ORTADOĞU: İranın nükleer projesi ve ciddiyetten uzak tehditler PDF Yazdır E-posta
Yazar Alptekin DURSUNOĞLU   
Askerî tehdidin baş aktörü ABD’nin, Irak’ta İran lehine gelişen siyasal süreçteki başarısızlığı ortadayken savurduğu askerî tehditlerin ciddiye alınacak bir tarafı bulunmamaktadır.

İran’ın nükleer projesini, ülkenin silah sanayisi ile ilişkilendirerek tartışmaya açan analizler, ABD ve İsrail kaynaklı propagandaların bu konuda oldukça başarılı olduğunu düşündürüyor.

ABD ve İsrail’in iddiasına göre İran’ın nükleer projesi, ülkenin savunma sanayisinin bir parçası. Tahran’ın iddiasına göre ise bu proje, İran’a, nükleer teknolojinin sağlayacağı sıçramayı kazandıracak barışçı bir projedir. Konuyla ilgisi bakımından üçüncü tarafı oluşturan kesimler, bu iki iddiadan İran’a ait olanını gündem dışı bırakıp, ABD’nin iddiasını fiilen doğrulayarak iki farklı tutum içerisine girmeye yatkın görünüyor.

Birinci analize göre İran, “silah elde etmeye dönük nükleer projesini” gerçekleştirdiğinde, sahip olduğu rejimin karakteri bakımından başta İsrail olmak üzere ABD nüfuzu altındaki tüm bölge ülkelerine tehdit oluşturacaktır. Dolayısıyla da bu projenin engellenmesi gerekir. İkinci analize göre, “İran’ın nükleer silah projesi” bölgenin İsrail lehindeki askerî ve siyasî konjonktürünü dengeleyecek niteliktedir ve bu caydırıcılıktan dolayı desteklenmesi gerekir. Bu iki farklı analizin, İran’ın iddiasını neden ABD iddiası kadar inandırıcı bulmadığı gerçekten merakı mucip olmaktadır. ABD propaganda aygıtlarının başarısına işaret eden bu durumun, meselenin teknik, siyasî ve hukukî boyutları konusundaki cehaletten kaynaklandığı söylenebilir.

İran’ın nükleer projesi, sadece Rusya’yla ortaklaşa yürütülen Buşehr’deki reaktörden ibaret değil. İran, İsfahan’daki UCF tesislerini ve Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesislerini, kendi mühendislik imkanlarıyla kurdu ve nükleer teknoloji konusunda dışarıya bağımlı olmaktan çıkmış bir ülke statüsü kazandı. Şu an faaliyetleri gönüllü olarak askıda tutulan Natanz’daki tesislerde 145 santrifüjle uranyumu %3 oranında zenginleştirebilen İran’ın bu kabiliyeti, ABD iddialarının temelini teşkil ediyor. Silah olarak kullanılabilmesi için bu zenginleştirmenin %80 civarında olması gerekiyor.

Halbuki İran, nükleer silahların yayılmasını önlemeyi öngören NPT konvansiyonunun üyesi sıfatıyla, silah yapmayacağını taahhüt ederek NPT’nin tüm üye ülkelere sağladığı haklardan yararlanmak istiyor. Atom Enerjisi Ajansı’yla işbirliği yapıyor, Ajans’ın 1400 denetçisinin denetleme yapmasına imkan veriyor, tesislerinin kameralarla 24 saat izlenmesini yükümlülük olarak yerine getiriyor.

Tahran’ın nükleer programdan NPT’ye aykırı bir sapma göstermediğini belirten Ajans’ın raporları, İran’ın elini hukukî olarak güçlendiriyor. Bu durumda İran’ı engellemenin tek yolu olarak siyasî ve askerî seçenekler gündeme taşınıyor.

Hukukî bir zorunluluk olmamakla birlikte, Almanya, Fransa ve İngiltere ile İran arasında üç yıldır devam eden müzakere sürecinde, İran, iyi niyet adımları çerçevesinde İsfahan ve Natanz’daki faaliyetleri geçici olarak -gönüllü şekilde- askıya aldı. AB ülkelerinin hiçbir güvence vermeyen oyalamaları, İran’ı İsfahan’daki tesisleri faaliyete geçirmeye sevk edince müzakereler 2005 Temmuz’unda durmuş oldu.

İran’ın elinin güçlü olmasından kaynaklanan özgüvenle takındığı geri adım atmayan tutumu, Batı nüfuzu altındaki çevrelerce “İran’ın dünyaya meydan okuması” olarak yansıtılıyor. Bu konudaki teknik, hukukî ve siyasî süreci izleyen herkesin açıkça gördüğü gibi aslında “İran’ın dünyaya meydan okuması” değil, kendini dünya yerine koyan Batılıların uluslararası hukuk yerine “orman kanunu” dayatması söz konusudur.

Askerî tehdidin baş aktörü ABD’nin, Irak’ta İran lehine gelişen siyasal süreçteki başarısızlığı ortadayken savurduğu askerî tehditlerin ciddiye alınacak bir tarafı bulunmamaktadır. Bu konuda İsrail’in durumu ise ABD’den daha da beter gözükmektedir. Zira hiçbir stratejik derinliğe sahip olmayan İsrail’in İran’ı vurabileceği varsayılsa bile İran’ın karşı saldırısı ile hasar görecek Dimona nükleer tesislerinin yayacağı radyoaktif kirlikten dolayı İsrail diye bir ülke kalmayacağı ortadadır.

Askeri tehditler bir yana, İran’ın AB ülkeleri ile olan ticarî, petrol üreticisi rolünden kaynaklanan ekonomik ve Çin ve Rusya ile olan stratejik ilişkilerinden kaynaklanan diplomatik kozları, en uygulanabilir siyasal tehdit olarak gözüken Güvenlik Konseyi (GK) tehdidini bile etkisiz bırakmaktadır.

İran’ın 9 Ocak’ta nükleer araştırmaları başlatma kararının ardından aynı koro 16 Ocak’ta toplanan Ajans’ın Yöneticiler Kurulu’nda sadece bu konudaki endişesini bildirmekle yetindi ve dosyanın GK’ye havalesiyle ilgili görüşmeleri 2 Şubat 2006 tarihine erteledi. Şubat’ta da hiçbir netice alınamayacağını ve muhtemelen İran’ın Natanz’daki tesisleri aktif hale geçirme kararından sonra aynı tehditleri ve tartışmaları yeniden yaşayacağını tahmin etmek mümkün.

 

 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Son aylarda yoğun olarak medyada yer alan, dünya gıda stoklarının azalmaya başladığı haberlerinden sonra birçok ülkede tahıl ve bakliyat fiyatlarının fahiş oranda yükselmesi, Yemen ve Mısır gibi ülkelerde gıda fiyatları için çıkan isya...
Irak Savaşı’nın milyonerleri kimler? Savaş ve işgal, bir yandan yüz binlerce insanın hayatına mal olurken diğer yandan işgalci güçlerin servetlerini artırıyor. OMB Watch adlı kuruluşun yaptığı araştırma, ABD Kongresi’nin dörtte birinden fazlasının Irak’taki i...
Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü askerlerinin, görev yaptıkları ülkelerde çatışan taraflar arasındaki ateşkes hattının korunmasını sağlamak, çatışmaların yeniden başlamasını engellemek, gerektiğinde isyancı grupların silahsızlandırılmasını sağlamak gibi “ba...
Burundi, farklı isyancı grupların iktidara gelmeleri nedeniyle soykırımlardan ve soykırım suçlamalarından başını alamıyor. Bir zamanların isyancıları gün gelip iktidar olunca diğerleri isyancı konumuna düşüyor. Şu anda iktidarda bulunan parti, Tutsilere karşı soykırımları ile b...
1,5 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğu Somali’de güvenlik, Etiyopya işgali öncesinde görece iyiydi. Etiyopya ve diğer mihraklar, ülkeyi ve halkını rahat bırakıyor....
Güney Afrika Cumhuriyeti, ikinci bir apartheid devrine doğru gidiyor. 1994’e kadar beyaz azınlığın siyah çoğunluğa uyguladığı ırkçı şiddet, şimdilerde Afrikalı göçmenler üzerinde yoğunlaşıyor. Göçmenlere karşı yapılanlar, ülkede tam bir i&cc...
Önce Birmanya dedik, sonra dilimize Burma yerleşti, şimdi de Myanmar oldu Güneydoğu Asya’nın bu fakir ülkesi. Altın Buda heykelleriyle dolu tapınaklarında bir avuç pirinç için dilenen insanlar, turistlerin etrafında pervane olup alacakları bir dolar karşılı...
Lübnan’daki yeni seçim kanunu gelecekteki sürtüşmeleri engellemeyecektir. Zira Lübnan Ortadoğu’nun minyatürü ve aynasıdır ve mayın tarlasıdır. Ortadoğu’daki karmaşa ilk önce ona yansır ve kozlar orada paylaşılır. ...
Uzun süredir hükümeti boykot eden Sünnilerin hükümete yeniden dönme kararları, Amerika’ya kök söktüren Sünni aşiretlerin, en azından önemli bir bölümünün, Amerikalılara karşı savaşmaktan vazgeçmesi, Irak cep...
Uzunca bir süredir hükümet güçleriyle ayrılıkçı el-Husi taraftarları arasında, binlerce kişinin hayatını kaybettiği silahlı çatışmaların yaşandığı Yemen, geçtiğimiz günlerde bir parlamento üyesi ve beraberindekilere düzenlenen suikastla...
Küçük Dinara okul koridorunda hissettiği bir kokunun ardından nefes alamayıp yere yığıldı. Kendine geldi gelmesine ama bir süre sonra boğazında şiddetli ağrılar hissetmeye başladı. Sonrasında da geçici bir hafıza kaybı yaşadı. Durduk yere çığlık atmaya başladı. Ha...
17 Şubat 2008’de Kosova Meclisi, “Bizler halkımızın demokratik yollarla seçilmiş liderleri olarak Kosova’nın bağımsız ve hakim bir devlet olduğunu ilan ediyoruz.” sözleriyle Kosova’nın bağımsızlığını tüm dünyaya duyurdu. Bu olay, nüfusunun %90...
Artan gıda fiyatları açlık sorununun derinleşmesine neden olarak gösteriliyor; ancak gıda fiyatlarının artması ve açlığın yaygınlaşması, sadece gıda stokları ve iklim şartları ile ilgili değildir. Bu durum, gıda borsasından ve market spekülasyonlarından, biyoyakıt üreti...
İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”ndan biri sıfatıyla anılmıştır. Bunun gayet anlaşılabilir nedenleri vardır: İnsan, hayata tutunabilm...
Açlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl, unsur küresel kapitalist paradigmanın kendisidir....
İnsanlar dünyada yeterince gıda olmadığı için değil, alım güçleri ve paraları olmadığı için, yani yoksul oldukları için açlık riski altında hayatlarını sürdürüyorlar. Yaşanan adaletsizliğin, eşitsizliğin ve dengesiz gıda dağılımının sebeple...
Bugün tüm uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği gibi, insanın en önemli hakkı “yaşam hakkı”dır. Tüm haklar bundan sonra gelir. Açlık ise bu en önemli hakkı tehdit eden başlıca düşmandır. İnsan hayatı korunacaksa, açlık sorununa bir in...
Komünist düzenden bıkmış insanlar, Abdulvali Kari’nin kişiliği ve çalışmaları sonucunda yeni bir hayatı seçti....
Günümüzde el değmemiş yeni su kaynaklarının bulunduğu topraklarda yaşayan yerel halklar, etnik azınlıklar ve diğer görece güçsüz gruplar “ekonomik alanda kalkınma”nın önünde engel olarak görülüyor. ...
Bangsomorolular, bölgeye ait enstrümanları tagonggo ve kapanirong ile özgürlüğe adanmış tarihleri, yok olmaması için ellerinden geleni yaptıkları kültürleri ve öz değerleri için ağıtlar yakıyor… ...

Sayı 44

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Fuat Özdoğru
Dünyada mülteci hareketleri, Türkiye'nin konumu ve mültecilerin karşılaştıkları sorunlar

Dünyadaki mülteci hareketleri, mültecilerin karşılaştıkları sorunlar ve Tür...

Film Tanıtımı: In This World
Orijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi...

MÜLTECİLİK SEMPOZYUMU ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Uluslararası arenada mültecilik sorunu
  • Dünya üzerinde çeşitli nedenlerle yer değiştiren milyonlarca kişi bulunmaktadır. İster sığınmacı, ister mülteci, isterse göçme...

44. Sayı Sunuş
Değerli okurlar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, faaliyetlerinin önemli bir kısmının hasredildiği mülteciler; yaşadığımız dünyanın karşı karşıya kaldığı en temel insani mese...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Michel Gaude*
Değerli Konuklar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın düzenlediği, mültecilerin kötü yaşam koşulları üzerine görüşlerimi sunacağım konferansa katılmak benim için büyük bir onur...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Ahmet Emin Dağ*
İHH üç kıtada mültecilerin yanında
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyo...