Darfur krizi çözümlenebilir ve fakat çözülmek istenmeyen bir sorun. Batı dünyasının çok yönlü kuşatması ancak bu şekilde hayat bulabilir.
Kuzey, batı ve güney olarak üç vilayete ayrılan Darfur, Sudan’ın
batısında yer alıyor. 510 bin km²’lik toprakları üzerinde 6 milyon
insan yaşıyor. Bunların %60’ı Arap ve %40’ı Afrika orjinli olmak üzere
tamamı Müslüman. Bu insanlar tarım ve hayvancılıkla geçimlerini
sağlıyorlar. Bölge I. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı’ya bağlılığı ile
biliniyor. Onların bu hareketleri İngilizleri hiddetlendirmiş ve bölge
1917’de işgal altındaki Sudan’a bağlanmış.
Darfur meselesi 21 yıldır devam eden Güney sorunun anlaşmalarla
neticelenmesi ardından 2003 yılında patlak vermiş. Bu haliyle oldukça
şüphelendirici bir kriz olma özelliği taşıyor. Burada yaşayan, eğitim
ve birçok sosyal imkandan yoksun ve kabile taassubuyla yaşayan
insanlar, sürekli olarak manüplasyona uygun bir ortam oluşturuyorlar.
Ve bu ortamı Batılılar çok iyi değerlendiriyorlar. Bazı Arap
birliklerinin For, Zagava, Masalit, Daru, Gimir gibi Arap olmayan
kabilelere karşı güç kullanmasıyla meydana gelen kargaşa ortamı da
duruma tuz biber ekerek meseleyi bir kriz şekline sokmuş.
Bu noktada Sudan’ın özellikle sınır bölgelerinde yaşayan kabileleri
güvenliklerini temin ve ulusal güvenliğin sağlanması için
silahlandırdığı bilinmekte. Sudan’ın bu hareketinin 1997 yılında
Eritre, Etiyopya ve Uganda saldırısına, 1998 yılında ABD
bombardımanına, 2000 yılında Kesele bölgesinin işgaline ve 1980’lerden
beri devam eden güneydeki savaş ortamına bakıldığında geçerli nedenleri
bulunuyor. Zira Sudan hem iç hem dış tehditlerle yıllardır mücadele
eden bir ülke.
Darfur meselesinin Mayıs başında Sudan Kurtuluş Ordusu ve Sudan
hükümetince yapılan anlaşmayla neticelenmesi meselenin halli anlamına
gelmiyor. Zira biz de geçtiğimiz Nisan sonunda bölgenin en büyük şehri
3 milyon nüfuslu Nyala’da bulunuyorduk. Sokak başlarında silahlı
askerleri, Afrika Birliği’ne bağlı kışlaları ve insanların perişan bir
halde yaşamaya çalıştıkları mülteci kamplarını görme imkanı bulduk.
Bunlar bölgedeki hareketlilikle uyum içindeki manzaralardı şüphesiz.
Fakat bizim fark ettiğimiz diğer bir şey daha vardı ki o da Batılı
onlarca STK’nın bölgeyi adeta didik didik eden konuşlanmaları ve
Darfur’daki inisiyatifi ele alma çabalarıydı. Sokakta her gördüğünüz
beş araçtan biri bu kuruluşlara ait ve bunların tamamına yakını
misyonerlik yapıyorlar. Kamplarda hiçbir saldırı, tecavüz ya da öldürme
olayı görmemiş yüz binlerce insan bulunuyor ve bunlar Batılı fısıltı
gazetelerinin eseri. İnsanlar öldürüleceklerine inandırılarak evlerini
terk etmişler ve her türlü imkansızlıklar içerisinde elektriği, suyu ve
kanalizasyon tertibatı olmayan sefil kamplarda yaşamaya mahkum
edilmişler.
Darfur krizi çözümlenebilir ve fakat çözülmek istenmeyen bir sorun.
Batı dünyasının çok yönlü kuşatması ancak bu şekilde hayat bulabilir.
Kamplardaki 2 milyona yakın insan bölgeyi doğal olarak dünya gündemine
taşırken, bunun yanında misyonerlik ve bölgeyi Sudan’dan koparma adına
diğer faaliyetler için uygun ortam bulunmakta. Darfur zoraki kriz
haline getirilmeye çalışılıyor. Bundan ötesi Batı’nın Darfur’u da aşan
sınır ötesi emellerine dayanıyor.
|