DÜNYA GÜNDEMİ; Kasırgaya rağmen referandum, cuntaya rağmen yaşam: Myanmar gerçeği PDF Yazdır E-posta
Yazar Tuba Nur Sönmez   
Image
Önce Birmanya dedik, sonra dilimize Burma yerleşti, şimdi de Myanmar oldu Güneydoğu Asya’nın bu fakir ülkesi. Altın Buda heykelleriyle dolu tapınaklarında bir avuç pirinç için dilenen insanlar, turistlerin etrafında pervane olup alacakları bir dolar karşılığında bir dolu hediyelik döken satıcılar şimdinin değil, yılların tablosunu yansıtıyor. “Hazine üzerinde oturan dilenci” benzetmesi, doğal kaynakları düşünüldüğünde Myanmar için canlanıyor gözlerimizin önünde.

Myanmar 1962’den bu yana askeri rejim altında. Yönetim; insan hakları ihlalleri, demokrasi yanlısı kişi, hareket ve partilerin baskı altına alınması, dini ve etnik azınlıkların haklarının gaspı, çocuk asker istihdamı gibi konularda insan hakları savunucularınca yıllardır eleştiriliyor. Geçtiğimiz yıl Budist rahiplerin sokak hareketiyle başlayıp “safran yürüyüşlere” dönüşen, yıllardır ev hapsine mahkum Nobel Barış Ödüllü demokrasi yanlısı Aung San Suu Kyi’nin serbest bırakılmasını dile getirerek temelde Myanmar için köklü değişiklikler talep eden sesler, askeri rejimin bekası için hükümetçe sert bir şekilde bastırılmıştı.
Ülkede büyük bir felakete yol açan Nergis kasırgasında ölü sayısı 100 bini aşarken, kasırgadan iki gün önce Hindistan’dan gelen uyarıların dikkate alınmaması ve kendi halkının felaketine seyirci kalan bir hükümetin her şey normalmiş gibi anayasa değişikliği için referanduma gitmesi insan hayatına verilen değeri (!) gözler önüne seriyor. Mevcut rejim tarafından referandum için “demokrasiye giden yol haritası” vurgusu yapılsa da, bu denli olağanüstü bir hali bile fırsata dönüştüren cunta hükümeti, anayasal değişiklikten sonra konumunu güçlendirmiş, askeri rejimin kozlarını sağlamlaştırmış olacak. Cunta hükümetinin konumunun güçleneceği bu referandumda, demokratik çevrelerce halka referandumda “hayır” oyu vermeleri yönünde çağrılar yapılmaktaydı. Referandumdan bir ay önce açıklanan anayasa taslağının halk tarafından okunmuş ve değerlendirilmiş olmasına elbette ihtimal verilemez. Taslak metninin eğitim seviyesi düşük, çoğu kırsal bölgelerde yerleşik olan insanlara bu sürede ulaşması da imkansız. Gerçi halkın oyu ne olursa olsun, referandum sonrası milletçe kabul (!) görecek yeni anayasa ile 2010 yılında genel seçimlere gidileceği, sürecin başlangıcından bu yana askeri hükümetçe dile getiriliyor. Bu da, cunta hükümetinin referandum sonuçlarının kendi isteği yönünde olacağından emin olduğunu gösteriyor.
BM Güvenlik Konseyi, referandumun özgür ve adil bir şekilde gerçekleşmesi için uyarıda bulunmaktan öteye gidememişti. Sonunda beklenildiği gibi, referandum Nergis kasırgasının açtığı yaralara tuz biber ekercesine halka dayatıldı ve askeri bir rejime giden yolda cuntanın rahat yürümesi için %92,4 “evet” oyu ile Myanmar yeni anayasasına kavuşmuş oldu (!). Kasırganın şiddetli vurduğu şehirlerde daha sonra yapılacak olan referandum maddeleri arasında, parlamentoda ordu mensupları için %25’lik bir sandalye ayrılması, demokrasi yanlısı muhalif lider Aung San Suu Kyi’nin devlet başkanı olamaması gibi cunta rejiminin yumruğunu güçlendirecek maddeler yer alıyor. Salgın hastalık ve açlıkla mücadele eden felaketzedeler, cunta hükümetinin gelen yardımlara el koyması, uluslararası yardım ve kurtarma gönüllülerine kapıları kapatması ve basını bölgeden mümkün olduğunca uzak tutması karşısında iyiden iyiye çaresiz. Bu gelişmelerle dünya, “içişlerine karışmama” adına, üzeri örtülen bölge gerçeklerini bir kez daha bütün çıplaklığıyla görmüş oldu.
Şu günlerde ülkede yaşanan büyük felaketin acıları sarılmaya çalışılırken, İngiliz sömürgesinden çıkıldığından bu yana merkezi hükümet tarafından türlü baskılara maruz kalan Rohingya (Arakan) Müslümanları da her zamanki gibi oldukça zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Rohingyalar, Myanmar’ın Bengal Körfezi’ne bakan batı kıyısındaki Arakan eyaletinde yaşayan Müslüman bir halk. Arakan Müslüman etnik azınlığı, 1982’de vatandaşlık haklarının da ellerinden alınmasıyla vatansız ilan edildiler. Bugün acımasız cunta rejiminin sistematik soykırım uygulamalarıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Askeri hükümetin Arakan Müslümanlarına karşı uyguladığı insanlık dışı politikalar, bir zamanlar bu toprakların eşit unsurları olan Arakanlıların göçmen ve sığınmacı konumuna düşmelerine, zorla yerlerinden, topraklarından edilmelerine yol açmış. Din ve ırk temelli bu ayrımcılığı tetikleyen unsur ise, cunta rejiminin Arakanlıları gerçek Myanmar vatandaşı olarak tanımaması. Bunun nedeni de onların Müslüman oluşları ve bu topraklara sonradan geldiklerinin varsayılması. 1800’lerin başlarında, yani İngiliz sömürge düzeninin bölgede kuruluşuyla beraber, Bangladeş’ten göçtükleri varsayılan bu insanlara, bunca yıl sonra geçmişten gelen yabancı muamelesi yapan askeri cunta hükümeti, bir şekilde gözünün üstünde kaşın var bahanesiyle “Artık sizi burada istemiyorum, ne de olsa güç bende.” diyordu. Etnik temizliğe kadar uzanan ölçüsüz güç kullanımı sonucu cunta, Arakanlıları topraklarından, tarlalarından, evlerinden çıkartıp komşu Bangladeş’e sığınmacı olmaya zorluyor.
Tüm bu gelişmelerle dünya, Arakanlı Müslümanların ülkede demokrasi mücadelesine verdikleri desteğin ağır bir bedelle ödetilmesine ve bir cunta yönetiminin, vatandaşlarının bir kısmından vatandaşlıklarını dahi alıp onları ulus-devletlerden oluşan bir dünya düzeninde yurtsuz bırakarak intikam alışına şahit oluyordu.
1990 seçimlerinde Arakanlı Müslümanlar, Aung San Suu Kyi’nin çoğulcu yapıdaki farklı dinlere ve ırklara katılım hakkı tanıyan Demokrasi İçin Ulusal Birlik Partisi (National League for Democracy) ile koalisyon kurmuşlardı. Cuntanın gelişi ile yarıda kalan demokratikleşme süreci ve bu harekete destek verenlerin cezalandırılması kararı sonucu aslında Arakanlı Müslümanlara karşı izlenecek acımasız politikanın temelleri de atılmış oldu. Vatansız kalan Arakanlılar, sınır komşuları olan Müslüman ülke Bangladeş’e sığınmak istediler fakat zaten fakirlik, yolsuzluk, kendi nüfusuna yetemezlik gibi sorunlarla boğuşan Bangladeş, yurtsuz bırakılan misafirlerine kapılarını açmayarak onları, illegal ekonomik göçmen etiketiyle tanımlayıp çok daha zor bir durumda bırakacaktı.
Şu anda Tayland, Malezya ve Bangladeş başta olmak üzere çeşitli ülkelerde mülteci statüsünde yaşam mücadelesi veren vatansız kalmış Arakanlıların içinde bulunduğu duruma, ordunun elinde bulundurduğu güç ve bu gücü besleyen kaynaklar da dolaylı yollardan destek vermekte. Mevcut durumu değerlendirirken Tai, Hint, Çin ve Rus hükümetleriyle Myanmar askeri rejiminin ekonomik ve siyasi bağlarını da dikkate almak gerekmekte. Cuntanın insanlık dışı uygulamalarını yerine getirebilmesi için gerekli silah, kaynak ve bölge ülkelerinin, bilhassa ASEAN örgütünün, yaşananlara seyirci kalması sonucunu doğuran Çin’in siyasi desteği, kendi halkına reva gördüğü insan hakkı ihlalleri göz önüne alındığında pek de şaşırtıcı olmasa gerek.
İnsan hakları kuruluşlarının çeşitli yollardan dile getirdiği gibi silah ambargosu ile bu rejimin vahşi uygulamalarının durdurulmaya çalışılması, Myanmar hükümeti ile ekonomik ilişkilerin dondurulması ve bu sistemin can damarı olan ülkelerle sınırlı ya da şartlı iş ilişkileri içinde kalınması, değerli taşların bu ülkeden ithal edilmemesi, (Ülkede bol miktarda değerli taş rezervi olmasına rağmen halk fakirlik içinde yaşıyor. Askeri rejim bu taşların gelirini egemenliğini sürdürebilmek için kullanmakta.), bankalarca finansal ambargo uygulanması, özellikle petrol ve doğal gaz alanına yoğunlaşan yabancı yatırımın durdurulması, Myanmar için alınacak önlemler arasında sayılabilir.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...


DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...