Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 23

Ortadoğu: Lübnan: "Tarih tekerrür etmeyecek" PDF Yazdır E-posta
Yazar Hikmet Gök   
“Biz insanoğlu savaşları yaparız, sonradan dönüp yaptıklarımıza bakar tarih deriz. Lübnan’da yaşanan savaş, yeni bir dünya savaşı tarihinin giriş sayfası gibi duruyor.” İsrail, 12 Temmuz itibariyle başlattığı harekat ile karadan, havadan ve denizden Lübnan’a saldırdı. Yine sivilleri katletti, Güney Lübnan’daki köyleri, kasabaları ve şehirleri ağır bir yıkıma uğrattı. Müslümanların yoğunlukta olduğu Beyrut’un güney mahallelerini taş üstünde taş bırakmamacasına yerle bir etti. Köprüleri, balıkçı teknelerini, hayvan çiftliklerini, binlerce evi ve işyerini tahrip etti, tarlaları yaktı. 34 günün bitiminde ağır sivil zayiat dışında Hizbullah’a büyük bir zarar veremedi, aksine gayrı resmi ancak güvenilir kaynakların verdiği bilgilere göre 600-800 civarında askerini kayıp verdi. Bu, İsrail tarihinin en büyük kaybıdır. Yahudilerin ve İsrail askerlerinin konuşlandığı topraklara yaklaşık 4.000 füze atıldı. Bir milyon İsrailli haftalarca sığınaklarda yaşamak zorunda kaldı. İsrail, iki savaş gemisi, iki savaş uçağı, dört helikopter ve 140’ın üzerinde tankını yitirdi.

Ateşkesin hemen ertesinde güney Beyrut dahil olmak üzere Lübnan’ın güney bölgesini dolaştığımızda karşılaştığımız manzara, bunun bir savaş değil bir yıkım olduğunu gösteriyordu. Terk edilmiş köylerdeki evlerin hepsi yerle bir edilmişti. Moğol istilasının manzaraları bir kez daha canlanmıştı. Ancak İsrail askerleri sınırın sadece iki-üç kilometre içerisine kadar ilerleyebilmiş, Hizbullah kendilerine geçit vermemişti. Sıcak çatışmaların izleri binalarda, tankların manevra alanlarında görülebiliyordu. Kısaca, ateşkes sağlandığında, dünyanın dördüncü en üstün teknolojiye sahip ordusu, sayıları bir avuç olan Hizbullah direnişçileri karşısında tarihinin en büyük yenilgisini tatmış oluyordu. Bu sonuç, İsrail’in bütün hesaplarının altüst olması anlamını taşıyordu. Daha savaşın ilk günlerinde ABD Dışişleri Bakanı iki kez Kudüs’e gelip “yeni Ortadoğu’nun doğuşu”nu müjdeliyordu. Aynı günlerde Bush ise “Bu dar yoğunluklu bir çatışmadır, bunu fırsat olarak kullanabiliriz.” diyordu.

Savaşın siyasi etkileri ve sonuçları üzerinde konuşmak için belki henüz erken. Çünkü silahlar susmasına rağmen savaş bitmiş değil. Bu savaşla birlikte Ortadoğu’da bütün taşların yerinden oynadığı ve dengelerin yeniden oluşmak zorunda bırakıldığı bir sürecin başladığını görüyoruz. Bundan sonra, savaşın siyasi arenadaki izleri önem taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde olabileceklere işaret etmek için bazı tespitlerde bulunmak mümkün. Öncelikle, BM kuvvetleri aracılığı ile Suriye üzerinde baskı kurmak suretiyle, savaşta beklenmedik şekilde bir direniş sergileyen ve İsrail’i askeri zeminde yenilgiye uğratan Hizbullah’ın, Ortadoğu dengelerine etki eden, bütün İslam dünyasında uyanışa sebep olan zaferinin izlerini silmek ve gücünü daraltmak için tüm imkanlar seferber edilecektir.

Şayet, Hizbullah’ın silahsızlandırılması birtakım hesaplardan ve dengelerden dolayı gerçekleştirilemezse Lübnan’da bir iç savaş çıkarma yoluna gidilebilir. Nitekim bunun zemini Lübnan’da her zaman var olmuştur. Kışkırtılacak olan bir iç savaşla Hizbullah, iç çekişmelerle boğuşan yerel bir güç haline itilmiş ve İsrail için tehdit oluşturmaktan uzaklaştırılmış olacaktır. ABD, İngiltere ve İsrail ittifakının bunun için bazı Arap rejimlerine önemli görevler verdiğinin ipuçları görülmeye başlanmıştır.

İsrail işgali, tarafların pozisyonlarını çok net ortaya koymak zorunda oldukları bir dönemi başlatmıştır. Kim hangi tarafta neden yer aldığını izah etmek zorunda kalacaktır. Bölge ülkelerinin 50 yıldır sürdürmekte oldukları, Filistin için ağlarken bir yandan da İsrail ve ABD politikalarına taşeron olma paradoksu iflas etmiştir.

Lübnan’ı Ortadoğu’nun prototipi olarak değerlendirebiliriz. Bu hem ülke içindeki etnik, dini, mezhebi yapılardan, hem de bölgede çıkarları olan güçlerin her birinin Lübnan’da bir uzantısının olmasından kaynaklanmaktadır. Filistin’in yanı başında bulunan Lübnan’da cereyan edenler aynı zamanda tüm bölgeyi kapsamaktadır ve bölgenin tamamında olanlar da Filistin’de düğümlenmektedir. Diğer yandan, Ortadoğu’daki tüm gelişmeler Filistin’den bağımsız değerlendirilemeyeceği için Filistin sorununun izleyeceği seyir Lübnan’daki gelişmeler için belirleyici olacaktır.

Son olarak, Lübnan Savaşı’nın Müslüman halklarda oluşturduğu bilincin ne şekilde dışa vuracağına önümüzdeki süreçte şahit olacağız. Bir takım çıkar odaklarının siyaseti ve inancı kullanarak insanları sömürmesi eskisi kadar kolay olmayacak, artık Müslümanlar tekrarlanabilir bir zafer olgusunu zihinlerinde yeşerteceklerdir.
 

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*
Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Ahmet Emin Dağ*
İHH üç kıtada mültecilerin yanında
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyo...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*
Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*
Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa...

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...

Adanmış Hayatlar Mülteci bir çizer; Naci el-Ali
Filistin direnişinin 60 yıllık öyküsünü, işgaller ve sürgünlerin özgürlüklerine gölge düşürdüğü binlerce Filistinlinin yurtlarından edilerek ülkelerine hasret bir hayata mahkum edilişini, çizgileriyle...