Aradan geçen 40 yıl boyunca Castro yaşlandı, bu bir gerçek; fakat aynı süreçte ABD daha çok yaşlandı ve daha çok yıprandı.
Fidel Castro’nun yönetimi ‘geçici’ bir süreliğine kardeşine
devretmesi ile yeniden dünyanın gündemine oturan Küba’nın geleceği
büyük ölçüde bu sorunun cevaplanmasına, daha doğrusu kimin cevaplama
fırsatını yakalayacağına bağlı. Kimilerince Küba’yı yoksulluğa
sürükleyen, yüzlerce insanı hapislerde çürümeye terk eden bir diktatör
olarak görülen Castro; her nasılsa bir başka cenahta bu vasıfların
tamamen zıddını sergileyen, emperyalist ABD karşısında cesur ve
cüretkar bir biçimde dikilebilen bir bilge kral olarak kabul ediliyor.
Ancak her halükarda kabul etmek gerekir ki, Castro yaklaşık 47 yıldır
konumunu koruyor ve Küba’nın geleceğini kendi karizma ve popülaritesine
sahip olmayan kardeşinin ellerine kayıtsız şartsız bırakacak gibi
görünmüyor.
Ne var ki, bu bakış açısı daha kapsamlı bir görüş için yetersiz
kalır. Uzun zamandır Castro’nun kötü haberlerini bekleyen ABD’den
yükselen sevinç nidalarına, ABD’nin içinde bulunduğu gerçek durum göz
önüne alınarak bakıldığında bir anlam vermek mümkün değil. ABD’nin
Küba’ya müdahale edebileceği zaman karşısında Castro vardı. Şimdiyse
aradan geçen 40 yıl boyunca Castro yaşlandı, bu bir gerçek; fakat aynı
süreçte ABD daha çok yaşlandı ve daha çok yıprandı. Artık, sadece
Castro ya da eski SSCB değil, çok daha fazla kişi ABD’nin karşısında
duruyor ve ABD müdahale ettiği yerlerde 40 yıl öncesinden daha fazla
kalıyor, daha doğrusu buralardan kolay kolay çıkamıyor.
Bu durumda, ortaya çıkabilecek en güçlü iki olasılıktan biri,
Lübnan’da oluşturulacak barış gücü kuvvetlerine katkı yaparak ve İran’a
uygulanması muhtemel yaptırımlarda başı çekerek Ortadoğu’da gösterdiği
acziyetten kurtulmaya çalışan ABD’nin gerçekçi davranıp Küba’ya fiilen
müdahalede bulunmaması. İkinci olasılık ise seçimlerin de yaklaşması
ile Cumhuriyetçi söylemine hız veren Bush’un Küba’ya girmesi ve
karşısında bu sefer sadece Castro veya halefini değil, Latin Amerika’da
son on yıldır oluşan “halka”yı ve hatta İran’ı ve belki de Çin’i
bulması olacaktır.
ABD, 1962’deki Küba Krizi’nde duruma müdahale etmeden önce çok
düşündü. Ardından kriz yumuşama dönemi ile sonuçlandı. Umudumuz, Küba,
kardeş Raul Castro ya da herhangi bir yönetici meclis tarafından
yönetilmeye devam edecekse de, ABD’nin müdahale konusunda Irak’ta
düşündüğü kadar değil, yine bundan 44 yıl önce düşündüğü kadar
düşünmesi ve ihtiyatlı davranmasıdır.
|