Peru'da sola vize yok PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahsen Utku   
Latin Amerika'da "halka" oluşturmaya başlayan neo-liberalizm ve Amerikan karşıtı iktidarlar karşısında bölgedeki hakimiyetinin sarsılmaya başlamasından endişe duyan ABD yönetimi Peru seçimleriyle rahat bir nefes aldı.

Peru’da yapılan devlet başkanlığı seçimleri sürpriz gelişmelere sahne olurken Latin Amerika’daki devletlerde sırayla iş başına gelen sol hükümetlerin oluşturduğu halkaya katılmamakla Peru, adeta bir karşı duruş sergilemiş oldu. Peru halkı, Latin Amerika devletlerinde neo-liberalleşme sürecinin getirdiği çöküşler sonucu “karşı devrim” olarak nitelendirilebilecek bir şekilde yükselişe geçen “sol hükümet” atılımını şimdilik ertelemiş gözüküyor.

Peru’da 4 Haziran’da gerçekleştirilen ikinci tur devlet başkanlığı seçimlerinde, ilk turun aksine, 1985-90 yılları arasında görev yapmış olan ve iktidarı sırasında da dört basamaklı hiper-enflasyon, yiyecek kıtlığı ile yolsuzluk ve şiddetin tavana vurmasıyla ülkeyi bir darboğaza sürükleyen ve hatta Peru’yu “iflas ettiren” lider olarak anılan Garcia’nın yeniden seçilmiş olması, nüfusunun yarısından fazlasının açlık sınırının altında yaşayan bir ülke için üzerinde düşünülmesi gereken bir husus. Ancak meseleye tersinden bakmak gerekirse, Chavez’in desteklediği aday Humala’nın kendisini De Gaulle benzeri bir milliyetçi olarak tanımlamasına karşın, Hitler sempatizanı bir Marksist-Leninist olan babasının, oğlunun işbaşına gelmesi halinde aşırı milliyetçi bir çizgi izleyeceğine dair açıklamalar yapması, emekli bir albay olan Humala’nın radikal sol kesimlerce eski bir işkenceci olarak tanınmasının halk arasında çekinceler yaratmış olabileceği düşünülebileceği gibi, Chavez’in Humala’ya doğrudan destek vermesi de rahatsızlık yaratmış olabilir.

Alan Garcia, ilk tur seçimlerde önde giden solcu milliyetçi lider Ollanta Humala’yı Venezüella’yı içişlerine karıştırmak ve kukla hükümet kurmayı tasarlamakla suçlamıştı. Oysa kendisi de “ulusal dönüşüm” vaadine rağmen ABD ile benzer bir ilişki kuracağa benziyor. Zira ABD yönetimi seçim sonuçlarından oldukça memnun ve Peru ile serbest ticaret anlaşmasını onaylamak ve ülkede hayata geçirilmesi düşünülen diğer ekonomi politikalarını desteklemek yönünde eli açık davranacağa benziyor. Chavez ise Peru’daki iş çevrelerinin yoğun olarak desteklediği “sosyal demokrat” Garcia’nın kazanması halinde ülke ile diplomatik ilişkilerini keseceğini belirtmişti.

Latin Amerika’da “halka” oluşturmaya başlayan neo-liberalizm ve Amerikan karşıtı iktidarlar karşısında bölgedeki hakimiyetinin sarsılmaya başlamasından endişe duyan ABD yönetimi Peru seçimleriyle rahat bir nefes aldı. Pek parlak bir geçmişe sahip olmayan Garcia hükümetinin ise Latin Amerika’nın içinde bulunduğu yeni atmosferde nasıl bir etki yaratacağı ise merak konusu.

 

 
< Önceki