ORTADOĞU: Gazze ilk mi, son mu? PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Emin Dağ   
Gazze, 365 kilometrekare alanı ile oldukça küçük ama insan yerleşimi konusunda dünyanın en kalabalık bölgesi durumunda. Bir buçuk milyon Filistinlinin mülteci kamplarında kişi başına günlük 2 dolardan düşük bir parayla yaşamaya çalıştığı bölgede yaklaşık 8,500 Yahudi, bölgenin tüm tarımsal ve turistik gelirlerini ellerinde bulunduruyordu. 1948 yılında İsrail’in kurulmasından itibaren Mısır’ın denetiminde bulunan Gazze, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda Siyonistlerin işgaline girmiş ve o tarihten bu yana yoğun bir Yahudi göçüne ve bu göçmenleri koruma bahanesiyle militarist kuşatmaya maruz kalmıştı.


           38 yıldır bölgeyi işgali altında bulunduran İsrail, zaten pazarlık için elinde tutuğu Gazze’yi ne Madrid pazarlıklarında, ne Oslo Anlaşması’nda ne de 1997-2001 arasında yaşanan yoğun pazarlıklar döneminde elden çıkardı.

         Ariel Şaron, Yol Haritası adlı barış planının reddettiği ve Cenin katliamını yeni bitirdiği bir dönemin olumsuz mirası ile uğraştığı sırada, Aralık 2003 tarihinde geri çekilme önerisini gündeme getirmişti. Ve nihayet içerde ve dışarda oldukça sıkıştığı bir dönemde tek taraflı olarak boşaltmak zorunda kaldı.

         İsrail’in barış konusundaki her türlü öneriye karşı inatçı tutumu müttefiki Bush yönetimi açısından 11 Eylül sonrası kritik döneminde çok tehlikeli bir hal almaya başlanmıştı. Irak’ı işgal etmiş olan, terörle mücadele adı altında her yanı kana bulayan ve aynı anda bölgede hayata geçirmeye çalıştığı büyük dönüşüm projesini demokrasi, özgürlük vs. ile izah etmeye çalışan ABD’nin tüm bu sorunlara bir de Şaron’un yenilerini eklemesinden hoşnut olmadığı ortadaydı. Türkiye gibi müttefik ülkelerin bile İsrail’i “devlet terörü” uygulamakla suçladığı böylesi  bir dönemde Şaron’un tam destekçisi görünmek işleri büsbütün karıştırıyordu.

         Şaron 2003 sonunda Gazze’yi elinden çıkarmayı gündeme getirerek hem ABD’den baskıları savuşturmayı, hem barışa karşı olmadığı imajını oluşturmayı hem de büyük bir güvenlik kamburundan kurtulmayı aynı anda başarmış olacaktı. Bu yönüyle Gazze çekilmesi Bush yönetimine karşı bir mesaj olduğu kadar, bölgesel ve uluslar arası aktörlerle arayı yapma ve Batı Şeria’yı yutma sürecinin de ilk adımı.     

         Beklendiği gibi, İsrail attığı adımı büyük bir barış jesti olarak lanse etmeye çalışsa da, Gazze işgalciler bakımından kabustu. Gazze’deki 8 bin 500 yerleşimci için 30-40 bin asker bulunduran İsrail, bir Yahudi yerleşimcinin korunması için en az 4 asker istihdam ediyordu. Kendi vatanlarında ama mülteci kamplarında yaşayan 1,5 milyonluk Filistinli nüfus içinde kendilerine adeta dünya cenneti kurmuş olan bu az sayıdaki Yahudi yerleşimciyi askeri olarak korumak imkansız hale gelmişti.

         Filistin direnişinin en güçlü olduğu Gazze’de yerleşim birimlerine karşı kullanılan silahlar da Batı Şeria’dakinden farklıydı. Kassam füzeleri ve diğer makineli silahlar, sadece askerler için değil, Yahudi yerleşimciler bakımından da sürekli artan bir risk idi. Gazze’nin belki de tek stratejik önemi Mısır sınırının güvence altında tutulmasıydı ki, bunun için bölgeyi ve yerleşim birimlerini tümden elde tutmak fazla masraflı görünüyordu. İsrail, her saldırının cevabını Gazze’de misilleme eylemleri ile kesin alıyordu. Dolayısıyla 38 yıldır işgal altında  olsa bile hiçbir zaman boyun eğmemiş olan Gazze, İsrail açısından sürekli para ve asker yutan dipsiz bir kuyu idi.

            Gazze’deki yerleşim birimlerini boşaltmakla İsrail aslında Filistin topraklarındaki 430 bin yasa dışı yerleşimciden sadece yüzde ikisini çekmiş oldu. Bunların büyük bölümünü de yine başka Filistin topraklarına yerleştirdi.

         İsrail, yasa dışı kurnazlıklarıyla Gazze hezimetini en az zararla atlatmaya çalışsa da, her şeyden önemlisi İsrail’in yenilmezliği efsanesi tarihe gömülmüştür. Bununla birlikte İsrail’de ılımlılar ile radikaller arasında fikri çatışmaların tırmanması da olası gözüküyor. Çünkü ülkede siyasetin giderek laikleşmesi ve laik Yahudilerin oranının %60’ların üzerine çıkması, Siyonist ideallerin sorgulanmasını beraberinde getirecektir. Çünkü Gazze’den çekilmekle aslında İsrail, vaat edilmiş toprakların bir bölümünü terk etmiş oldu. Bu ise 1991 yılında zaten başlamış olan sorgulama sürecinin önümüzdeki dönemde hararetleneceğini ve İsrail’in kendine varlık gerekçesi olarak dini argümanlar yerine daha Reelpolitik gerekçeler üretmek zorunda kalacağını gösteriyor.

         İsrail Gazze’den çekilmekle daha savunulabilir sınırlarına doğru gerilemektedir. Ördüğü utanç duvarı ile birlikte düşünüldüğünde önümüzdeki yıllarda savunması daha güçlü  bir İsrail’in oluştuğu söylenebilir. Çekilme karşılığında ABD ve Mısır’dan sayısız güvenlik garantileri alan İsrail, bu garantilere ilave olarak Gazze’deki savunma harcamalarından kurtulup buradaki İslami gruplarla uğraşma işini Mısır’a ve Filistin otoritesine devretmiş oldu.

Bu çekilmenin yol açacağı en tehlikeli durum ise İsrail’in birçok hukuksuzluğunun bir süre için görmezden gelinmesi ile sonuçlanması. Duvar inşasını tüm hızıyla sürdüren Şaron, zaten ölü doğmuş olan yol haritası adlı barış planını da tek taraflı olarak fiilen ortadan kaldırmış oldu.

         Bu plana göre boşaltması gereken Batı Şeria ve Kudüs meselesi uzun bir süre açılmamak üzere kapanmış görünüyor. Batı Şeria’da yeni yerleşim birimleri inşaatına çoktan başlayan Şaron uluslararası alanda yaşadığı rahatlamanın ardından Duvar inşası konusunda da biraz daha cesur davranacaktır. İsrail’in barışçı görünen her tavizinin ardından yeni sürprizler yaptığı unutulmamalı. 1978 Camp David Anlaşması’ndan sonra Kudüs’ü, 1982 Sina çekilmesinden sonra Golan’ı ilhak etmesi hala zihinlerimizde.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...