Avrupa: Fransa kendi soykırımlarını görebilecek mi? PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Kavas   
Fransız Meclisi, Ermenilere soykırım yapıldığı yönündeki iddiayı milletvekillerinin sadece beşte birinin oyuyla kabul etti. Aslında bu, bir manada senelerdir Avrupa’yı karış karış dolaşarak herkese kendilerine soykırım yapıldığını ellerindeki asılsız belgelerle anlatan Ermenilerin başarısıydı.

20. yüzyıla girildiği bir dönemde Osmanlı Devleti’ne karşı bütün cephelerde saldırıya geçen Avrupalı devletler Yemen’den Kafkasya’ya, Balkanlar’dan Trablusgarp’a kadar cepheyi alabildiğine genişletmişlerdi. İşte bu esnada Avrupalılar Anadolu’nun savunmasının zayıflamasından istifade etme yoluna gittiler. Avrupa devletleri asırlardır soy, din, dil ve kültür ayrımı yapılmadan huzur içinde yaşayan gayrimüslim unsurları, başta Ermeniler olmak üzere, devlete karşı tahrik ettiler. Savunmasız köy ve kasabalardaki Müslüman halka karşı büyük bir kıyım başlatıldı ve yüz binlerce çocuk, kadın ve yaşlı katledildi. Bu insanlık dışı uygulamaya rağmen Osmanlı, gayrimüslim unsurlarına karşı, benzerlerine Batı toplumlarında rastladığımız bir katliamın gerçekleşmesine müsaade etmedi.

 

fransa_5.jpg

 

Avrupa devletleri arasında Anadolu’nun kan gölüne dönmesine sebep olanların başında Fransa gelmektedir. Kaldı ki aynı dönemde Afrika’daki sömürgelerinden topladığı neredeyse tamamı Müslümanlardan oluşan bir milyon askerin en az 200 binini Çanakkale’ye ve Güneydoğu Anadolu’ya işgal için sevk eden de bu ülkeden başkası değildi. Bir taraftan içerideki Ermenileri, diğer taraftan Osmanlı’ya gönülden bağlı Afrikalı Müslümanları zorla silah altına alarak ölümüne savaştırdı.
Soykırım anlamına gelen jenosit (genocide) kavramı ilk defa İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda kullanıldı. Almanların Yahudilere karşı işlediği fiiller 1944 yılında “soykırım” şeklinde mahkeme kayıtlarına girdi. Fakat dünyada yüzlerce olay bu kavram içine girdiği halde 2000’li yıllara kadar sadece dört olay için kullanıldı. Bunlardan üçü kavramın kullanıldığı tarihten sonraki olaylarla ilgilidir. Almanlar başta olmak üzere Avrupalıların Yahudilere karşı uygulamaları, 1994 yılında Ruanda’da yaşanan ve birkaç ay içinde bir buçuk milyon insanın katledildiği Ruanda Katliamı ile 1995 yılında Bosna’da Sırpların Müslümanlara karşı yaptığı katliam uluslararası planda soykırımı olarak kabul edilmektedir.

Bu üç insanlık dışı olayda da Avrupalıların yönlendirici ve göz yumucu oldukları bilinmektedir. Uluslararası alanda bazı ülkelerin “soykırım” olarak kabul ettikleri dördüncü olay ise bu kavramın kullanılmaya başlandığı tarihten 30 sene önce Ermenilerin Osmanlı tarafından soykırıma tabi tutulduğu iddiasıdır. Haliyle 1944, 1994 ve 1995 yılında yaşanan üç olay dışında 1915 yılında yaşandığı iddia edilen olayı soykırımı kavramına dahil etme çabaları Türkiye’ye karşı takınılan bir art niyetin göstergesidir ve özellikle Avrupa’da önemli mevkilere gelen bazı Ermenilerin girişimleriyle ve zorlamayla kabul edilmiş bir durumdur.
Dikkat edilirse Avrupa ülkeleri bugüne kadar farklı coğrafyalarda soykırım kavramının içine giren pek çok olaya sebep oldukları halde bunları uluslararası alanda gündeme getirmekten kaçınmaktadırlar. Haçlı Seferleriyle Anadolu ve Kudüs’ü kan gölüne çevirmeleri tam bir soykırımdır. İspanya’da dokuz asır hüküm süren Endülüs Müslümanlarından geriye bir tek Müslüman’ın kalmaması dünya tarihinde benzerine hiç rastlanılmayacak bir olaydır. Amerika kıtasını keşfettiklerini iddia ettikleri 15. yüzyılın sonundan itibaren birkaç asır içinde yüz milyonlarca Amerika yerlisini katletmeleri, Afrika’dan taşıdıkları kölelere karşı uygulamaları, yine Afrika’nın sömürgeleştirilmesi sürecinde milyonlarca insanın öldürülmesi nedense soykırım olarak tanımlanmamaktadır.

Avrupa devletleri farklı coğrafyalarda din, soy ve kültür olarak kendilerinden ayrılan insanlara uyguladıklarını soykırım saymadıkları gibi bizzat kendi insanları için reva gördüklerini de bu kapsama sokmamaktadır. Tarihi soykırım kavramının içine girecek çok sayıda olayla dolu ülkelerin başında Fransa gelmektedir. Fransız tarihçiler yazdıkları kitaplarla yaşanan bu olayları soykırım olarak nitelendirseler de, devlet böyle bir tanımlamaya asla yanaşmamaktadır. 12. yüzyılda Güney Fransa’da yaşayan ve Vatikan’dan farklı bir Katolik inancına sahip oldukları için sapıklıkla itham edilen Katar (Cathares) toplumuna karşı girişilen katliam, 1570’li yıllarda Protestanların katledilmesi olayı, 1789 Fransız İhtilali’ni takip eden yıllarda yaşanan insanlık dışı gelişmelerde toplumun her kesiminden en az bir buçuk milyon insanın katledilmesi, yine bu dönemde yaşanan ve “Fransız’ın Fransız’a soykırımı” olarak kitaplarda yerini alan Vendée Katliamı, 1871’de Prusya’nın Paris’i kuşatması esnasında yaşanan ve ölü sayısının on binlerle ifade edildiği Paris Komünü’nün yok edilmesi olayı Fransa tarihinin soykırımları arasındadır. Bu olayların hiçbirisinden dolayı özür dilemeyen Fransız Meclisi, son kararıyla kendi yaptıklarını uzun süre daha görmezden gelecek ve kamuoyunu oyalamaya devam edecektir.

Cezayir’de 1950’li yıllarda başlayıp 1960’lı yıllara kadar devam eden iç savaşın baş müsebbibi Fransa yaklaşık iki milyona yakın insanı sadece bağımsızlık istedikleri için öldürmüş, milyonlarcasının acı çekmesine sebep olmuştur. Bunların hiçbirisini gündemine almayan bir ülkenin “Ermeni soykırımı” adıyla ifade edilen bir iddiayı gündemine alarak buna karşı çıkacaklara hapis ve para cezası vermeyi kabul etmesinin makul bir tarafı bulunmamaktadır.

 
< Önceki   Sonraki >