|
Güney Asya: Batı terörü'nün kurbanları |
|
|
|
|
Yazar Turan Kışlakçı
|
29 Ekim’de Pakistan savaş helikopterleri, ABD’nin verdiği koordinatlarla Peştun halkının ağırlıklı olarak yaşadığı Veziristan’ın Bajur bölgesinde bir medreseyi bombaladı ve içinde ekseriyetini çocuk yaştaki talebelerin oluşturduğu toplam 85 kişi hayatını yitirdi. Pakistan yönetimi her ne kadar vurduğu yerin el-Kaide’nin karargahı olduğunu iddia etse de bölgeden yansıyan görüntüler ve halkın açıklamaları tamamen bunun aksini ortaya koyuyor
Bugün ABD’nin dünya sathında yürüttüğü “terörizmle savaş” aldatmacasının en çok Müslümanları kurban olarak seçtiği inkar edilemez bir hakikat. Somali’den Afganistan’a İslam coğrafyasında her gün yüzlerce kişi ölüyor. Bunların büyük çoğunluğunu ise çocuklar, kadınlar ve yaşlılar oluşturuyor. İstatistikler 11 Eylül olaylarından sonra Irak, Afganistan, Filistin, Gücerat (Hindistan), Keşmir, Çeçenistan ve Somali gibi sıcak çatışmaların yaşandığı bölgelerde son yılda bir milyonun üzerinde Müslüman’ın “terörle savaş”ın kurbanı olduğunu ortaya koyuyor. Bu bir soykırım değil de nedir?
Avustralyalı dünyaca tanınmış savaş muhabiri John Pilger, “Batı Terörizminin Kurbanları” adlı makalesinde terörizme karşı savaşın tam bir düzenbazlık olduğunu belirttikten sonra şunlara yer veriyor: “Ortadoğu ve Güney Asya’nın İslam halkları, dünyanın teröristleri değil, terörizmin kurbanlarıdır. Batı’nın, ülkelerinde veya yakınlarındaki değerli doğal kaynakları sömürmesinin kurbanı olmuştur onlar.”
29 Ekim’de Pakistan savaş helikopterleri, ABD’nin verdiği koordinatlarla Peştun halkının ağırlıklı olarak yaşadığı Veziristan’ın Bajur bölgesinde bir medreseyi bombaladı ve içinde ekseriyetini çocuk yaştaki talebelerin oluşturduğu toplam 85 kişi hayatını yitirdi. Pakistan yönetimi her ne kadar vurduğu yerin el-Kaide’nin karargahı olduğunu iddia etse de bölgeden yansıyan görüntüler ve halkın açıklamaları tamamen bunun aksini ortaya koyuyor.
Pakistan yönetimi, ABD’nin “terörizme karşı savaşı” ilan ettiği andan itibaren Bush idaresinin yanında yer aldı. Afganistan ve Pakistan sınırlarında yaşanan katliamlara bir yönüyle ortak oldu. Son olarak Bajur’da yaşanan olay bunu çok açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Bush’un yanında yer almasından dolayı zor günler geçiren Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, geçenlerde kaleme aldığı “In the Line of Fire: A Memoir” (Ateş Hattında: Bir Yaşam Öyküsü) adlı kitabında, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD yönetiminin “Eğer bizimle işbirliği yapmazsanız, sizi öyle bir bombalarız ki taş devrine dönersiniz.” diye tehdit ettiğini söyleyerek, kendisinin Bush idaresinin yanında yer almasını haklı çıkarmaya çalışarak halkını teskin etmeye çalışıyordu.
Yine Pakistan yönetimine yönelik suçlamalardan bir tanesi de, Uluslararası Af Örgütü’nden geldi. Af Örgütü, Pakistan’ı gözaltında tuttuğu birçok “terör” zanlısını ABD’ye satmakla suçladı. Af Örgütü raporunda, birçok olayda, ABD ajanlarının gözaltına alınanları terörist ilan edip, tutuklayan ve herhangi bir hukuki işlem olmadan ABD’ye teslim eden Pakistanlı görevlilere beş bin dolar ödül verdiği de ileri sürülüyordu. Benzeri iddiayı eski CIA ajanı Emile A. Nakhleh dile getiriyor ve diyor ki: “Eğer biz Pakistanlı yetkililere esir aldıkları her Ortadoğulu görünüşlü için beş bin dolar vermemiş olsaydık. Bugün Guantanamo’da bulunanların hiçbiri burada olmayacaktı.” Tüm bu iddialardan sonra sormak lazım: Sahi Pakistan ne yapmak istiyor?
|