|
Rugova şiddet karşıtı bir lider olarak öncelikle Kosova’nın
sorunlarının uluslararası arenaya taşınması ve bu şekilde çözülmesi
gerektiğini iddia etmekteydi ve “Gandici” pasif direniş mantığını
benimsemişti.
2006 yılı Balkan coğrafyası için oldukça hararetli geçecek gibi
görünüyor. 1998–99 Kosova savaşının ardından uluslararası denetime
giren bölgede statü görüşmelerinin başlamasından başka, Karadağ’ın
bağımsızlık referandumunun da bu sene içerisinde (Nisan) yapılacak
olması Sancak, Voyvodina ve Bosna-Hersek’i yeniden harekete geçirecek
sonuçlar doğuracak şüphesiz. Fakat Kosova görüşmelerinin başlamasına
ramak kala Kosova Devlet Başkanı İbrahim Rugova’nın akciğer kanseri
nedeniyle ölümü, görüşmelerin nereye varacağı noktasında soru
işaretlerine neden olmuş durumda.
İkinci Dünya Savaşı’nın tüm dünya ile birlikte Balkanları da kasıp
kavurduğu bir dönemde dünyaya gelen İbrahim Rugova, Yugoslavya’nın
harcı olarak kabul edilen Tito’nun hayatını kaybettiği 1980 sonrasında
Kosova’da adını duyurmaya başladı. 80’li yılların ortasından itibaren
Balkanlar’da esen Miloşeviç rüzgarının Kosova’ya vurmaya başlamasıyla
birlikte de Rugova, bu coğrafyada belirleyici hareketlerin en başındaki
isim olarak sivrildi. Aslen bir edebiyatçı olan ve Kosova Yazarlar
Birliği’nin başkanı olan Rugova, Kosova’nın özerkliğinin elinden
alındığı 1989 yılında Kosova Demokratik Birliği (LDK) ile siyasi
hayatına başladı. LDK’nın temelde amacı, Kosova’nın Sırbistan’dan
ayrılması için gerekli altyapıyı hazırlamaktı. Ve bunun ilk yolu da
Kosova’yı diğer federal cumhuriyetlerle aynı noktaya getirmekten
geçiyordu. Bunun için Kosova, 2 Temmuz 1990’da “Yugoslavya Federasyonu
çerçevesinde eşit ve bağımsız bir bütün” ilan edildi ve 7 Eylül’de de
Kosova anayasası kabul edildi. Bu şekilde Rugova liderliğinde
oluşturulacak “paralel devletin” ilk tohumları da atılmış oldu.
Rugova şiddet karşıtı bir lider olarak öncelikle Kosova’nın
sorunlarının uluslararası arenaya taşınması ve bu şekilde çözülmesi
gerektiğini iddia etmekteydi ve “Gandici” pasif direniş mantığını
benimsemişti. Fakat işlerinden atılan yüz binler, eğitim ve sağlık
alanındaki ciddi aksaklıklar, Sırbistan’ın Kosovalı halka yaptığı fiili
baskı ve yıldırma politikalarıyla birleşince bu coğrafya Arnavutlar
için yaşanmaz oldu. Derken Yugoslavya’da savaşın patlak vermesiyle
birlikte Kosova’nın bağımsızlık umutları da güçlenmeye başladı.
Arnavutlar Dayton Anlaşması’ndan Kosova’nın hukuki statüsüyle ilgili
bir açılım umuyorlardı. Fakat Miloşeviç’in Kosova’nın anlaşmada gündeme
gelmemesi şartını koşmasıyla mesele gündeme alınmadı. Bu durum
Rugova’nın uzun yıllardır devam eden Gandici politikasının bir anlamda
iflasıydı. İşte böyle bir zamanda Rugova’nın asla tasvip etmediği ve
hatta “Sırp istihbaratının oyunu” olarak nitelendirdiği Kosova Kurtuluş
Ordusu (KKO) Arnavut gündeminde yer etmeye başladı. 1998 savaşıyla
birlikte de KKO artık uluslararası camia tarafından da kabul edildi.
Fakat bu durum Rugova’nın KKO ile olan soğuk savaşını dindirmedi.
Rugova, Batı yanlısı bir liderdi ve onun barışçı ve şiddetten uzak
politikaları Bosna’da iflas eden Batı için bulunmaz bir fırsattı. Batı
bu şekilde kendi isteklerine uygun politikaları rahatça
yürütebilecekleri, bir anlamda “söz dinleyen” bir liderle çalışmayı
uygun görmekteydi. Rugova’nın tekrar cumhurbaşkanı seçilmesi ve
partisinin parlamento seçimleriyle yerel seçimlerdeki başarıları da
bunu perçinledi. 1996’dan beri fiili olarak bölgede bulunan ABD, Rugova
ile uyumlu bir çalışma içerisindeydi ve BM Kosova Misyonu UNMIK’in
negatif birçok karar ve eylemine rağmen Kosovalı karar vericilerin
birçoğu da çözümün Batı merkezli politikalardan geleceğini ummaktaydı.
Bu noktada “Batı’ya rağmen biz ne yapabiliriz ki?” düşünce ve zihniyeti
de ağırlık kazanmaktaydı.
Geldiğimiz noktada 16 senedir fiili olarak Kosova’nın başında
bulunan bir ismin bugün olmaması, büyük bir açığı da beraberinde
getirmekte. Zira bugün Kosova’nın siyaset arenasına göz attığımızda,
bağımsızlığın hemen eşiğinde bulunan bölgenin ağırlığını taşıyabilecek
yetenek ve kapasitede bir liderin olmadığını görmekteyiz. Sırbistan’la
görüşmeler ateşten bir gömlek iken ve bu sorumluluğu kimin üstleneceği
bugün için belirsizken, %95’i Müslüman olan Kosova’da İbrahim Rugova
gibi yine Hıristiyan bir liderin devlet başkanı olması pek uygun
karşılanmayacak. Arnavutlar İbrahim Rugova’ya bağımsızlık yolunda
attığı adımlardan dolayı teşekkür etmekle birlikte kendilerini temsil
edebilecek Müslüman bir liderle yollarına devam etmek istiyorlar. Bu
noktada Haşim Taçi ve Ramuş Haradinay’a eski KKO geçmişlerinden dolayı
sıcak bakılmazken, Rugova’nın yerine geçici olarak getirilen Meclis
Başkanı Necat Datsi ve Başbakan Kosumi de Kosova’yı bekleyen zor süreç
dikkate alındığında tecrübesizlikleri nedeniyle yetersiz görülüyor.
Fakat tüm bu veriler bir yana Kosova’nın statüsü için karar verici
konumunda olan ABD, AB, Temas Grubu gibi uluslararası devlerin yer
aldığı topluluk, öncelikle kendi sunacağı çözüm önerisini
sindirebilecek ve karşı duruş sergilemeyecek bir lideri tercih
edecektir. Bu bağlamda Kosova’dan çok Batı’nın istediği bir lider
yaratılabilir.
|