Ortadoğu: Irak Bush'un sonunu hazırlıyor PDF Yazdır E-posta
Yazar A. Emin Dağ   
2003 yılı Mart ayında ABD’nin Irak işgali sürecinde, uluslararası aktörlerin Irak’a ilişkin politikalara etki pozisyonlarını yaklaşık rakamlarla bir hatırlayalım: İran’ın etkisi %5, Arap ülkelerinin %3, Avrupa ülkelerinin %10, Rusya ve Fransa gibi muhaliflerin %15, Amerika’nın etkisi ise %60’ın üzerinde idi.
Bugünkü yaklaşık rakamlara baktığımızda ise, İran’ın etki oranı %30’lara çıkarken, Amerika’nınki %20’lere gerilemiş, Arap ülkelerininki %30’lara yükselmiş durumda. Rusya ve Fransa’nın başını çektiği muhaliflerin etkisinin de biraz artışla %20 düzeyinde olduğu söylenebilir.

Mahan Abedin’in SaudiDebate.com’da yer alan "Managing Iraq’s collapse" adlı makalesindeki yaklaşımından yola çıkarak genişlettiğimiz bu basit karşılaştırma, Irak’taki işgalin 3,5 yıl ardından geldiği aşamayı görmemiz açısından önemli bir ölçüt. Amerika, küresel hegemonyasında en önemli aşamalardan biri olarak bel bağladığı ve Afganistan’dakinden çok daha basit ve yalan gerekçelerle girdiği Irak’ta, Saddam rejimini devirip yerine, "sadık" ve "demokratik" yeni Irak devletini kurmayı planlıyordu. Ancak bunu Irak ve Ortadoğu özelinde başaramadığı gibi, ABD’nin tüm dünyadairakvebusht.jpg gerilemesi de ivme kazandı. Amerika’ya karşı azalan güvenle birlikte, beslenen az orandaki saygı da yok oldu. Amerika, işgalden sonra Irak’tan elde edeceği lojistik ve ekonomik kazanımlarla İran’dan kurtulacak, ardından da tüm bölgede hegemonyasını pekiştirecek işlere girişecekti. Bunun için, yani Ortadoğu’da geniş çaplı bir yayılmaya zemin hazırlamak için, Irak’ta 55 askeri üs inşa etti. Ama bu da gerçekleşmediği gibi, işgali Amerikalı seçmen denilen belirsiz varlığa izah edemediği için Bush’un iç politikada gerilemesi hızlandı. (Belirsiz varlık diyoruz; çünkü Amerika’nın çok övündüğü demokrasisi aslında üçüncü dünyaya müdahale aracı olarak kullanılıyor ve halkın iradesini yansıtan "demokrasi" ile hiçbir ilgisi yok. Amerika’da seçmen yaşındakilerin sadece %40’ı kayıtlı bulunuyor. Seçimlerde de genelde bunların üçte biri oy kullanıyor. Seçim sonuçlarını ve dış politikayı etkileyen genellikle sermaye çevreleri oluyor.)

11 Eylül olaylarının oluşturduğu "Amerikan dayatmaları" ortamında kendi iktidarlarını kaybetme korkusuna kapılan Arap ülkeleri, o sıralarda bir Arap devletinin işgal edilmesine ses çıkarabilecek durumda değildi. Ama gelinen aşamada Arap ülkeleri de eskisinden çok daha cesaretli bir şekilde Amerika’ya karşı "sessiz" bir meydan okuma siyaseti uygulayabiliyor. Arap ülkeleri Irak içinde olsun, uluslararası mahfillerde olsun kendilerini hissettirmeye başladılar. Öyle ki, Ürdün ve Suudi Arabistan, Irak’a ilişkin gizli-açık pazarlıklarda en önemli duraklar haline geldi.

İşgalin başlamasından bu yana geçen 3,5 yıllık sürede yaşananlar Irak içindeki kesimlerin de kendi taktik ve stratejilerini şekillendirmesinde önemli bir unsur oldu. Sünniler ve Baasçılar çatışan kesimi temsil ederken, Şiiler ve Kürtler –öyle ya da böyle- Amerika ile uzlaşan kesim durumundalar.
Çatışan gruplar bakımından Amerika’yı yenmenin en önemli yolu ülkede iç savaşın çıkması ve ABD-İran dolaylı armonisinin bozulması idi. Bunu yapmanın yolu da Şiileri misillemeye zorlayacak şiddette eylemlerle hedef almak ve kaosu tırmandırarak içeride etnik ve mezhebi savaşı başlatmak idi. Böylece, iç savaş sebebiyle daha fazla kaosun içine gömülecek olan Irak, Amerika için olduğu kadar İranlılar açısından da büyük bir risk alanı haline gelecekti. Nitekim Amerikalılar, halihazırda kontrol ve uzlaşma için Sünni Arap devletlerine her zamankinden daha fazla meyletmek zorunda kaldı ve bu da onları, Irak’ta doğrudan taraf haline getirerek İran’ın kozlarını zayıflatmaya başladı. Tahran yönetiminin bu günlerde hiç istemeyeceği şey, Sünnilik bağı ile Irak’ta silahlı gruplara ulaşması hiç zor olmayan Suudi Arabistan’ın ve diğer körfez ülkelerinin oyuna katılmaları.

İran için Irak’taki en riskli gelişmelerden bir diğeri de, giderek parçalanmakta olan Irak toplumundaki nüfuzunu önümüzdeki yıllarda muhafaza edememek. Irak’ta İran’a hiç güvenilmediği kesin. 40 yıllık Baas rejiminin İran karşıtı propagandaları ile büyümüş bir nesil yaşıyor Irak’ta. Üstelik zannedildiğinin aksine, -giderek güçlenen Sadr grubunu düşündüğümüzde- Şiiler üzerinde doğrudan İran nüfuzu su götürür bir iddia. Ama Irak’taki Şiilerin birçok açıdan İran’a muhtaç oldukları da bir gerçek. Bu hassas denge içinde işgalin Amerika ve İran açısından tam bir çıkmaza doğru gittiği söylenebilir.
Peki direniş açısından durum nereye gidiyor? Bu konuda direniş gruplarının ve beklentilerinin homojen olmadığını daha önce defalarca söylemiştik. Bugün Irak içinde eylem yapan onlarca grubun hepsinin direnişle özdeşleştirilmesi ne kadar yanlış ise, bunların her birinin hedefinin Amerika olduğunu söylemek de doğru değil. Belki de direnişçilerin en önemli çıkmazı, kendilerinin, Saddam yönetimi yanlısı Baasçılar ile yabancı savaşçılardan ayırt edilememeleri. Grupların bir kısmı yukarıda belirttiğimiz gibi Şiileri savaşın içine çekmeyi öncelikli strateji olarak görürken, kimi gruplar iç savaş riski taşıyan her türlü eylemden kaçınmaya özen gösteriyor. Bu bakımdan her birinin geleceğini, Bağdat’taki Sünni siyasilerin pazarlıkları ile bağlantılı düşünmek gerekiyor. Bağdat’ta iktidar paylaşımı üzerinde ittifakın koşulları netleşir ise, silahların ne kadar konuşacağı daha net görülebilecek.

 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Son aylarda yoğun olarak medyada yer alan, dünya gıda stoklarının azalmaya başladığı haberlerinden sonra birçok ülkede tahıl ve bakliyat fiyatlarının fahiş oranda yükselmesi, Yemen ve Mısır gibi ülkelerde gıda fiyatları için çıkan isya...
Irak Savaşı’nın milyonerleri kimler? Savaş ve işgal, bir yandan yüz binlerce insanın hayatına mal olurken diğer yandan işgalci güçlerin servetlerini artırıyor. OMB Watch adlı kuruluşun yaptığı araştırma, ABD Kongresi’nin dörtte birinden fazlasının Irak’taki i...
Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü askerlerinin, görev yaptıkları ülkelerde çatışan taraflar arasındaki ateşkes hattının korunmasını sağlamak, çatışmaların yeniden başlamasını engellemek, gerektiğinde isyancı grupların silahsızlandırılmasını sağlamak gibi “ba...
Burundi, farklı isyancı grupların iktidara gelmeleri nedeniyle soykırımlardan ve soykırım suçlamalarından başını alamıyor. Bir zamanların isyancıları gün gelip iktidar olunca diğerleri isyancı konumuna düşüyor. Şu anda iktidarda bulunan parti, Tutsilere karşı soykırımları ile b...
1,5 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğu Somali’de güvenlik, Etiyopya işgali öncesinde görece iyiydi. Etiyopya ve diğer mihraklar, ülkeyi ve halkını rahat bırakıyor....
Güney Afrika Cumhuriyeti, ikinci bir apartheid devrine doğru gidiyor. 1994’e kadar beyaz azınlığın siyah çoğunluğa uyguladığı ırkçı şiddet, şimdilerde Afrikalı göçmenler üzerinde yoğunlaşıyor. Göçmenlere karşı yapılanlar, ülkede tam bir i&cc...
Önce Birmanya dedik, sonra dilimize Burma yerleşti, şimdi de Myanmar oldu Güneydoğu Asya’nın bu fakir ülkesi. Altın Buda heykelleriyle dolu tapınaklarında bir avuç pirinç için dilenen insanlar, turistlerin etrafında pervane olup alacakları bir dolar karşılı...
Lübnan’daki yeni seçim kanunu gelecekteki sürtüşmeleri engellemeyecektir. Zira Lübnan Ortadoğu’nun minyatürü ve aynasıdır ve mayın tarlasıdır. Ortadoğu’daki karmaşa ilk önce ona yansır ve kozlar orada paylaşılır. ...
Uzun süredir hükümeti boykot eden Sünnilerin hükümete yeniden dönme kararları, Amerika’ya kök söktüren Sünni aşiretlerin, en azından önemli bir bölümünün, Amerikalılara karşı savaşmaktan vazgeçmesi, Irak cep...
Uzunca bir süredir hükümet güçleriyle ayrılıkçı el-Husi taraftarları arasında, binlerce kişinin hayatını kaybettiği silahlı çatışmaların yaşandığı Yemen, geçtiğimiz günlerde bir parlamento üyesi ve beraberindekilere düzenlenen suikastla...
Küçük Dinara okul koridorunda hissettiği bir kokunun ardından nefes alamayıp yere yığıldı. Kendine geldi gelmesine ama bir süre sonra boğazında şiddetli ağrılar hissetmeye başladı. Sonrasında da geçici bir hafıza kaybı yaşadı. Durduk yere çığlık atmaya başladı. Ha...
17 Şubat 2008’de Kosova Meclisi, “Bizler halkımızın demokratik yollarla seçilmiş liderleri olarak Kosova’nın bağımsız ve hakim bir devlet olduğunu ilan ediyoruz.” sözleriyle Kosova’nın bağımsızlığını tüm dünyaya duyurdu. Bu olay, nüfusunun %90...
Artan gıda fiyatları açlık sorununun derinleşmesine neden olarak gösteriliyor; ancak gıda fiyatlarının artması ve açlığın yaygınlaşması, sadece gıda stokları ve iklim şartları ile ilgili değildir. Bu durum, gıda borsasından ve market spekülasyonlarından, biyoyakıt üreti...
İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”ndan biri sıfatıyla anılmıştır. Bunun gayet anlaşılabilir nedenleri vardır: İnsan, hayata tutunabilm...
Açlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl, unsur küresel kapitalist paradigmanın kendisidir....
İnsanlar dünyada yeterince gıda olmadığı için değil, alım güçleri ve paraları olmadığı için, yani yoksul oldukları için açlık riski altında hayatlarını sürdürüyorlar. Yaşanan adaletsizliğin, eşitsizliğin ve dengesiz gıda dağılımının sebeple...
Bugün tüm uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği gibi, insanın en önemli hakkı “yaşam hakkı”dır. Tüm haklar bundan sonra gelir. Açlık ise bu en önemli hakkı tehdit eden başlıca düşmandır. İnsan hayatı korunacaksa, açlık sorununa bir in...
Komünist düzenden bıkmış insanlar, Abdulvali Kari’nin kişiliği ve çalışmaları sonucunda yeni bir hayatı seçti....
Günümüzde el değmemiş yeni su kaynaklarının bulunduğu topraklarda yaşayan yerel halklar, etnik azınlıklar ve diğer görece güçsüz gruplar “ekonomik alanda kalkınma”nın önünde engel olarak görülüyor. ...
Bangsomorolular, bölgeye ait enstrümanları tagonggo ve kapanirong ile özgürlüğe adanmış tarihleri, yok olmaması için ellerinden geleni yaptıkları kültürleri ve öz değerleri için ağıtlar yakıyor… ...