|
Kimisi doğuştan, kimisi sonradan yetim kalan çocuklar, yalnızlık, terk edilmişlik ve çaresizlik duygularıyla çok küçük yaşlarda tanışmaktadırlar.
Çocukluk dönemi, bireyin yetişkinlik dönemindeki kişilik yapısını
şekillendiren hassas bir dönemdir. Uzmanlar, çocuğun sağlıklı bir
yetişkin olarak hayata atılabilmesi için çocuklarıyla nasıl ilişki
kurmaları gerektiği konusunda ebeveynlere çok çeşitli önerilerde
bulunmakta, ebeveynler de bu konuya titizlikle eğilmektedirler. Ancak
her çocuk, hayatın bu önemli safhasında kendisine ilgi ve şefkat
gösterecek bir anneyi ve bir babayı yanında bulamamaktadır. Kimisi
doğuştan, kimisi sonradan yetim kalan bu çocuklar, yalnızlık, terk
edilmişlik ve çaresizlik duygularıyla çok küçük yaşlarda
tanışmaktadırlar.
Dilimizde “yetim” kelimesinin sözlükteki karşılığı babası olmayan
çocuktur. Bu yazıda ise ebeveynlerinden birini ya da her ikisini ölüm
ya da terk gibi bir sebeple kaybetmek suretiyle korunmaya muhtaç duruma
düşmüş çocuk anlamında kullanılmaktadır. Çocuklar; savaş, iç çatışma,
sürgün, doğal afet, salgın hastalık, açlık, fakirlik gibi nedenlerle
yetim kalabilmektedirler. Dünyadaki yetim çocukların sayısının yaklaşık
100 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Korunmasız ve sahipsiz yetim
çocuklar, yetişkinler tarafından yasa dışı faaliyetlerde kullanılmakta,
suça itilmektedirler. Çocuk asker olarak kullanılmak üzere kaçırılan
çocukların sayısı da azımsanmayacak düzeydedir. Son 10 yılda Afrika ve
Asya ülkelerindeki çatışmalarda kullanılmak üzere kaçırılarak askere
alınan çocukların sayısı 300 bin civarındadır. Birleşmiş Milletler’in
verilerine göre yalnızca Sahraaltı Afrika’da savaş, açlık ve salgın
hastalıklar nedeniyle yetim kalan çocukların sayısı 40 milyondur.
Savaşın adeta sıradanlaştığı Filistin, Çeçenistan gibi ülkelerde yetim
çocukların sayısı her geçen gün artmaktadır. Afrika’nın
kronikleş(tiril)miş açlık ve fakirliği de çocuk ölümlerini ve yetimliği
normalleştirmiş durumdadır.
Yetimliğin başta gelen sebeplerinden biri de AIDS’tir. AIDS
nedeniyle ebeveynlerinden birini ya da her ikisini kaybeden çocukların
sayısı 2003 yılı itibarı ile 15 milyon olarak belirtilmekte idi. Bu
çocukların 12 milyonu Sahraaltı Afrika’da yaşamaktadır ve 2010 yılında
bu sayının 18 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir. AIDS’in yol açtığı
tehdit öyle ciddi boyutlardadır ki, bu durumun tam bir “küresel yetim
krizi”ne dönüşmekte olduğu belirtilmektedir.
Yetimlik yalnızca gelişmemiş olarak nitelendirilen ülkelerde değil,
Batı ülkelerinde ve ülkemizde de önemli bir problemdir. Yetimlere
yönelik sosyal politikaların oldukça etkin olduğu Avrupa ülkelerinde
karşılaşılan en önemli sorun, kurum bakımının ve aile yokluğunun yol
açtığı psikolojik sorunlardır. Bu nedenle koğuş sistemiyle hizmet
verilen yetimhanelerden, yerel düzeyde hizmet veren konuk evlerine
geçiş söz konusudur. Devlet yetimhanelerde verdiği bakım ile her ne
kadar çocukların fiziksel ihtiyaçlarını karşılasa da, ebeveynlerin
yokluğunun çocuklarda yarattığı boşluğun sonuçları ağır olabilmekte,
çocuklar yetimhanelerden ayrılarak hayata adım attıktan sonra suç
işleyebilmekte, uyuşturucu kullanabilmekte hatta intihar
edebilmektedirler. Ülkemizde yetim çocuklara Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu tarafından verilen hizmetler yetersiz kalmaktadır.
Ülkemizdeki 700 bin kimsesiz çocuğun yalnızca 20 bini kurum hizmeti
alabilmektedir.
Ülkemizin gerek kendi sınırları içerisindeki yetimlere verdiği
hizmet, gerekse dünyadaki yetimlere gösterdiği ilgi son derece
yetersizdir. Dünyanın yetimlere gösterdiği ilginin de yeterli düzeyde
olmadığı ortadadır. Ancak ülkemiz ile kıyaslandığında Batı ülkelerinin
gelişmemiş ülkelere gösterdiği ilginin çok daha yüksek olduğu
görülmektedir. Yetimlerin sorunlarına eğilen kuruluşlar genellikle
misyonerlerin çabasıyla kurulmakta ve kiliselerle işbirliği içerisinde
faaliyet göstermektedirler. Özellikle ‘gelişmemiş’ ülkeler şeklinde
nitelendirilen ülkelerde aktif olarak çalışan World Orphans, Warm
Blankets Orphan Care International gibi kuruluşlar, misyonlarını
açıklarken kiliselerle ortaklaşa çalıştıklarını belirtmektedirler.
World Orphans adlı kuruluşun, 46 ‘gelişmemiş’ ülkede 506 adet kiliseye
bağlı evi bulunmaktadır. Bu ülkeler arasında Kırgızistan, Pakistan,
Endonezya, Somali gibi nüfuslarının çoğunluğunu Müslümanların
oluşturduğu ülkeler de vardır. Warm Blankets Orphan Care International
ise yetimlerin barınabilmeleri için kilise/ev modelinde yapılar inşa
etmektedir. Yaklaşık 40 çocuğun kaldığı evlerin, bölgedeki kilise ile
ortak kullandıkları binaları mevcuttur. Bu kuruluş Afrika, Hindistan,
Tayland, Kamboçya ve Endonezya’da faaliyet göstermektedir. Deprem ve
tsunami nedeniyle çok sayıda çocuğun yetim kaldığı Endonezya’da ise
dört adet yetim evi bulunmaktadır.
İngiltere’de kurulmuş bir hayır kuruluşu olan SOS Children ise
kendisini dünyada yetimlere yardım ulaştıran en büyük kuruluş olarak
tanımlamaktadır. 125’ten fazla ülkede kurdukları çocuk köyleri ile
AIDS, doğal felaket, terk edilme gibi sebeplerle yetim kalan 60 binden
fazla çocuğa barınak sağlamaktadır. Görüldüğü gibi Batılı ülkelerin
dünyanın çeşitli bölgelerindeki yetim çocuklara gösterdiği ilgi
yardımdan ibaret değildir. Bu nedenle ülkemizdeki sivil toplum
örgütlerinin dünya yetimlerine, bilhassa Müslüman ülkelerde yaşayan
yetimlere vereceği hizmetler önem taşımaktadır. İHH İnsani Yardım
Vakfı’nın Açe, Pakistan, Sudan gibi ülkelerde açtığı kreş ve
yetimhanelerin bu hizmetlerde öncü olması gerekmektedir.
Ülkemizde ve dünyada yaşayan yetimlerin sorumluluğu hepimizin
üzerindedir. Ülkemizdeki korunmaya muhtaç çocuklar için kapsayıcı ve
insani sosyal politikalar üretmek ve dünya yetimleri için harekete
geçmek en temel görevlerimiz arasındadır.Bu çocukların karşı karşıya
kaldığı yalnızlık duygusunun topluma ve hayata duyulan öfke yerine
sahiplenil-menin verdiği sevgi ve özgüven şeklinde açığa çıkması ancak
toplumun desteğiyle mümkündür.
|