Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 21

Batı, Darfurda BMsiz barışı tanımıyor PDF Yazdır E-posta
Yazar Fatma Tunç Yaşar   
Temmuz ayının başında toplanan Afrika Birliği Zirvesi’nde de Sudan ve Somali’de yaşanan insani kriz masaya yatırıldı.

Mayıs ayının başında Sudan Hükümeti ile en büyük muhalif grup olan SLA (Sudan Kurtuluş Hareketi) arasında barış imzalanmış olmasına rağmen diğer iki muhalif grubun anlaşma imzalamaması nedeniyle Darfur’da tedirginlik devam ediyor. Tarıma elverişli arazilerin ve otlakların paylaşımı, arazilerin sulanması konusunda sürekli mücadele eden kabilelerin son birkaç yıldır örgütlenmesi ve silahlanması bölgede ciddi manada insan hakları ihlallerinin ve öldürmeye varan şiddet olaylarının yaşanmasına sebep oldu. Darfur’da yaşananlar ciddi bir insani kriz olmakla beraber, olaylardan tamamen Hartum yönetiminin sorumlu tutulması ve bölgede yaşananlarla ilgili olarak ‘soykırım’, ‘etnik temizlik’ ve ‘yüzyılın insanlık dramı’ gibi ifadelerin telaffuz edilmesi zihinlerde bazı soru işaretlerine yol açıyor.

Her şeyden önce Darfur sorununun 21 yıl süren ve iki milyondan fazla insanın ölümüne neden olan kuzey-güney çatışmasının son bulduğu ve tarafların anlaşma masasına oturduğu bir dönemde patlak vermesi dikkat çekiyor. 2003 yılından bu yana “Cancevit” milislerinin bölgedeki Arap olmayan Afrikalı yerli kabilelere saldırdığı iddia ediliyor, ölü ve mülteci sayısına dair oldukça yüksek rakamlar telaffuz ediliyor. Bir taraftan hükümetin hiçbir uluslararası kuruluşun bölgeye girmesine müsaade etmediği söyleniyor, diğer taraftan ise kamuoyu felaketin boyutları konusunda rakamlarla bilgilendiriliyor.

Gelinen noktada hemen hiç kimse Darfur’da bir insanlık dramının yaşandığını inkar etmiyor. Her ne kadar rakamlar abartılsa da bölgede yaşayan Arapların ve zencilerin silahlandığı ve bu silahları birbirlerine karşı kullandığı yadsınamaz bir gerçek. Ancak burada asıl sorulması gereken dağıtılan yardımlarla hayatlarını idame ettiren bu insanların bu silahları nasıl edindiği. Sudan Hükümeti, komşusu Çad’ı ve Batılı ülkeleri bu konuda suçlarken, Batılı hükümetlerse Hartum Hükümeti’ni bölgede yaşayan Arapları silahlandırmakla suçluyor. Öyle ki, uluslararası arenada yalnız bırakılan ve ambargo ile tehdit edilen Hartum Hükümeti’nin barış yönünde attığı tüm adımlar ve ülkenin bölünmesi pahasına verdiği tavizler görmezden geliniyor. Önce güneyin ayrılmasına göz yuman Sudan Hükümeti şimdi de Darfur’da muhaliflerle masaya oturdu. Ancak ne Batı Sudan’ın bu tavrını takdir etti, ne de muhalif gruplar kendilerine verilenleri yeterli buldu. Batı, barışın olmazsa olmazı olarak BM askerilerinin bölgeye yerleştirilmesini öne sürerken, üç muhalif gruptan ikisi silahları bırakmaya yanaşmadı.

Sudan Cumhurbaşkanı Hasan Ömer el-Beşir, Afrika’nın birçok ülkesinde kabile savaşları ve iç çatışmaların devam ettiğini fakat sadece Sudan’ın öne çıkarılıp mahkum edildiğini söylüyor. Beşir, ayrıca Darfur’a getirilen birçok yardım paketinden silah ve mühimmat çıktığını ifade ediyor ve son dönemlerde bölgenin güneyinde petrolün de çıkmasıyla Darfur’un daha da stratejik bir önem kazandığını, bölge üzerinde çıkarları olan bazı güçlerin olayları kışkırttığını iddia ediyor. Dünyanın en büyük soykırımı olarak bilinen ve bir milyona yakın insanın hayatını kaybettiği 1994’teki Ruanda katliamı sırasında hiçbir Batılı lider bölgeye gitmemişken, başta BM Genel Sekreteri Kofi Annan olmak üzere ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dışişleri bakanları ile birçok uluslararası kurum ve kuruluşun bölgeyi ziyaret etmesi, Sudan yönetimi tarafından çok da insanî bir hareket olarak değerlendirilmiyor.

Peki, ABD ve Batılı ülkelerin bu bölgeye gösterdikleri büyük ilginin sebebi ne? Kongo Cumhuriyeti başta olmak üzere bugün pek çok Afrika ülkesinde Sudan’dan çok da farklı şeyler yaşanmıyor. Aslına bakılırsa Batı’nın ilgisinin arkasında pek çok neden var. Batı, Afrika’nın en büyük ülkesi konumunda olan ve kendisi ile işbirliğine yanaşmayan Sudan’ı parçalamak ve petrol kaynaklarını kontrol altına almak istiyor. Darfur ise hem petrol bakımından hem de Orta ve Kuzey Afrika’ya açılan kapı olması bakımından ayrı bir stratejik öneme haiz. Darfur’un Sudan’dan ayrılması, hem Sudan’ın zayıflatılması hem de güneydeki Hıristiyan ve animist kabilelerin bağımsızlık yolunda daha emin adımlar atması anlamına geliyor.

Sonuç olarak, Darfur’da yaşananlar kasıtlı bir şekilde abartıldı ve sorun içinden çıkılmaz bir hal aldı. Ne Sudan’ın kendi sınırları içerisinde sorunu çözme çabaları ne de Afrika Birliği’nin girişimleri dikkate alındı. Temmuz ayının başında toplanan Afrika Birliği Zirvesi’nde de Sudan ve Somali’de yaşanan insani kriz masaya yatırıldı. Ancak zirvede en önemli gündem maddesi Sudan’da Afrika Birliği askerlerinin yerine BM gücünün yerleştirilmesiydi. Son üç yıldır büyük bir istikrarsızlığın yaşandığı Darfur bölgesi, kimilerine göre yeni bir oyunun sahnelendiği, kimilerine göre de büyük bir insanlık trajedisinin yaşandığı yer olarak adlandırılsa da, aslında ortada tek bir gerçek var. Yüz binlerce Darfurlu, olayların nasıl bu noktaya geldiğinin farkında bile değil.

 

 

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

44. Sayı Sunuş
Değerli okurlar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, faaliyetlerinin önemli bir kısmının hasredildiği mülteciler; yaşadığımız dünyanın karşı karşıya kaldığı en temel insani mese...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*
Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Abdulhalim Yılmaz*
Türkiye’de mültecilerin hukuki sorunlarının çözülmesi ve STK’ların rolü

Günümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüz...

Adanmış Hayatlar Mülteci bir çizer; Naci el-Ali
Filistin direnişinin 60 yıllık öyküsünü, işgaller ve sürgünlerin özgürlüklerine gölge düşürdüğü binlerce Filistinlinin yurtlarından edilerek ülkelerine hasret bir hayata mahkum edilişini, çizgileriyle...