Irak’ta 15 Aralık’ta yapılan parlamento seçimleri,
beklendiği gibi, tüm etnik gruplara ait partilerin kendi bölgelerinde
ipi göğüslemeleri ile sonuçlandı.
Irak’ta 15 Aralık’ta yapılan parlamento seçimleri,
beklendiği gibi, tüm etnik gruplara ait partilerin kendi bölgelerinde
ipi göğüslemeleri ile sonuçlandı.
Yıllardır despotik idareler altında ezilen Irak halkı, son bir yılda
hiç alışık olmadığı bir seçim maratonuna ayak uydurmaya çalışıyor. Son
bir yıl içinde üç defa sandık başına giden (iki seçim, bir referandum)
Iraklılar, 15 Aralık’taki seçimlerle 275 üyeli yeni Irak parlamentosunu
belirlediler.
Irak’ta 15 Aralık’ta yapılan parlamento seçimleri, beklendiği gibi,
tüm etnik gruplara ait partilerin kendi bölgelerinde ipi göğüslemeleri
ile sonuçlandı. Ortaya çıkan sonuçlar her etnik grubun, önceliği kendi
çıkarlarına verdiğini bir kez daha gösterdi. Başkent Bağdat ve güney
vilayetlerde 20’ye yakın İslamcı Şii partinin oluşturduğu Birleşik Irak
İttifakı %60’lık oy oranı ile birinci oldu. Orta Irak’taki vilayetlerde
%60’ın üzerinde oy alan Sünni Arap ittifakının ülke genelindeki oyları
yaklaşık %20 oranında. Kuzey’deki Kürt bölgelerinde ise başını KDP ve
KYB’nin çektiği Kürt İttifakı %90’a yakın oy oranı ile birinci
gelirken, Kürtlerin ülke genelindeki oyları %15’in biraz üzerinde.
Amerikan istihbaratının gözdeleri olan İyad Allavi ve Ahmet Çelebi gibi
laik Şii liderler ise ciddi bir varlık gösteremediler.
Açıklanan rakamlar her ne kadar genel beklentilere uygun olsa da,
seçimin hemen ardından başlayan yolsuzluk iddiaları yabana atılacak
gibi değil. Örneğin, Sünni kenti Ramadi’de laik Şii İyad Allavi’nin
ikinci olması ve Bağdat gibi en azından yarısını Sünnilerin oluşturduğu
bir kentte Şii ittifakın %60’ın üzerinde oy alması, Sünni partilerin
tepkisine neden oldu.
Eski istatistiklerle yaklaşık bir milyon nüfusu olan Kerkük gibi bir
Türkmen kentinden sadece 50 bin Türkmen oyu çıktı. Geçen yılki
seçimlerde bile 90 bin oy çıkmıştı ki, Türkmen partileri bu rakamı bile
az bulduklarından kabul etmiyorlardı. Şimdiki rakam ise geçen yılkinin
yarısı kadar. Türkiye’den kullanılan oyların iptal edilmiş olması da
tepki topladı. Geçen yıl Türkiye’deki Iraklıların kullandığı oylar
yaklaşık 4,000 civarındaydı. Bu yıl ise Türkmen partilere 21 bin oy
çıkınca İstanbul’dan kullanılan oylar iptal edildi.
Beklenildiği gibi seçim sonuçlarına ilk ve en güçlü itiraz Sünni
partilerden geldi. Sünni ittifak seçim sonuçlarını reddetti ve “Bizi
başka yollara zorluyorlar!” tehdidinde bulundu. Eski Baasçı Salih
El-Mutlak’ın başını çektiği Sünni blok da, seçim sonuçlarını reddederek
gerekirse şiddet kullanabileceklerini açıkladı.
Demokrasi konusunda sanık sandalyesine oturtulmak istenen ülkelerde
görülen gözlemci (!) yoğunluğunun Irak’ta hiç görülmemesi dikkat
çekiciydi. Kuşkusuz adil bir seçim için en temel unsur, güncellenmiş
seçmen listesidir. İşgalden sonra şayet nüfus sayımı yapılabilseydi,
elde edilen veriler seçmen kaydı için kullanılacaktı, ama bu
yapılamadı. Benzer bir sorun Afganistan’da da yaşanmıştı. Afganistan’da
nüfus sayımı gerçekleştirilemeyince, 10,5 milyon Afgan seçmen olarak
kaydedildi. Ardından, eldeki imkânlarla seçime gidildi.
Irak’ta vaziyetin Afganistan’dakine üstünlüğü, Irak’ta Saddam
döneminde “Petrol karşılığı Gıda” kapsamında halka gıda karnesi
dağıtılmış olmasıydı. Seçimlerde söz konusu gıda karneleri, seçmen
kartı ve kimlik olarak kullanılıyor. Ama bu noktada da temel sorun,
bunların sahtesini yapmanın çok kolay olması. Nitekim Kerkük’te nüfusta
kayıtlı görünmediği halde 200 binden fazla Kürt oyu çıkması bunun
önemli bir göstergesi.
Seçimin sonuçlarının istikrar yerine daha köklü bir güvensizlik ve
çatışma potansiyeli ortaya çıkardığı söylenebilir. Halkın bu seçimlere
geçici gözüyle baktığı unutulmamalı. Geçtiğimiz iki yıldır Irak’ta
yapılan seçimlerin her biri geçici yönetimleri belirlemişti. Ancak son
seçimle dört yıllık parlamento belirlendi ve bu parlamento Irak’ı
önümüzdeki dönemde yönetecek başbakan, bakanlar ve bürokratları
belirleyecek.
Seçimler bir yönüyle ABD’nin çekilmesini hızlandırabilir. Zira
Amerikan askerlerinin varlığı, 1991 yılından sonra Suudi Arabistan’da
nasıl Usame bin Ladin’in söylemini güçlendirecek gerekçeler
oluşturduysa, Irak’taki gereksiz varlığı da direniş gruplarının
gerekçelerini haklı kılacaktır. Bu sebeple yeni parlamento, ABD ile
yoğun pazarlık sürecini başlatmak zorunda kalacaktır. Bu ise parlamento
içindeki güçlü dindar yapıyı etkileyecektir. Diğer taraftan
Ortadoğu’nun temel sorunu olan Filistin’de Hamas’ın yerel seçimlerde
aldığı başarı ile Mısır seçimlerinde Müslüman Kardeşler’in 88
milletvekilliği ile ülkenin en güçlü muhalefeti haline gelmesi ile
birlikte düşünüldüğünde Irak’ta siyasetin İslamlaşması işgalcilerin
işini daha da zorlaştıracaktır.
|