Herhalde dünya üzerinde Bangladeş kadar ülke kaderini suların belirlediği bir ülke yoktur. Su, hem bereketin hem de afetin adı Bangladeş’te.

Bangladeş’teyiz. Ülkenin 150 bin kilometrekareyi bulmayan
yüzölçümünde 140 milyondan fazla insan yaşıyor. 1971 yılına kadar Doğu
Pakistan ismiyle Pakistan’ın bir parçası olan ülke General
Ziyaürrahman’ın öncülüğünde bağımsızlığına kavuşmuş. Fakat Hint alt
kıtasının 1947’deki bölünmesi gibi 1971’deki bölünme de sancılı olmuş.
1947’de doğu Bangel’den ayrılan 60 milyonluk batı Bangel topluluğu
Hindistan’da kalırken 1971’de de yarım milyonluk Bihar topluluğu
Bangladeş’te kalmış. Bu topluluk hala vatandaşlık bile alabilmiş değil.
Bangladeş nüfusunun %88’ini Müslümanlar, %10’unu Hindular
oluşturuyor. Farklı etnik ve dini gruplar arasında bir çatışma söz
konusu değil. Hindular geleneksel yaşantılarını ve kültürlerini rahatça
sürdürebiliyorlar. Bu küçük ülke, güneydoğudaki Burma/Arakan sınırı ve
güneyindeki Bangel körfezi dışında Hindistan’la çevrili. Bu anlamda
siyasi ve ekonomik açıdan Hindistan ülkede etkili olabiliyor.
Herhalde dünya üzerinde Bangladeş kadar ülke kaderini suların
belirlediği bir ülke yoktur. Su, hem bereketin hem de afetin adı
Bangladeş’te. Haziran ve Eylül ayları arasında süren Muson
mevsiminde öldüren ve hayat veren yağışlar görülüyor. Oldukça yoğun ve
bazen kesilmeksizin günlerce devam eden yağışlar, su baskınlarına neden
oluyor ve on binlerce evi yaşanmaz hale getirerek insanların
hayatlarını kaybetmesine neden oluyor. Bangladeş’e akmakta olan
nehirlerin iyice dolmuş olması yetmezmiş gibi bir de tüm bunlara
Hindistan’ın baraj kapaklarını açması eklendiğinde işte o zaman ülke
üstesinden gelinmesi güç bir afete sahne oluyor. Ülkenin yarısından
fazlası sular altında kalıyor ve çok büyük maddi ve manevi kayıplar
yaşanıyor. Öte yandan su, ülkenin temel gıdası ve en önemli ihraç ürünü
olan pirinç için can damarı demek. Senede üç defa ürün alabilen başka
ülke yok sanırım.
Bangladeş istikrarsız bir ülke. Ülkede hemen her sene onlarca grev
yapılıyor. Biz de maalesef iki gün devam eden grevin tam ortasına
düştük. Grev demek ülkede hayatın durması demek. Hiçbir kamu kuruluşu
çalışmıyor ve motosikletler dışında motorlu araçların dolaşımı
yasaklanıyor. Fakat İHH İnsani Yardım Vakfı’nı bu grev durduramadı.
Bindiğimiz motosikletlerle program alanlarımıza doğru yollara düştük.
İHH olarak artezyen usulüyle açılmış bulunan 500 adet su kuyusun
açılışını yapacağız. Sular altındaki bir ülkede su kuyusu açmak biraz
garip gelebilir ancak ülkede altyapı bulunmadığından insanlar temiz
içme suyuna ulaşmak için çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Ayrıca ülkede
kirli sudan kaynaklanan dizanteri ve sıtma yaygın hastalıklardan.
Vakfımız, Bangladeş halkının bu sıkıntısını gidermek için ülkenin
Nilphamari, Saidpur, Rangpur, Gaibandha, Jessore, Satkhira, Khulna,
Bagerhat, Madaripur, Shariatpur illerinde her birinde 50’şer tane olmak
üzere artezyen kuyuları açıyor. Açılan her bir su kuyusundan bin
insanın faydalanması öngörülüyor. Böylece 500 bin Bangladeşliyi temiz
içme suyuyla buluşturmayı umuyoruz.
Program için gittiğimiz bölgelerde insanların sevinçleri ve
minnettar ifadeleri görülmeye değerdi. Öte yandan ülkenin kadim
tarihini, Moğol döneminde açılan cami ve okul ve diğer yapıları da
görme imkanı bulduk. Bunlar sanki tarihin derinliklerinden kopup gelen
ve gözlerimizin önüne serilen muhteşem anlardı.
Bangladeş
programımızdan bahsederken yıllardır bu ülkede mülteci olan ve sayıları
800 bine varan Arakanlılardan da bahsetmek gerekiyor. Onlar arafta
yaşayan insanlar. 1960’lı yıllardan itibaren devam eden Burma’daki
Budist baskıcı askeri yönetim nedeniyle vatandaşlıkları da dahil olmak
üzere hemen her şeylerini kaybeden ve defalarca katliama maruz kalan bu
insanlar adeta burada unutulmuşlar. Onların mülteci statüleri
bulunmuyor ve her türlü mahrumiyetle iç içe yaşıyorlar. Arakanlıların
25 bin kadarı Cox Pazar bölgesinde bulunan dört kampta yaşamaya
çalışıyorlar. Sınırlı programımız içerisinde Arakanlı mültecilere de
merhaba dedik. Ziyaret ettiğimiz Teknaf kampı 1800 çadır ve 10 bini
aşkın mülteciden oluşuyor. Onlar hemen hiçbir şeyleri olmaksızın 15
yıldır bu bölgede yaşamaktalar. Çocukların %90’ını çırılçıplak. Zira
giyecekleri elbiseleri yok. Ziyaret ettiğimiz bir aileye “Ne yiyip ne
içiyorsunuz?” diye soruyoruz. “Tutabilirsek balık yiyoruz.” diyorlar ve
“Dün hiçbir şey yiyemedik” diye de ekliyorlar. Burada hemen her türlü
hastalık kol geziyor ve bir klinik yok. Sakat bir gençle
karşılaşıyoruz. “Birden rahatsızlandım fakat paramız olmadığı için
doktora gidemedik.” diyor. Çocuklar okuyup yazamıyor. Zira bir okulları
yok. “Arakan’a, evinize ne zaman döneceksiniz?” diye sorduğumuzda
gözlerde umutsuzluk beliriyor. “Bilmiyoruz.” diyorlar. “Ne zaman
döneceğimizi bilmiyoruz.” İHH olarak bölgede bir dizi projeyi üstlenerek kamptan ayrılıyoruz.
|