Mülteciler: Umut yolcuları PDF Yazdır E-posta
Yazar Fatma Tunç Yaşar   
BM tarafından açıklanan istatistiklerde son çeyrek yüzyılda mülteci sayısının en düşük rakama ulaşması mültecilerin sayısının gerçekten düştüğüne ya da mülteciliğe neden olan koşulların iyileştiğine işaret etmiyor.

20 Haziran tarihi, 2000 yılından bu yana Birlemiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından “Dünya Mülteciler Günü” olarak anılıyor. Bu yıl bu özel gün için “umut” sözcüğü tema olarak seçildi. Öyle ya, mültecilik bir umudun peşine takılıp yeni bir hayat için yol almaktı. Yolun sonunda ne olduğu bilinmese de bir umut vardı, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayanlar için.

BM’nin 2006 yılı istatistiklerine göre dünyada sekiz buçuk milyon mülteci bulunuyor. Ancak, BM rakamları, 1951 tarihli Mülteci Konvansiyonu’nun oldukça dar çerçevede tanımlanmış “mülteci” tanımını kapsıyor. Öte yandan farklı ülkelerin farklı mülteci tanımları, uygulamaları ve politikaları bulunmakta. Hal böyle olunca, bir hak olarak tanımlanan mültecilik aslında çoğu durumda keyfi uygulamalara tabi bir bilinmezlikten ibaret. Nitekim başta AB ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerin son 10 yılda mülteci akınını durdurmak amacıyla aldığı sıkı önlemler mültecilerin durumunu daha da çıkmaza sokuyor.

Mülteci Konvansiyonu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yersiz yurtsuz durumda Avrupa’da oradan oraya savrulan ve kendilerine yeni bir yurt arayan milyonlarca mültecinin sorununa acilen bir çözüm bulmak üzere kabul edilmişti. Ancak bu sözleşmenin uzun vadeli olması ve mülteci hakları ve yükümlülükleri ve devletlerin mültecilere karşı sorumlulukları konusunda uluslararası standartları saptaması Batı dünyasını anlaşmanın çerçevesini her geçen gün kendi lehine daraltmaya zorladı. Üstelik mevcut haliyle bile bu anlaşma birçok açıdan mültecilerin haklarını sorunlarını çözemeyecek durumdayken. Konvansiyona göre “mülteci”; ırkı, dini, milliyeti, siyasal düşüncesi veya belirli bir sosyal gruba mensubiyeti nedeniyle haklı bir zulüm korkusu ile ülkesini terk etmek zorunda kalan kişi olarak tanımlanıyor, ancak kişi bu hakkı vatandaşı oldukları ülke sınırından çıktıkları an elde edebiliyorlar. Oysa mültecilerin çoğunluğu evlerini terk etmek zorunda kaldıkları halde kendi ülkelerinin sınırları içinde yaşamak mecburiyetinde kalıyorlar.

BM tarafından açıklanan istatistiklerde son çeyrek yüzyılda mülteci sayısının en düşük rakama ulaşması mültecilerin sayısının gerçekten düştüğüne ya da mülteciliğe neden olan koşulların iyileştiğine işaret etmiyor. Mülteci sayısındaki düşüşün arkasında aslında “gönüllü dönüş” adı altında gerçekleştirilen “zorunlu dönüşler” var. Nitekim birçok ülke yeni mülteci kabul etmek istemediği için “gönüllü dönüş” hareketlerine destek veriyor ve pek çok mülteci ülkesindeki şartlar düzelmediği halde geri gönderiliyor. Örneğin Çeçenistan’da savaş ve savaşa bağlı sorunlar sona ermediği halde Azerbaycan ve İnguşetya’da yaşayan Çeçenler, Rusya’nın da desteğiyle geri gönderiliyor. Yine Afganistan’da ABD müdahalesi sonrasında ülkede güvenlik ve istikrarın sağlandığı gerekçesiyle Afgan mülteciler geri gönderiliyor. Nitekim 2001 yılının sonundan itibaren ülkesine dönüş yapan beş milyon mültecinin üç buçuk milyonunu Afgan mülteciler oluşturuyor. Diğer geri dönüşler ise her gün birkaç patlamayla onlarca sivilin hayatını kaybettiği Irak’a, yıllardır bir idari yönetimden yoksun Somali’ye ve hastalık, açlık ve iç çatışmalarla boğuşan Angola, Burundi ve Ruanda gibi Afrika ülkelerine gerçekleşiyor.

Mülteci rakamlarındaki düşüşün bir diğer önemli nedeni ise ülkesi içinde yer değiştirenlerin mülteci olarak kabul edilmemesi. BM Mülteciler Yüksek Komiseri Guterres, 1951 tarihli mülteci sözleşmesinin iç göç mağduru kişileri kapsamamasının uluslararası toplum için büyük bir “başarısızlık örneği” olduğunu vurgulasa da, sorunun çözümüne yönelik henüz somut bir adım atılmış değil. Mülteci sayısındaki düşüşe karşın yerinden edilenlerin sayısı her geçen gün artıyor. BM rakamlarına göre yerinden edilenlerin sayısı 25 milyon civarında. Üstelik bu insanlara yardım edilmesi güvenli bir mülteci kampında toplanan insanlara yardım edilmesi kadar kolay olmuyor. Öncelikle bu kişileri iç göçe zorlayan neden her ne ise – savaş, çatışma, doğal afet, salgın hastalık vb. – bu şartların hala devam ediyor olması yardım faaliyetlerini güçleştiriyor. Öte yandan bu kişilere yardım etmek için çoğu durumda devlet yönetiminin izni gerekiyor. Eğer siyasi nedenlerle mağdur olmuş kimseler söz konusuysa yardım için izin alınması imkânsızlaşabiliyor.

Hal böyle olunca, Dünya Mülteciler Günü mültecilerin sorunlarının gündeme taşındığı, tartışıldığı bir gün olmaktan daha öte bir anlam ifade etmiyor. Birkaç nesildir mülteci kamplarında hayatlarını sürdüren Filistinliler, savaşın sona erdiği gerekçesiyle geri gönderilen Afgan ve Çeçenler, açlık, AIDS ve iç çatışmalar yüzünden hayatları yollarda geçen Afrikalılar kendileri için anılan Dünya Mülteci Günü’nden bihaber olsalar da yılın teması olarak seçilen “umut”la hep hayata tutunmaya çalışıyorlar. Hukuki anlamda hep bir tanımlanma sorunu yaşayan mülteciler için herhalde en güzel ifade “umut yolcuları” olsa gerek.

 

 
< Önceki   Sonraki >