|
BM Güvenlik Konseyi’nde İran için bir ambargo süreci başlatılması
tartışılıyor. Ancak asıl gündem ABD ya da İsrail’in İran’ı vurma
planları.
1970’li yılların başında Almanların öncülüğünde başlayan İran’ın
nükleer çalışmaları 1974’te ilk nükleer tesis kurulması ile geri
dönülemez bir yola girmişti. Şah döneminde ABD ve Avrupa ülkeleri ile
ortak anlaşmalar çerçevesinde 20 nükleer santral kurulması ve nükleer
teknoloji transferi konusunda işbirliğine başlanmıştı bile.
İslam devriminden sonra bu teknoloji transferi durdu. Çalışmalarını
bir süre askıya almak zorunda kalan İran, söz konusu teknolojiyi elde
etmek amacıyla 1992 yılında Rusya ile anlaşma imzalayıp çalışmalara
yeniden başladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, 2003 yılındaki
denetlemelerinde nükleer silah yapımında kullanılan radyoaktif atıklar
bulduğunu ve İran’ın 18 yıldır gizli biçimde bomba yapımı için
çalıştığını açıkladı. Ancak bu açıklamanın daha sonra yanlış olduğu
belirtilse de istenen olmuş, İran konusunda Batı kamuoyunda bir
güvensizlik oluşturulmuştu.
Hukuki olarak, uluslararası hukuk ve anlaşmalara göre İran’ın
uranyum zenginleştirmesi konusunda hiçbir engelleyici hüküm bulunmuyor.
Ancak Batılı ülkelerin güvensizliği ve İran gibi Batı karşıtı bir
rejimin bu maddeleri nükleer bomba yapımında kullanması korkusu,
Batılıların kriz çıkarmasına yetti. 2005 Temmuz’unda meseleyi Güvenlik
Konseyi’ne sevk tehdidi ile başlayan süreç, 16 Ocak ve 2 Şubat 2006
tarihlerindeki toplantılardan sonra BM gündemine taşınmış oldu. BM
Güvenlik Konseyi’nde İran için bir ambargo süreci başlatılması
tartışılıyor. Ancak asıl gündem ABD ya da İsrail’in İran’ı vurma
planları.
ABD yönetimi, BM’den İran’ı zayıflatmaya yönelik bir sonuç
çıkmayacağının farkında. Zira bu kararların çıkması için Çin ve
Rusya’nın ikna edilmesi gerekiyor. Bu iki ülkenin İran ile milyarlarca
dolarlık ticaret ilişkisi bulunuyor. İran’ın elinde hali hazırda
İsrail’i vurabilecek 3000 kilometre menzilli füze teknolojisi
bulunmaktadır. Ne ABD ne de İsrail, Şihab-3 adıyla denemeleri başarılı
olan füzelerin İsrail’e ulaşması riskini göze alamayacaklardır.
İran’a yönelik olası askeri tehditler, Arap ülkelerince
çekimserlikle karşılanmaktadır. Atom Enerjisi Ajansı üyesi olan Arap
ülkelerinin İran aleyhine yapılan oylamalarda çekimser oy kullanmaları
dikkat çekicidir. İsrail’in son iki yıldır tehditlerini sürekli
artırması, hatta ABD’den 5000 adet Bunkerbaster bombası ısmarlaması
dahi bugünden yarına bir saldırı olacağı anlamına gelmiyor. İsrail ve
BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkmadan ABD’nin İran’a saldırması
neredeyse imkansız gibi görünüyor.
|