|
Son zamanlarda Avrupa sağının birinci derecede meşguliyeti İslam
düşmanlığı olmuştur. Hatta Yahudi düşmanlığının yerini İslam düşmanlığı
almıştır.
Danimarka’da baş gösteren ve daha sonra yaygınlaşan karikatür krizi
Batı içindeki iki farklı çizgiyi yeniden görmemizi sağladı. Batı’da iki
kalın çizgi ve bu çizgilerin müteaddit tonları var. Birinci çizgi,
Carlyle’ın temsil ettiği saygı ve hürmet çizgisidir. Bu çizginin
taraftarları daha derin ve daha sakin. Dünya daha ziyade kışkırtıcıları
ve Haçlı tamtamlarını duysa da böyle bir çizgi de var. Ötekinin
fikirlerini kabul etmese bile ihtiram çizgisidir. Diğeri de ötekini
tahkir ve tezyif çizgisidir. Bu iki çizgi yer yer birbiriyle çatışmakta
ve çarpışmaktadır. Vulgarize ederek söyleyecek olursak bu çizgilerden
birisini İngiliz daha doğrusu İskoç asıllı Carlyle diğerini de İtalyan
Dante temsil ediyor. İki çizginin de bir hayli muakkipleri var.
Dante’nin çizgisini ele alacak olursak, bu çizgi İslam’ı ve onun
yüce Peygamberini cehennemin derinliklerine gönderir. Ebu’l Ala
el-Maarri’nin Risaletu’l Gufran’dan, kimilerince de Muhyiddin Arabi’nin
kitaplarından, diğer bazılarınca da Miraç’dan mülhem veya ona bir
tahkiye ve öykünme olan İlahi Komedya adlı eserinin Cehennem kitabının
Yirmi Sekizinci Kanto’sunda, Sekizinci dairesine bozguncu ve hileci
olarak Hazreti Peygamberi ve sevgili damadı Hazreti Ali’yi yerleştirir.
Ortaçağ’da Batılının zihninde ve zihniyetinde Hazreti Peygamberin
mevkii budur. Ona daima ‘sahtekar’ nazarıyla bakmışlar ve tebcil ve
hürmet yerine tahkiri esas almışlardır. Kimi onu Buhayra’nın şakirdi
kimi Arius’un bir devamı olarak görmüş ve getirdiği ilkeleri sapma
olarak nitelendirmiştir.
Kilise ile reformistler arasındaki iç kavga sırasında İslam’a nisbi
bir itibar gösterilmiştir. Akabinde, Batı geliştikçe ve İslam dünyası
da geri kaldıkça Müslümanlara gıpta etmek yerine kendilerini üstün
görmeye başlamışlardır. Bu üstün görmeyle birlikte de Müslümanlara
üstten bakışı yeğlemişlerdir. Taassup mahiyet değiştirmiştir. Hasedin
ve aşağılık kompleksinin yerini kin, nefret ve aşağılama, tahkir ve
karalama almıştır. Bunun en tipik misallerinden birisi Renan’dır.
İslamiyetin terakkiye mani bir din olduğunu savunmuştur.
Aydınlanma çağında Batılı aydınlar arasında genel olarak dine ve özel olarak da İslamiyete bir husumet belirmiştir. Bu
durum dini reform döneminde daha farklı idi. Volter gibi kimi
filozoflar hem Hıristiyanlığa hem de özellikle İslamiyete karşı aleyhte
kampanyalar yürütmüşlerdi. Batı’daki bu hakaret çizgisi bazen tezyif ve
karalama kampanyaları sureti kazanıyor. Özellikle son yıllarda
Fransa’da öne çıkan isimlerden birisi hayvan hakları savunucularından
aktrist Brigitte Bardot idi. İtalyan gazeteci Oriana Fallaci de ona
özendi ve bütün hayatını İslama hakarete adadı. Fareler gibi üreyen
Müslümanların Batı’yı ele geçireceklerini ileri sürdü. Aynı mekanda ve
New York’ta ikamet eden Selman Rüşdü’yü de unutmamak lazım. İskender
Bey gibi Batı nezdindeki önemini İslam’a sataşmasından aldı. Batı’da
İslam’a sataşmak genellikle prim yapıyor. İslamfobisi denilen İslam
düşmanlığı meselesine bazı Batılı devlet adamları da bulaştılar. Aznar,
Berlusconi, Rasmussen bunlardan bazıları. Berlusconi 11 Eylül’den sonra
Bush’a özenerek Batı medeniyetinin İslam medeniyetinden üstün olduğunu
gevelemişti. Aznar ise Müslümanları terör ile eşitliyor ve NATO’nun
devreye sokulmasını talep ediyor. Rasmussen ise Hollanda’yı saran krizi
ülkesine transfer etmiş oldu ve Ayan H. Ali ve öldürülen Theo van
Gogh’un hazırlamış olduğu İtaat adlı İslamiyete hakaret içeren filme
ödül verdi. Ve Berlusconi’nin istifa eden bakanı Roberto Calderoli de
İngiliz ırkçı parti mensupları gibi karikatürleri t-shirt yaptırarak
üzerine giymeyi ve bu suretle Müslümanlara hakaret etmeyi ve
düşmanlıklarını celbetmeyi marifet saymıştır.
Son zamanlarda Avrupa sağının birinci derecede meşguliyeti İslam
düşmanlığı olmuştur. Hatta Yahudi düşmanlığının yerini İslam düşmanlığı
almıştır. Yahudi aleyhtarlığı kanun kapsamında yasak addedilirken
İslam’a karşı atış serbesttir. Karikatürler gibi İslam düşmanlığı
Avrupa’yı turlamaktadır. Diyalog, hoşgörü ve çok kültürlü toplum
kavramlarından bahseden Avrupa’ya nazar değdi. Artık çok kültürlülük
onları açmıyor ve bağlamıyor. Aslında söyledikleri kandırmacadan
ibaretti. Entegrasyon ve çok kültürlülük derken kastettikleri
asimilasyondu. Soğuk Savaş sonrası değişen siyasi ve ekonomik tablo ile
birlikte ağızlarındaki baklayı da çıkardılar. Dante’ye varıp dayanan
menhus damar karikatürler aracılığıyla yine depreşti. Karikatürlerden
birinin sahibi Kurt Westergaard hiçbir pişmanlık duymadığını, İslam’ın
terörizme manevi mühimmat ve cephane temin ettiğini söylüyor. Danimarka
Halk Partisi Lideri Pia Kjaersgaard da şöyle diyor, “Müslümanlar
içimizdeki düşman. Danimarka’nın Truva atı, bir tür mafya.” Halbuki
Danimarka’nın bu aymaz tavrı Batı ile Doğu’yu yeniden karşı karşıya
getirmiştir. Batı-Doğu kamplaşması yeniden nüksetmiştir.
|