtlar yakıyor… ...

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Abdulhalim Yılmaz*
Türkiye’de mültecilerin hukuki sorunlarının çözülmesi ve STK’ların rolü

Günümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüz...

44. Sayı Sunuş
Değerli okurlar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, faaliyetlerinin önemli bir kısmının hasredildiği mülteciler; yaşadığımız dünyanın karşı karşıya kaldığı en temel insani mese...

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*
Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*
Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna...

Film Tanıtımı: In This World
Orijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi...