|
Ebu Gureyb, Guantanamo ve şimdi de işkencede sınır tanımayan
CIA uçaklarıyla adı ihlaller ile özdeşleşen ABD, nasıl oluyor da insan
hakları adına binlerce insanın en temel insani hakkı olan yaşam hakkını
bu kadar pervasızca ihlal edebiliyor?
İnsan hakları ihlalleri gerekçesiyle, başta Ortadoğu olmak üzere,
üçüncü dünya ülkelerine yönelik her türlü saldırıyı, ambargoyu ve
baskıyı meşru gören ABD, yeni bir işkence skandalı ile gündemde.
Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’nın doğu Avrupa ülkeleri
başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde gizli hapishaneler kurduğu
ve burada akla hayale gelmeyen işkenceler uyguladığı iddia ediliyor.
İddialara göre Amerikan ajanları; Avrupa, Afrika, Asya ve Ortadoğu’da
gerçekleştirdikleri operasyonlarla şüphelileri kaçırıyor ve CIA
uçakları ile bu gizli merkezlere götürüyor.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 10 Aralık ‘Dünya İnsan Hakları Günü’
münasebetiyle yaptığı açıklamada, “İşkence terörle mücadelenin asla bir
aracı olamaz. İşkencenin kendisi bir terör aracıdır.” dese de, ABD
Dışişleri Bakanı Rice, işkence ve kötü muamelenin engellenmesinin her
zaman mümkün olmadığını savunuyor.
Önde gelen insan hakları örgütlerinden Uluslararası Af Örgütü ve
İnsan Hakları İzleme Örgütü ise, CIA’nın Avrupa’da gizli cezaevleri
bulunduğu konusunda ısrarlı. Her iki örgüt de Polonya’nın, Avrupa’daki
gizli cezaevlerinin merkezi konumunda olduğunu, Romanya’nın ise terör
şüphelilerinin transferinde kullandığını iddia ediyor.
ABD yönetiminden iddialara yönelik henüz tatmin edici bir açıklama
gelmezken, bu gizli hapishanelerde işkence görenlerin yaptıkları
açıklamalar iddiaları destekliyor. Gizli cezaevlerinde işkence
gördüğünü öne süren Lübnan asıllı Alman vatandaşı Halid El-Masri, ABD
Hükümeti’ne dava açtı. 2003 yılı sonunda tatil için Makedonya’ya
giderken sınırda tutuklandığını ve işkenceye maruz kaldığını söyleyen
Masri, bir otel odasında üç hafta boyunca alıkonulup maskeli kişilerce
sorgulandıktan sonra, elleri ve ayakları bağlanarak, uçakla
Afganistan’a götürüldüğünü ve sonra yine uçakla Arnavutluk’a
götürülerek, ücra bir yol üzerinde bırakıldığını ifade etti.
Suriye asıllı Kanada vatandaşı Mahir Arar’ın da buna çok benzer bir
hikayesi var. Arar, 2002 yılında John F. Kennedy Havaalanı’nda
tutuklandığını ve bir jet ile önce Ürdün’e, ardından Suriye’ye
gönderildiğini ve orada yoğun işkence gördüğünü söylüyor. İşkence ile
suçlamaları kabul etmeye zorlanan Arar, 2003’te serbest bırakıldıktan
sonra, Masri gibi ABD’ye dava açtı. El-Cezire Televizyonu’nun görüştüğü
Hişam Abdurrahman ise İran’da yakalandığını ve Kandahar’a
götürüldüğünü, ardından Guantanamo’ya sevk edildiğini ve burada
kendisine işkence edildiğini söylüyor. Abdurrahman, bir Amerikan
askerinin Kur’an’ı parçalara ayırıp yere attığını, ardından
çiğnediğini, bir başkasının da Kur’an sayfalarını tuvalete attığını
ifade ediyor.
ABD’nin sınırları dışında hiçbir delile dayanmaksızın tutukladığı ve
gizli cezaevlerinde işkenceye maruz bıraktığı tutukluların tamamına
yakınının Müslümanlardan ve Arap ülkelerinden olması dikkat çekici. El-Kuds El-Arabi gazetesinde yer alan makalesinde Abdulbari Atvan, ABD yönetimini elinde bulunduran neoconları,
çatışmalarda öldürülen her bir Romalı askere karşılık 400 düşman
erkeğin idamını öngören bir yasa çıkaran Romalılara benzetiyor. Atvan,
hali hazırda Irak ve Afganistan’da yürütülen ve yakında Suriye ve İran
gibi başka ülkelere sıçraması beklenen ‘terörle mücadele’ savaşı
sırasında, 11 Eylül saldırılarında ölen her bir Amerikalıya karşı 1.000
Müslüman’ın öldürüldüğünü ifade ediyor.
Ebu Gureyb, Guantanamo ve şimdi de işkencede sınır tanımayan CIA
uçaklarıyla adı ihlaller ile özdeşleşen ABD, nasıl oluyor da insan
hakları adına binlerce insanın en temel insani hakkı olan yaşam hakkını
bu kadar pervasızca ihlal edebiliyor? Üstelik ABD, bu gayrimeşru işleri
için sürekli baskı altında tuttuğu Mısır, Fas, Suriye ve Afganistan
gibi ülkeleri kullanıyor. Oysa ABD Senatosu, daha geçtiğimiz Ekim
ayında Bush’un muhalefetine rağmen, ülke dışındaki tutsaklara insanlık
dışı, küçük düşürücü ve insafsız muameleyi yasaklayan bir yasa
tasarısını onaylamıştı. Bush, Senato’nun böyle bir karar almasının
‘gereksiz’ olacağını belirterek yasaya karşı çıkmıştı, gerçekten de
yaşanan gelişmeler bu yasaların muhalif kamuoyunun tepkisini
yumuşatmanın ötesinde hiçbir işe yaramadığını ortaya çıkardı.
Bir gerçek var ki, o da Ebu Gureyb’deki insanlık dışı görüntülerin,
Guantanamo’da uygulanan işkencenin, Afganistan’ın işgali sırasında
kurşuna dizilen yüzlerce insanın unutulduğu ve işkencede sınır
tanımayan ABD’nin seyyar işkencehanelerinin ve tutukluları oradan oraya
dünyanın dört bir yanına taşıyan CIA uçaklarının da yakın bir tarihte
unutulacağıdır. Hal böyle olunca trajikomik bir manzara ortaya çıkıyor:
Halepçe katliamının emrini veren Saddam sanık sandalyesinde otururken,
Irak’ta binlerce sivilin ölümüne neden olan işgal gücü ABD’nin kurduğu
mahkemede, kendisine işkence yapıldığını ve işkence yapanların
cezalandırılması gerektiğini söylüyor.
|