UZAK DOĞU: Çin dini yaşamı tehdit ediyor PDF Yazdır E-posta
Yazar H. Zehra Öztürk   

Yönetmeliğe göre ‘normal’ sayılan dini aktivitelere izin veriliyor. Ancak ‘normal’ kavramının tanımı yapılmadığı için yetkililer cami kapatmayı, dini toplantı basmayı ve yayınları sansürlemeyi keyfi olarak sürdürebiliyor.



1 milyar 300 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin'in yaklaşık dört bin yıl geriye uzanan bir geçmişi var. Dünya medeniyetine önemli katkıları olan Çin, etnik ve dini kökenleri farklı muhtelif toplulukları bünyesinde barındırıyor. Yaygın dinin Mandarin dini olduğu Çin, dünya kamuoyunun gündemini son yıllarda dünya ekonomisinde edindiği pozisyon dışında, dünya basınına yansıyan insan hakları ihlalleri ile duyuruyor.

Örneğin, Rusya ve Çin’in yayılmacı politikaları arasında sıkışan Doğu Türkistan halkının siyasi olarak yaşadığı çıkmazın yanı sıra, Çin makamlarının Doğu Türkistan Müslümanlarının dini yaşantılarına müdahaleleri onların inançlarının en temel gereklerini yapmalarına ve geleneklerini yaşamalarına bile olanak vermiyor. Dini eğitim almak, ana dilini konuşmak, hacca gitmek, Kur’an okumak bile yasaklanıyor.

Yoğun eleştiriler ve dünya kamuoyundan yükselen baskılar sonucunda Çin hükümeti 2005 yılında Din İşleri Yönetmeliği’nde bir düzenlemeye gitti. Ancak, yönetmeliğin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Çin, vatandaşlarının inançlarını yaşama özgürlüklerini kısıtlamaya devam ediyor. Nitekim, 2005 yönetmeliği devletin dini yaşantıya müdahale etmesine kapı aralayan bir niteliğe de sahip.

Söz konusu yönetmelikteki “belirsizlik” Çinli yetkililerin keyfi olarak dini yaşama müdahale etmesine ortam hazırlıyor. Örneğin, yönetmeliğe göre ‘normal’ sayılan dini aktivitelere izin veriliyor. Ancak ‘normal’ kavramının tanımı yapılmadığı için yetkililer cami kapatmayı, dini toplantı basmayı ve yayınları sansürlemeyi keyfi olarak sürdürebiliyor. Diğer yandan “aşırı dincilik”, “kamu düzenini bozma” ve “toplumsal dengeyi bozma” gibi ifadelerin de yönetmelikte yer alması, yetkililerin bu ifadelerin arkasına sığınarak baskı uygulamasına imkân sağlıyor. Yönetmelikteki bu zayıf noktaları dayanak alan yetkililer,  keyfi tutuklamalar yapıyor, dini merkezleri kapatıyor ve dindar kişilerin hareketlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini ve ziyaretlerini engelliyor.

Din özgürlüğü devlet tarafından lütfedilecek bir özgürlük değil, pratiği ve yaşantısı dinin kendisi tarafından tayin edilecek bir özgürlüktür. Çin hükümeti de bünyesinde barındırdığı halkların yaşantısına müdahale etmekten vazgeçip, kültürel çeşitliliğin insanlık onuruna yakışır şekilde korunmasına hizmet etmelidir.

 

 
< Önceki   Sonraki >