Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 15

ORTADOĞU: İranın nükleer projesi ve ciddiyetten uzak tehditler PDF Yazdır E-posta
Yazar Alptekin DURSUNOĞLU   
Askerî tehdidin baş aktörü ABD’nin, Irak’ta İran lehine gelişen siyasal süreçteki başarısızlığı ortadayken savurduğu askerî tehditlerin ciddiye alınacak bir tarafı bulunmamaktadır.

İran’ın nükleer projesini, ülkenin silah sanayisi ile ilişkilendirerek tartışmaya açan analizler, ABD ve İsrail kaynaklı propagandaların bu konuda oldukça başarılı olduğunu düşündürüyor.

ABD ve İsrail’in iddiasına göre İran’ın nükleer projesi, ülkenin savunma sanayisinin bir parçası. Tahran’ın iddiasına göre ise bu proje, İran’a, nükleer teknolojinin sağlayacağı sıçramayı kazandıracak barışçı bir projedir. Konuyla ilgisi bakımından üçüncü tarafı oluşturan kesimler, bu iki iddiadan İran’a ait olanını gündem dışı bırakıp, ABD’nin iddiasını fiilen doğrulayarak iki farklı tutum içerisine girmeye yatkın görünüyor.

Birinci analize göre İran, “silah elde etmeye dönük nükleer projesini” gerçekleştirdiğinde, sahip olduğu rejimin karakteri bakımından başta İsrail olmak üzere ABD nüfuzu altındaki tüm bölge ülkelerine tehdit oluşturacaktır. Dolayısıyla da bu projenin engellenmesi gerekir. İkinci analize göre, “İran’ın nükleer silah projesi” bölgenin İsrail lehindeki askerî ve siyasî konjonktürünü dengeleyecek niteliktedir ve bu caydırıcılıktan dolayı desteklenmesi gerekir. Bu iki farklı analizin, İran’ın iddiasını neden ABD iddiası kadar inandırıcı bulmadığı gerçekten merakı mucip olmaktadır. ABD propaganda aygıtlarının başarısına işaret eden bu durumun, meselenin teknik, siyasî ve hukukî boyutları konusundaki cehaletten kaynaklandığı söylenebilir.

İran’ın nükleer projesi, sadece Rusya’yla ortaklaşa yürütülen Buşehr’deki reaktörden ibaret değil. İran, İsfahan’daki UCF tesislerini ve Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesislerini, kendi mühendislik imkanlarıyla kurdu ve nükleer teknoloji konusunda dışarıya bağımlı olmaktan çıkmış bir ülke statüsü kazandı. Şu an faaliyetleri gönüllü olarak askıda tutulan Natanz’daki tesislerde 145 santrifüjle uranyumu %3 oranında zenginleştirebilen İran’ın bu kabiliyeti, ABD iddialarının temelini teşkil ediyor. Silah olarak kullanılabilmesi için bu zenginleştirmenin %80 civarında olması gerekiyor.

Halbuki İran, nükleer silahların yayılmasını önlemeyi öngören NPT konvansiyonunun üyesi sıfatıyla, silah yapmayacağını taahhüt ederek NPT’nin tüm üye ülkelere sağladığı haklardan yararlanmak istiyor. Atom Enerjisi Ajansı’yla işbirliği yapıyor, Ajans’ın 1400 denetçisinin denetleme yapmasına imkan veriyor, tesislerinin kameralarla 24 saat izlenmesini yükümlülük olarak yerine getiriyor.

Tahran’ın nükleer programdan NPT’ye aykırı bir sapma göstermediğini belirten Ajans’ın raporları, İran’ın elini hukukî olarak güçlendiriyor. Bu durumda İran’ı engellemenin tek yolu olarak siyasî ve askerî seçenekler gündeme taşınıyor.

Hukukî bir zorunluluk olmamakla birlikte, Almanya, Fransa ve İngiltere ile İran arasında üç yıldır devam eden müzakere sürecinde, İran, iyi niyet adımları çerçevesinde İsfahan ve Natanz’daki faaliyetleri geçici olarak -gönüllü şekilde- askıya aldı. AB ülkelerinin hiçbir güvence vermeyen oyalamaları, İran’ı İsfahan’daki tesisleri faaliyete geçirmeye sevk edince müzakereler 2005 Temmuz’unda durmuş oldu.

İran’ın elinin güçlü olmasından kaynaklanan özgüvenle takındığı geri adım atmayan tutumu, Batı nüfuzu altındaki çevrelerce “İran’ın dünyaya meydan okuması” olarak yansıtılıyor. Bu konudaki teknik, hukukî ve siyasî süreci izleyen herkesin açıkça gördüğü gibi aslında “İran’ın dünyaya meydan okuması” değil, kendini dünya yerine koyan Batılıların uluslararası hukuk yerine “orman kanunu” dayatması söz konusudur.

Askerî tehdidin baş aktörü ABD’nin, Irak’ta İran lehine gelişen siyasal süreçteki başarısızlığı ortadayken savurduğu askerî tehditlerin ciddiye alınacak bir tarafı bulunmamaktadır. Bu konuda İsrail’in durumu ise ABD’den daha da beter gözükmektedir. Zira hiçbir stratejik derinliğe sahip olmayan İsrail’in İran’ı vurabileceği varsayılsa bile İran’ın karşı saldırısı ile hasar görecek Dimona nükleer tesislerinin yayacağı radyoaktif kirlikten dolayı İsrail diye bir ülke kalmayacağı ortadadır.

Askeri tehditler bir yana, İran’ın AB ülkeleri ile olan ticarî, petrol üreticisi rolünden kaynaklanan ekonomik ve Çin ve Rusya ile olan stratejik ilişkilerinden kaynaklanan diplomatik kozları, en uygulanabilir siyasal tehdit olarak gözüken Güvenlik Konseyi (GK) tehdidini bile etkisiz bırakmaktadır.

İran’ın 9 Ocak’ta nükleer araştırmaları başlatma kararının ardından aynı koro 16 Ocak’ta toplanan Ajans’ın Yöneticiler Kurulu’nda sadece bu konudaki endişesini bildirmekle yetindi ve dosyanın GK’ye havalesiyle ilgili görüşmeleri 2 Şubat 2006 tarihine erteledi. Şubat’ta da hiçbir netice alınamayacağını ve muhtemelen İran’ın Natanz’daki tesisleri aktif hale geçirme kararından sonra aynı tehditleri ve tartışmaları yeniden yaşayacağını tahmin etmek mümkün.

 

 

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Michel Gaude*
Değerli Konuklar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın düzenlediği, mültecilerin kötü yaşam koşulları üzerine görüşlerimi sunacağım konferansa katılmak benim için büyük bir onur...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*
Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa...

Adanmış Hayatlar Mülteci bir çizer; Naci el-Ali
Filistin direnişinin 60 yıllık öyküsünü, işgaller ve sürgünlerin özgürlüklerine gölge düşürdüğü binlerce Filistinlinin yurtlarından edilerek ülkelerine hasret bir hayata mahkum edilişini, çizgileriyle...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Fuat Özdoğru
Dünyada mülteci hareketleri, Türkiye'nin konumu ve mültecilerin karşılaştıkları sorunlar

Dünyadaki mülteci hareketleri, mültecilerin karşılaştıkları sorunlar ve Tür...

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

MÜLTECİLİK SEMPOZYUMU ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Uluslararası arenada mültecilik sorunu
  • Dünya üzerinde çeşitli nedenlerle yer değiştiren milyonlarca kişi bulunmaktadır. İster sığınmacı, ister mülteci, isterse göçme...