DOSYA; Küreselleşen açlık PDF Yazdır E-posta
Yazar Yrd. Doç. Dr. Sadık Ünay   
ImageAçlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl, unsur küresel kapitalist paradigmanın kendisidir.

“Küresel açlık” konusu da hazin bir son olarak tartışma gündemimize girdi nihayet. Sistemik meşruiyet kazanımı noktasında gösterilen tüm çabalara ve yapay söylem/politika inşalarına rağmen, kapitalizmin yapısal sorunları ve hiç de insani olmayan sınırsız kâr eksenli irrasyonalitesi, insanlığı 21. yüzyılın başında küresel açlık tehlikesini konuşur bir noktaya sürüklemiş bulunuyor.
Son dönemdeki küresel gıda krizi veya “açlığın küreselleşmesi” üzerinden, küresel ekonomik sistemin yönetişim sorunlarına dair çok sarih bir okuma yapmak da mümkün. Örneğin Braudel’e kadar giderek, konvansiyonel piyasa ilişkilerinin ötesine geçen kapitalist örgütlenme biçimlerinin tekelci, tahakkümcü ve rekabete karşı tabiatını hatırlayarak yola koyulabiliriz. Bu meyanda, sosyo-tarihi gerekçelerle tam kapitalistleşmenin sadece Anglosakson dünya, Avrupa ve Japonya’da gerçekleştiğini düşündüğümüzde, gerek uluslararası gerekse ülke içi sosyoekonomik statü grupları arasındaki derin eşitsizlikleri ve bu eşitsizlikleri yapısal olarak tahkim eden güç ilişkilerini normal karşılamamız gerekecektir. Ancak bütün bunlara rağmen, “beyaz adamın yükü”nden “küreselleşerek birlikte zenginleşmek” dönemine uzanan bir çizgide, küresel ekonominin, kapitalizmin merkezi ile çevresindeki ülke ve toplumların kabaca “kapitalist bir sosyoekonomik çerçeve içinde refah ve huzura kavuşacakları” tezinin farklı biçimlerde işlene geldiği de unutulmamalı.
20. yüzyılda, Bretton Woods sistemi ve BM’nin ekonomik kolları üzerinden, kapitalizmin tarihsel olarak ispatlanan yıkıcı etkilerini sınırlayacak etkin bir yönetişim mekanizmasının kurulacağı yönünde umutlar yeşermişti. Küresel hegemon rolüne soyunan ABD ve mihmandarı İngiltere’nin ekonomi-politik çıkarları doğrultusunda, 1950’li ve 60’lı yılların gelişmekte olan ülkelerin umutlarını besleyen görece bir istikrar dönemi olması da bu erken iyimserliği destekledi. Ancak küresel sistemin kurumsallaşan yönetişim mimarisinin yerleşmesi için, dekolonizasyon sürecinde bağımsızlıklarını kazanan az gelişmiş ülkelerin “aşağıdan” meşruiyet sağlayıcı katkılarına ihtiyaç vardı.
Image
Büyük plan, sistemin “taşra”sından bakıldığında kabaca şöyleydi: Egemen dünya güçlerinin sömürgeci sistemlerine yüzyıllardır cebren eklemlenen ve dekolonizasyon sürecinde bağımsızlıkları kerhen tanınan “üçüncü dünya” ülkeleri, liberal ticaret öğretisinin buyruklarını takip ederek küresel ekonomik oyuna katılacaklardı. Aktif ticaretteki “mukayeseli avantaj”larını takip ettiklerinde, kazan-kazan prensibinin gereği olarak, kendilerine göre bir kalkınma ve öndekilere yetişme (catch-up) yolu tutturacaklar ve kolonyal efendilerinin lütfettikleri borç ve yardımlara ihtiyaç duymadan varlıklarını sürdürebileceklerdi. Dönemin popüler öğretisi olan “modernleşme teorisi” tarafından siyasi ve sosyal dönüşüm boyutlarıyla desteklenen bu değişim projeleri manzumesi, Afrika ülkeleri başta olmak üzere ardı ardına pek çok ülkede “liberal demokrasi-piyasa ekonomisi” formülüyle hayata geçirilecek ve “bağımsızlar hareketi”nden ilhamla, daha adilane yeni bir “uluslararası ekonomik düzen” dahi talep edilecekti.
Fakat küresel kapitalizmin uzun süreli tarihsel devinimi içinde, iki savaş arası dönemin sıkıntıları, büyük buhranın yol açtığı sistemik çalkantılar ve II. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerine karşı bir restorasyon dönemi olarak görülen Keynezyen aralığının, kapitalist genişleme dinamiğinin yapısını değiştirmediği kısa zamanda anlaşıldı. 1970’lerin başından itibaren patlayan uluslararası petrol ve borç krizleri, gelişmekte olan dünyanın erken gelişme umutlarını süpürüp, sistemin tepesindekiler ile dibindekiler arasındaki farkı daha da keskinleştiren neoliberal çerçeveli finansal (gazino) kapitalizmin de önünü açtı.
Sanal ortamda sürgit ticari işlemlerin yapıldığı; yerkürenin finansal sermayeye ev sahipliği yapan birkaç şehri arasındaki hisse senedi, tahvil, bono, türev ticaretinin üretime dayalı ekonomi ile ilişkisinin koptuğu ve tıpkı petrol ile değerli taşlarda olduğu gibi tahıl ve yiyecek maddelerinin de uluslararası spekülasyon konusu olduğu bir dünyada, açlığın yayılması değil küreselleşmemesi sürpriz olurdu. Geldiğimiz noktada, Türkiye dahil gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda küresel ısınmaya paralel olarak artan kuraklık, spekülatif etkiler, biyoyakıt üretimi gibi sebeplerle tahıl ve temel gıda fiyatları, özellikle düşük gelir gruplarındaki milyonlarca insanın geçimini tehdit eder bir noktaya doğru hızla ilerlemekte. Buna bağlı olarak küresel yönetişim sisteminin başarısız aktörleri; Mısır, Senegal, Hindistan, Yemen ve Meksika dahil 33 ülkede açlıktan kaynaklanan siyasi-sosyal kaos, toplu ayaklanma ve yağmalama tehlikesinin had safhada olduğunu belirtmekteler. Tony Blair gibi mesiyanik liderlerin gayretleriyle çalışmalarını 2015 yılında dünyada fakirliği yarıya indirmek dahil, pek çok abartılı hedef içeren “Milenyum Kalkınma Hedefleri”ne endeksleyen BM ile, yaklaşık 20 yıldır “fakirliği azaltma” şarkıları söyleyen Bretton Woods kuruluşlarının tüm inandırıcılık ve güvenilirliklerini yitirdikleri de ortada.
Açlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl unsurun küresel kapitalist paradigmanın kendisi olduğu daha derin bir analizle görülebilir. Kâr ve verimlilik söylemleri ile gerçek rekabeti yok eden; yaşam hakkı dahil cari tüm insani ihtiyaçları imtiyazlı bir “yatırımcılar” grubunun çıkarlarının türevi olarak gören; spekülasyon ve şişirilmiş kazanç alanları üretme noktasında sınır tanımayan ve hiçbir ahlaki nosyon ile sınırlanamayan kapitalist bir paradigma bu. Dünya üzerinde epey bir zamandır açlığın kaderin bir cilvesi olmadığının ve sessiz sedasız kitlesel cinayetlere doğru yol alan bu  paradigmanın en büyük zaaflarının en büyük kuvvetlerinde yattığının da farkındayız.
 
< Önceki   Sonraki >
Değerli Okuyucularımız, Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış Gücü askerlerinin koruması altında, güvenli bölge olarak bilinen Srebrenitsa’da 1995 yılında Sır...
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ilgili ortak politikalar üreterek Avrupa’ya yönelik göçleri kontrol altına almaya çalış...
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, Kosova’nın egemenlik ve bağımsızlığının tartışmalı durumunun devam ettiği anlamına geliyor....
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklaştırmakta buldular....
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanlış siyasetler yüzünden Irak toplum dokusu bozulurken, etnik ve mezhebi öfke halkı par...
...
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almakta....
Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın üretim gücünü nasıl yok ettiğini anlamak açısından örnek bir vaka....
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanbul’da sivil toplum çalışmaları konusunda İHH ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görü...
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden ayrıldığında işgal gücü askerlerince şehit edildi....
Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...


45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...