Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 13

AVRUPA: Fransada sıkılan tazyikli su ateşi körüklüyor PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Kavas   
Fransız banliyölerinde yaşanan olayların arka planında öncelikle yabancı ve göçmen damgasıyla dışlanan insanların ‘iyi Fransız’ vasfına sahip olamama duygusu yatıyor.

Uzun yıllardır geri kaldığı iddia edilen ülkelerdeki toplumların yaşadığı açlık, kuraklık ve tabii afetler neticesinde yaşanan sıkıntılar dünya basınında ve televizyonlarında geniş yankı buluyor. Gelişmiş ülkelerde bu tür sıkıntılar yaşanmaması için her türlü tedbirin alındığı büyük bir gururla vurgulanıyor. Özellikle de Batı Avrupa ülkelerinde böylesine bir nedenden dolayı bir halk ayaklanmasının asla mümkün olamayacağı ısrarla belirtiliyordu. 2005 yılı Ekim ayı sonunda başlayan ve Kasım ayı başında giderek tırmanan Fransa’daki olaylar bütün bu iddiaları boşa çıkardı. Artık sadece fakir Afrika ülkelerinde yaşayanların ayaklanmadığını herkes açık bir şekilde gördü. Yaşanan siyasi bunalımların sebep olduğu olaylar, Avrupa’da da yeni nesilleri endişelendirmektedir. Uluslararası ilişkiler üzerine kurulu dünya düzeninde millî olan değerler giderek zayıflamaktadır.

Giderek küreselleştiği iddia edilen dünyamızın nasıl bir küresel felakete sürüklendiği her geçen gün biraz daha anlaşılıyor. Aslında büyük şirketlerin yaklaşık 2 asırdır yönlendirdiği dünya siyaseti yavaş yavaş iflas etmektedir. Eskiden sanayi başta olmak üzere pek çok alanda kendi insanlarına istihdam alanı açan, hatta dışarıdan işgücüne ihtiyaç duyan Fransa, Almanya, İngiltere ve diğer gelişmiş ülkelerin dev şirketleri, az harcayıp çok kazanma yolunu tercih edince iç dengeler altüst oldu. Artık çok kazanan seçkin zümre, zaten az kazanan çoğunluğu giderek fakirliğe sevk eder hale geldi. Büyük işletmelerini ucuz işçilik uğruna Çin’e taşıyan dünyanın gelişmiş ülkeleri bir müddet sonra, orada ürettikleri malları alacak yeterli müşteri bulamayacaklar.

Fransız banliyölerinde yaşanan olayların arka planında öncelikle yabancı ve göçmen damgasıyla dışlanan insanların ‘iyi Fransız’ vasfına sahip olamama duygusu yatıyor. Haliyle bu nitelemeyle, göçmen çocuklar arasından da ‘iyi akademisyen’, ‘iyi siyasetçi’, ‘iyi idareci’, ‘iyi iktisatçı’, ‘iyi iş adamı’, ‘iyi sanayici’ ve benzeri kimseler çıkamayacağı iddia edilmiş oluyor. Zaten aradan geçen 50 yıl bunun nedenlerini açıkça göstermiştir.

Avrupa Birliği, Fransa’da tutuşan ateşin farkındadır ve bunun her an bütün kıtayı sarmasından endişe etmektedir. Bu nedenle 200 milyon avronun üzerine çıkan Fransa’daki zararı telafi etmek için derhal 50 milyon avro tahsis etmekte gecikmedi. Bu kanaatinde haklı olduğu da olayların sadece bütün Fransa’yı sarmakla kalmayıp Belçika, Almanya derken Yunanistan’a kadar uzanmasından anlaşılmaktadır. Oysa Avrupa topluluğu ülkelerine göç ettirilen veya kendi istekleriyle gelen bu insanların uyumu için ciddi gayret gösterilmeliydi. Sonuçta, bu günlerde yaşanan ve kimsenin hoş görmediği olaylar yaşanmazdı. Çoğunluğu Müslüman asıllı bu göçmenlerin ve yabancıların dinlerine karşı daima saldırgan bir tavır sergileyen devlet adamları, basın ve televizyonlar; gelinen bu noktada büyük bir sorumluluk sahibidirler. Avrupa siyasetini yönlendirenler, insan olarak varlıklarına ihtiyaç duydukları bu kimselerin kendi değerlerini yaşamalarına “tahammül” edemediği sürece bu sıkıntılar azalmayacak, bilakis artacaktır.

Fransa’da kameraların önünde her ne kadar yanan arabalar görüntülense de aslında arka planda yanan bir gençlik var. İhmal edilmiş, her türlü kötü alışkanlığa müptela olmuş, yok olan bir gençlik. Düştükleri bataklığın ortasında kendilerine karşı aşağılayıcı ifadeler kullanan ve mağrur tavırlar takınan Fransız İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy  tarafından “tazyikli su fışkırtan Karcher markalı aletlerle” temizlenmeyi bekleyen bu gençlik çaresizlik içinde. Ne gariptir ki, kendisi de bir göçmen ailenin çocuğu olan bakan, yaşadığı sıkıntılardan ders almamış görünüyor. “Harabat ehli” olarak gördüğü bugünün banliyö denilen “viranelerindeki” gençler arasından da “defineler!” çıkabileceğini tahayyül edememektedir. Macar asıllı Hrıstiyan bir baba ile Selanik asıllı Yahudi bir annenin çocuğu olan ve Yahudi-Hrıstiyan kültürünün bir bedendeki tezahürü olan bakan, Fransız siyasetinin zirvesine çıkma mücadelesinde, “ayak takımı, serseriler” dediği Müslüman gençliğin desteğini alarak üç dine de saygısını gösterebilecek mi? Kendisinden önceki devlet adamlarının Meclis’e vekil olarak sokamadığı bu gençlerin ufkunu açarak onlarla aynı çatı altında yer alabilecek mi?

 

 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....


DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...