|
Geniş ölçüde başarıyla sonuçlanan anlaşma süreci, Açe ve Endonezya halklarına büyük umut kaynağı oldu.
Açe ve Endonezya arasında 15 Ağustos 2005’te imzalanan anlaşma,
Eylül ayı itibariyle uygulamaya girdi. Anlaşma gereğince, Endonezya 15
Eylül tarihinde Açe’den askerlerini çekmeye başladı. Dört kademeden
oluşan çekilme sürecinin ilk aşamasında 800 askerini buradan tasfiye
eden Endonezya hükümeti, Ekim ayı ortalarında 6,000 askerini daha
çekmeyi planlıyor. Açe’de 30 bin askeri ve 15 bin polisi bulunan
Endonezya, anlaşma gereğince asker sayısını 14,700’e, polislerin
sayısını 9,100’e indirecek.
Anlaşma gereğince siyasi tutukluların serbest bırakılması da Eylül
ayı başında tamamlandı. ASNLF üst düzey üyelerinden dördünün de
aralarında bulunduğu 1,500 Açeli siyasi tutuklu serbest bırakıldı.
Bunun yanında Endonezya, barış anlaşmasına takviye olarak, silahlarını
bırakan ASNLF üyelerine, teslim oldukları tarihten başlayarak altı ay
boyunca günlük yarım dolar ödenek bağlayacak ve yurt dışına kaçan
Açelilerin de bölgelerine dönmeleri hususunda bir takım kolaylıklar
sağlayacak.
Endonezya’nın askerlerini tasfiyesine paralel olarak ASNLF üyeleri
de anlaşma gereği silahlarını bıraktı. 840 adet silaha sahip olan
ASNLF, silahlarının dörtte birini, BM ve ASEAN’dan temsilciler
gözetiminde teslim etti. Anlaşmanın bu aşaması, sürecin en kritik
noktasını oluşturuyordu. Kalan silahların ise üç aşamada 31 Aralık’a
kadar teslim edilmesi bekleniyor. Her iki taraf da şu an için anlaşma
şartlarına tam olarak uyuyor.
Geniş ölçüde başarıyla sonuçlanan anlaşma süreci, Açe ve Endonezya
halklarına büyük umut kaynağı oldu. En son 2003 yılında masaya
yatırılan barış görüşmeleri, Endonezya’nın burada 2003 Mayıs başında
sıkı yönetim ilanıyla sona ermişti. 2004 Aralık ayında meydana gelen
tsunami felaketiyle büyük ölçüde zarara uğrayan Açe, Endonezya hükümeti
ile barış masasına oturmayı onaylayarak 30 yıldır süren savaşı
bitirdi. Anlaşmanın önemli bir boyutu ise, iki kardeş halk arasında
yıllardır süre gelen bu savaşın bitmesine, Müslüman ülkeler ve İKÖ
başta olmak üzere Müslüman kuruluşlar yerine Avrupalı arabulucuların
vesile olması. Bu da sebepsiz yere acı çeken Müslüman azınlıkların
Müslüman dünyanın gündemini ne ölçüde işgal ettiğinin bir göstergesi.
|