Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 22

Orta Amerika: "Castro: Diktatör mü, bilge kral mı?" PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahsen Utku   
Aradan geçen 40 yıl boyunca Castro yaşlandı, bu bir gerçek; fakat aynı süreçte ABD daha çok yaşlandı ve daha çok yıprandı.

Fidel Castro’nun yönetimi ‘geçici’ bir süreliğine kardeşine devretmesi ile yeniden dünyanın gündemine oturan Küba’nın geleceği büyük ölçüde bu sorunun cevaplanmasına, daha doğrusu kimin cevaplama fırsatını yakalayacağına bağlı. Kimilerince Küba’yı yoksulluğa sürükleyen, yüzlerce insanı hapislerde çürümeye terk eden bir diktatör olarak görülen Castro; her nasılsa bir başka cenahta bu vasıfların tamamen zıddını sergileyen, emperyalist ABD karşısında cesur ve cüretkar bir biçimde dikilebilen bir bilge kral olarak kabul ediliyor. Ancak her halükarda kabul etmek gerekir ki, Castro yaklaşık 47 yıldır konumunu koruyor ve Küba’nın geleceğini kendi karizma ve popülaritesine sahip olmayan kardeşinin ellerine kayıtsız şartsız bırakacak gibi görünmüyor.

Ne var ki, bu bakış açısı daha kapsamlı bir görüş için yetersiz kalır. Uzun zamandır Castro’nun kötü haberlerini bekleyen ABD’den yükselen sevinç nidalarına, ABD’nin içinde bulunduğu gerçek durum göz önüne alınarak bakıldığında bir anlam vermek mümkün değil. ABD’nin Küba’ya müdahale edebileceği zaman karşısında Castro vardı. Şimdiyse aradan geçen 40 yıl boyunca Castro yaşlandı, bu bir gerçek; fakat aynı süreçte ABD daha çok yaşlandı ve daha çok yıprandı. Artık, sadece Castro ya da eski SSCB değil, çok daha fazla kişi ABD’nin karşısında duruyor ve ABD müdahale ettiği yerlerde 40 yıl öncesinden daha fazla kalıyor, daha doğrusu buralardan kolay kolay çıkamıyor.

Bu durumda, ortaya çıkabilecek en güçlü iki olasılıktan biri, Lübnan’da oluşturulacak barış gücü kuvvetlerine katkı yaparak ve İran’a uygulanması muhtemel yaptırımlarda başı çekerek Ortadoğu’da gösterdiği acziyetten kurtulmaya çalışan ABD’nin gerçekçi davranıp Küba’ya fiilen müdahalede bulunmaması. İkinci olasılık ise seçimlerin de yaklaşması ile Cumhuriyetçi söylemine hız veren Bush’un Küba’ya girmesi ve karşısında bu sefer sadece Castro veya halefini değil, Latin Amerika’da son on yıldır oluşan “halka”yı ve hatta İran’ı ve belki de Çin’i bulması olacaktır.

ABD, 1962’deki Küba Krizi’nde duruma müdahale etmeden önce çok düşündü. Ardından kriz yumuşama dönemi ile sonuçlandı. Umudumuz, Küba, kardeş Raul Castro ya da herhangi bir yönetici meclis tarafından yönetilmeye devam edecekse de, ABD’nin müdahale konusunda Irak’ta düşündüğü kadar değil, yine bundan 44 yıl önce düşündüğü kadar düşünmesi ve ihtiyatlı davranmasıdır.

 

 

 

Sayı 45

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...